ABD'li diplomat Nides: Yeni anlaşma nükleer anlaşmaya benzemek zorunda kalacak

06 Haziran 2026

ABD'nin eski Tel Aviv Büyükelçisi Tom Nides, İran ile savaşın çözümü için yapılacak yeni bir anlaşmanın kaçınılmaz olarak 2015 yılındaki nükleer anlaşmaya benzeyeceğini belirtti.

YDH - ABD Başkanı Donald Trump, aylardır İran ile yaşanan savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılacağı yönünde güven aşılayan açıklamalar yaparken, İsrail'in kendi askeri hedefleri doğrultusunda ilerleme kararlılığı, Trump'ın kriz üzerindeki gerçek kontrolünün sınırlarını tartışmaya açtı.

ABD'nin Barack Obama dönemi sonrasında, 2021 ile 2023 yılları arasında İsrail'de görev yapan eski Tel Aviv Büyükelçisi Tom Nides, Bloomberg yayınında David Gura ve Christina Ruffini'nin sorularını yanıtlayarak bölgedeki diplomatik hareketliliği, liderler arasındaki gerilimleri ve müzakerelerin geleceğini değerlendirdi.

Tel Aviv'den yayına katılan Nides, Pakistanlı bir aracı vasıtasıyla taraflar arasında kağıtların gidip geldiği bir dolaylı müzakere sürecinin yürütüldüğünü anımsatarak, tarafların er ya da geç bir uzlaşıya varmak zorunda kalacağını belirtti.

Bu sürecin sonunda ortaya çıkacak metnin kaçınılmaz niteliğine işaret eden Nides, İsrail'in bu duruma yaklaşımını ve anlaşmanın muhtemel mimarisini şu sözlerle açıkladı:

"Günün sonunda bir anlaşmaya varacağız, öyle ya da böyle bu gerçekleşecek. Bu yeni anlaşma, Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşmaya son derece benzer bir yapıda olacak. Gerçek olan budur. Biz bunu farklı şekillerde süsleyebilir, farklı isimlerle tanımlayabiliriz ancak nihayetinde yaşanacak olan budur. İsrailliler belki de isteksizce bu duruma razı olmak zorunda kalacaklar. İsrai ile ABD ordularının, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na ve Başkan Trump'ın da ifade ettiği üzere askeri kapasitelerinin büyük bir bölümüne çok büyük zarar verdiği tartışmasız bir gerçektir. Ancak İran halen devasa bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. En nihayetinde ABD Başkanı masaya oturmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacak ve varılacak uzlaşı, üzerinde başka süslemeler olsa ve farklı bir ad taşısa da 2015 yılında müzakere ettiğimiz anlaşmaya fazlasıyla benzeyecek. İsrailliler de buna ayak uyduracaktır."

"Bu müzakereler bizim için de zordu, Trump yönetimi için de zor"

Yeni yapılacak bir anlaşmanın, çok sayıda uluslararası destek, diplomatik çaba ve teknik nükleer uzmanın katılımıyla uzun aylarda hazırlanan ilk anlaşma kadar dayanıklı olup olamayacağı sorusu, diplomatik çevrelerde en çok tartışılan konular arasında yer alıyor.

Trump yönetiminin teknik uzmanları sürece dahil etmekte geç kaldığı yönündeki eleştirileri ve Steve Witkoff'un nükleer uzmanlarla yaptığı iddia edilen görüşmeleri değerlendiren Nides, nükleer diplomasi yürütmenin zorluğunu şu ifadelerle dile getirdi:

"Burada oturup sadece eleştiren bir kişi olmak istemem. Bu müzakereler son derece zordur. Obama yönetimi döneminde bizim için de zordu, şu anda Trump yönetimi için de zor. İranlılar asla vazgeçmiyorlar, oldukça agresif bir diplomasi yürütüyorlar. Obama yönetimi ile İranlılar arasında, Avrupalı müttefiklerimizin de katılımıyla neredeyse iki yıllık bir sürede hazırlanan 195 sayfalık bir anlaşmadan bahsediyoruz. Bu yüzden çıkıp da bu işin kolay olduğunu söyleyecek kişi ben değilim. Kolay bir iş değil. Zaten tam da bu nedenle, söz konusu anlaşma tek taraflı olarak yırtıp atıldığında birçoğumuz derin bir hayal kırıklığı yaşamıştık. Yeni anlaşmanın dayanıklı olup olmayacağını ise zaman gösterecek. Bildiğiniz gibi bu, yürürlükteki çok sayıda yaptırıma rağmen bir nevi karşılıklı güvene dayalı bir anlaşmadır. Benim beklentim ve umudum, tehdidin büyük kısmını ortadan kaldıracak güçlü bir anlaşmaya varmalarıdır. Ancak kimse şaşırmasın, bu süreç çok karmaşık hale geldi ve ciddi bir zaman ayrılmasını gerektiriyor."

ABD'nin İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmaları durdurmak için hazırladığı taslak anlaşma metnine değinen Nides, sahadaki gerçeklikleri şu şekilde analiz etti:

"Lübnan'ın güneyi ve İsrail'in kuzeyindeki durumu yakından takip etmeyenler için belirtmek gerekir ki, İsrail'in kuzey bölgeleri Hizbullah tarafından sürekli olarak bombalanıyor. Dolayısıyla İsrail Başbakanı kuzeyde büyük bir tehdit olduğunu söylediğinde kesinlikle haklıdır. Hizbullah'ın çatışmaları durdurmaya yönelik somut bir niyeti bulunmuyor ve tehdit son derece gerçektir. Bununla birlikte, İsrail'in Lübnan içlerine doğru ilerlemeye devam etmesinin bölgede çok büyük bir gerilim ve sürtüşme yarattığı da yadsınamaz bir gerçektir. Burada açıkça konuşmak gerekirse, işin sırrı şudur: Hizbullah'ı tamamen İranlılar kontrol ediyor. İranlılar bu konunun müzakerelerin bir parçası olmasına karar verdikleri an, Hizbullah ile olan çatışmalar anında son bulacaktır ve nihayetinde İsrail ile olan savaş da bitecektir. Hepimizin bildiği gibi, bölgedeki her şey birbirine göbekten bağlıdır. İran tamamen bu vekil güçlerine odaklanmış durumda, biz ise İran ile doğrudan bir anlaşma yapmaya odaklanıyoruz. Hizbullah ise bu süreçte elinden geldiğince zaman kazanmaya çalışıyor. Benim şu an içinde bulunduğum bu coğrafyada işler son derece karmaşık bir seyir izliyor."

"Parayı kontrol eden kişi genellikle sahadaki eylemi de kontrol eder"

Nides, Hizbullah ve Filistin direnişinin liderlik kadrolarındaki kayıplara rağmen finansal bağların belirleyici rol oynamaya devam ettiğini şu sözlerle vurguladı:

"Bu konuyu kimse yanlış anlamasın. İsrailliler ve Amerikalılar lider kadrolarının büyük bölümünü etkisiz hale getirdikten sonra komuta zincirinin ve iletişim ağlarının ciddi şekilde zarar gördüğü doğrudur. Ancak Gazze'de, Hizbullah'ta ve Husilerde yaşananların da kanıtladığı üzere, parayı kontrol eden kişi genellikle sahadaki eylemi de kontrol eder. Bölgede tamamen bağımsız hareket eden bazı aktörler var mıdır? Kuşkusuz vardır. Fakat hiç şüpheniz olmasın ki kontrol İran'ın elindedir ve eğer isterlerse bölgedeki vekil güçlerin büyük bölümünü doğrudan yönlendirebilirler."

İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Trump arasındaki kişisel ilişkiler ve bu ilişkilerin yürütülüş biçimi de diplomatik kulislerin öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Trump'ın Netanyahu ile yaptığı ve içeriği oldukça sert geçen telefon görüşmesinin basına sızması, iki lider arasındaki diyalog ortamının niteliğine dair spekülasyonları artırdı.

Netanyahu'nun bu sert görüşmeleri "dürüst ve açık bir ilişki biçimi" olarak tanımlamasını değerlendiren Nides, ABD ile İsrail arasındaki güç dengesini şu şekilde açıkladı:

"Ben bu süreçleri yakından gözlemledim. Joe Biden'ın, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun yüzüne kaç kez telefon kapattığını ve aralarında kaç kez bağrışmalı tartışmalar yaşandığını saymak muhtemelen imkansızdır. Başkan Trump'ın Netanyahu ile olan ilişkisinin de Joe Biden'ınkinden çok farklı olduğunu düşünmüyor ve bunu görmüyorum. Bu durum, Başkan Trump'ın başbakanı desteklemediği anlamına gelmez. Ancak şu gerçeği çok net görmek gerekir ki, başbakanın ABD'ye ihtiyacı var. Bizim desteğimize, askeri yardımlarımıza ve istihbarat paylaşımımıza muhtaç durumdadır. Dolayısıyla Başkan Trump'ın hedefinin çok net bir şekilde bu savaşı bitirmek olduğu ortadayken, başbakanın attığı adımların bu hedefe engel olduğunu hissettiği anlarda Trump'ın ciddi şekilde öfkelenmesi son derece doğaldır. Öte yandan İranlılar da aptal değiller. Hizbullah gerekçesiyle Trump ile olan görüşmelerin bittiğini açıkladıklarında bunun nasıl bir sonuç doğuracağını çok iyi biliyorlardı. Bu açıklamayı yaptıklarında Başkan Trump'ın hemen telefonu kaldırıp başbakanı arayacağını öngörmüşlerdi ve nitekim tam olarak bunu yaptılar. Dolayısıyla hepimiz anlamalıyız ki İranlılar akıllıca hamleler yapıyorlar. Bu oyunu nasıl oynayacaklarını biliyorlar ve ABD Başkanı'nın haklı olarak bu savaşı bitirmek istediğini de görüyorlar. Başbakan Netanyahu ise bu iki cenderenin arasında sıkışmış durumda kalıyor. Başkan Trump kendisine bu savaşın bittiğini söylediğinde, Netanyahu savaşın gerçekten bittiğini anlamak zorunda kalacaktır. Henüz o noktada değiliz ancak umuyorum ki yakında bu noktaya geleceğiz."

"Parayı masaya koyarak insanları uzlaştırmaya çalışmak asıl meseleyi kaçırmaktır"

Müzakerelerin takvimi ve yakın gelecekte atılacak adımlar konusunda Pakistanlı bir temsilcinin Tahran'a yaptığı ziyaretler diplomatik trafiğin hızlandığını gösteriyor.

Sürecin çözüme kavuşması için öncelikle aşılması gereken teknik ve finansal engeller olduğunu belirten Nides, nükleer envanterin geleceğine ilişkin henüz konuşulmamış çok önemli başlıklar olduğunu hatırlatarak değerlendirmelerini şöyle tamamladı:

"Gelecek bir hafta veya on günlük süre içinde bu sorunun çözülmesine yönelik çok daha net göstergeler elde edeceğimizi düşünüyorum. Finansal kaynaklar ve para meseleleri bir şekilde çeşitli yöntemlerle çözüme kavuşturulabilir. Ancak asıl büyük ve henüz konuşulmayan mesele, İran'da bulunan ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum içeren nükleer tüplerin ve kapsüllerin nasıl imha edileceği veya buralardan nasıl uzaklaştırılacağı konusudur. Bu konu şu ana kadar masada ciddi bir şekilde tartışılmadı bile. Dolayısıyla sadece parayı masaya koyarak insanları uzlaştırmaya çalışmak ve onları müzakere masasına getirmek, aslında resmin bütünündeki asıl büyük meseleyi kaçırmaktır. Yine de günün sonunda ABD Başkanı'nın bu konuyu çözüme kavuşturmak için son derece kararlı ve motive olacağını düşünüyorum. Bölge barışı adına bunun bir an önce gerçekleşmesini temenni ediyorum."