Hizbullah’ın ‘baş kesme’ stratejisi: İsrail komutanları hedefte

05 Haziran 2026

Direniş güçlerinin son aylarda saha komutanları, operasyon merkezleri ve üst düzey askeri isimleri hedef alan saldırıları yoğunlaştırdığı, bu stratejinin İsrail ordusunun komuta yapısını baskı altına aldığı belirtildi.

YDH- El-Ahbar’ın bildirdiğine göre, Hizbullah tarafından dün Şakif Kalesi yakınlarında tankının içinde öldürülen Zırhlı Birlikler subayı Yüzbaşı Eitan Şmuel Lemberg, direnişin hedef aldığı son isim olmadı.

Direniş’in 2 Mart’tan bu yana yürüttüğü savaşta, İsrail ordusunun ilerleyen birlikleriyle klasik çatışma taktiklerinin ötesine geçen çok sayıda strateji uyguladığı belirtildi.

İntihar tipi İHA’larla yürütülen hava stratejisinin yanı sıra, savaşın seyrinde askeri literatürde “baş kesme ve düşmanı kör etme” olarak bilinen stratejinin öne çıktığı ifade edildi. Bu stratejinin, İsrail ordusunun “sinir sistemi” olarak tanımlanan subayları, karargâhları, operasyon odalarını ve elektronik harp sistemlerini hedef aldığı kaydedildi.

İsrail ordusunun dün yaptığı gecikmeli açıklamada, Direniş’in yaklaşık bir ay önce İsrail ordusunun Kuzey Bölge Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’ya suikast girişiminde bulunduğunu kabul etmesi, Direniş’in bu stratejiye bağlılığını ortaya koyan son örnek olarak değerlendirildi. Bu yaklaşımın artık Direniş’in operasyon planının temel unsurlarından biri haline geldiği belirtildi.

Direniş’in bu hedefe ulaşmak için hassas ve anlık istihbarat faaliyetlerine dayandığı, özellikle sahadaki birlik komutanlarının hareketlerini ve cephedeki faaliyetlerini yakından takip ettiği ifade edildi. Teğmenden yarbaya kadar uzanan saha subaylarının ve birlik komutanlarının hedef alınmasının nedeni olarak ise bu isimlerin İsrail ordusunun savaş doktrinindeki merkezi rolü gösterildi.

Söz konusu subayların yalnızca idari görevler üstlenmediği, aynı zamanda herhangi bir kara operasyonunun “ağırlık merkezi ve operasyonel motoru” olarak kabul edildiği belirtildi.

İsrail ordusundaki saha komutanlarının geniş yetkilere sahip olduğu, hava desteği isteme, topçu ateşi çağırma ya da baskın planlarını değiştirme gibi kararları merkezi operasyon odasına danışmadan alabildiği ifade edildi. Bu durumun İsrail birliklerine gerilla savaşı ve ani pusular karşısında esneklik kazandırdığı belirtilirken, aynı özelliğin bugün onları Direniş’in açısından önemli bir askeri ve psikolojik zafiyet noktasına dönüştürdüğü kaydedildi.

Netanyahu’dan kuzey komutanına: Üst düzey isimler hedefte

Yerleşimci platformlarının dün yaptığı paylaşımlarda, direnişin Başbakan Benyamin Netanyahu’nun ziyareti sırasında Şilomi yerleşimini hassas biçimde hedef aldığı belirtildi. Saldırının ardından Netanyahu’nun güvenlik ekibinin onu derhal güvenli bir bölgeye ve korunaklı sığınaklara tahliye etmek zorunda kaldığı aktarıldı.

Bu saldırının, İsrail’in en üst düzey siyasi liderliğinin dahi istihbarat açısından izlenebildiği ve doğrudan hedef bankasında yer aldığına dair “ateşli bir mesaj” niteliği taşıdığı ifade edildi.

Bu olaydan saatler önce ise İbranice medya, Kuzey Bölge Komutanı Tümgeneral Rafi Milo’nun hedef alınmasını gündeme taşıyordu. Milo saldırıdan kurtulmuş olsa da kuzey cephesindeki en üst düzey İsrailli askeri komutanın aracına ulaşılabilmesinin İsrail ordusu açısından büyük bir güvenlik ve askeri zafiyet olarak değerlendirildiği belirtildi.

Direniş’in daha önce de çok sayıda üst düzey komutanı hedef aldığı kaydedildi. Bunlardan biri, 20 Mayıs’ta 401. Zırhlı Tugay Komutanı Albay Meir Biderman oldu.

Biderman’ın hedef alınmasının, Haddasa beldesine yönelik başarısız bir gece sızma girişimini yönetmesinden sonra gerçekleştiği belirtildi. Tugay komutanının şafak vakti Debel beldesinin eteklerinde kurulan yeni operasyon merkezine döndüğü, ancak hareketlerinin direniş keşif unsurları tarafından sürekli izlendiği ifade edildi.

Saat 07.50’de “Ebabil” tipi bir intihar İHA’sının operasyon merkezine ulaştığı ve bölgeyi taradığı aktarıldı. İHA’nın son katta kamuflaj örtüsünün arkasında bulunan subayları tespit ettiği, içeri kaçmaya çalışmaları üzerine onları takip ederek doğrudan operasyon odasında infilak ettiği belirtildi.

Saldırıda Albay Meir Biderman’ın başından ağır yaralandığı, iki subayın da yaralandığı kaydedildi.

Bundan iki gün önce ise Direniş’in, sivillerin hedef alınmasına karşılık olarak 300. Tugay Komutanı’nı Şomera yerleşimindeki aracında intihar tipi İHA ile vurduğu belirtildi.

Benzer şekilde, 31 Mart’ta elit Nahal Tugayı’na bağlı bir tabur komutanının Beyt Lif beldesinde düzenlenen mayınlı saldırı ve çatışmada hedef alındığı, olayda İsrail destek kuvvetlerinden ölü ve yaralılar bulunduğu, bunlar arasında tabur komutanının da yer aldığı aktarıldı.

Haziran ayında da Direniş’in Şakif Kalesi çevresinde bulunan elit Golani Tugayı’na mensup üst düzey subayları eş zamanlı biçimde hedef aldığı belirtildi.

Bunların yanı sıra Direniş’in, 31 Mart’ta Uveyda Tepesi’nde üst düzey bir askeri konvoyu, 3 Mayıs’ta Beyyada beldesinde “Nemir” zırhlı aracındaki komuta ekibini ve 12 Nisan’da Tayyibe beldesindeki bir komuta aracını intihar tipi İHA’larla hedef aldığı ifade edildi.

İsrail komutanları inisiyatifi kaybetti

Haberde, Direniş’in İsrail ordusunun saha komutanlarını bir savaş ortamına çekmeyi başardığı belirtildi.

İsrail subaylarının yıllar boyunca ekranlar üzerinden savaş yönetmeye, yapay zekâ sistemlerine ve mutlak hava desteğine güvenmeye alıştığı ifade edilirken, Direniş’in teknolojik üstünlüğü etkisiz hale getirdiği öne sürüldü. Bu kapsamda “Drone Dome” sisteminin düşürüldüğü, Trophy aktif koruma sisteminin İHA’larla aşıldığı ve helikopter desteğinin etkisiz bırakıldığı kaydedildi.

Bu durumun İsrail subaylarını karmaşık arazi koşullarında yüz yüze savaşmaya zorladığı, sahada belirleyici kararlar almakta zorlandıkları ve klasik tuzaklara düştükleri iddia edildi.

Haberde, bunun sonucunda 146., 36. ve 98. tümenler gibi saldırı birliklerinin ağır kayıplar verdiği, manevra kabiliyetlerinin aşındığı ve komuta yapısının en üst seviyesinin dahi direniş ateşi karşısında açık hale geldiği vurgulandı.

“Yenilmiş ekin yaprağı” olarak adlandırılan savaşta, “başarılı subayın düşmana kendi temposunu kabul ettiren kişi olduğu” yönündeki askeri kuralın tersine döndüğü öne sürüldü.

Direniş’in stratejisi sayesinde İsrailli subayların artık yalnızca gelişmelere tepki veren konuma itildiği belirtilirken, her gün karargâhlarına dalış yapan İHA’lar, yanan tanklar ve yaralı askerlerle uğraşmak zorunda kaldıkları ifade edildi.

Haberde, bu durumun sonucunda İsrail saha komutasının inisiyatifi tamamen kaybettiği ve savaş alanındaki üstünlüğün direniş güçlerinin eline geçtiği değerlendirmesine yer verildi.