İngiliz diplomat Crooke: İsrail kalıcı güvenlik doktriniyle çıkmaza girdi

06 Haziran 2026

Eski İngiliz diplomat ve yazar Alastair Crooke, İsrail'in "kalıcı güvenlik" ve mesihçi vizyon ekseninde yeni bir askeri doktrine geçtiğini ve bunun Gazze ile Lübnan'da sivil yıkıma yol açtığını belirtti.

YDH - Dialogue Works YouTube kanalında gerçekleştirilen mülakata katılan Çatışma Forumu (Conflicts Forum) Direktörü ve Direniş: İslam Devriminin Özü kitabının yazarı olan emekli İngiliz diplomat Alastair Crooke, İsrail, İran ve ABD üçgeninde yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

İsrail'in Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesini vuracağını ve kentin tahliye edilmesi gerektiğini duyurmasının ardından, İran'ın da İsrail'in kuzeyi için benzer bir uyarıda bulunarak, Dahiye'ye yönelik bir saldırıya İsrail'in kuzeyini vurarak karşılık vereceğini açıklamasını ele alan Crooke, İsrail'in güvenlik anlayışında yaşanan köklü değişime dikkat çekti.

Crooke, İsrail'in düşünce yapısında yalnızca Lübnan'a ilişkin değil, genel anlamda belirgin bir değişim yaşandığını, ilk olarak yeni bir güvenlik doktrinine geçildiğini ve aynı zamanda "Büyük İsrail" kavramına dair yeni bir anlayışın benimsendiğini ifade etti.

Bu anlayışın İsrail'deki herkes için olmasa da belirli bir kesim için "Büyük İsrail"in silah zoruyla hayata geçirilecek ve İsrail'e lütuf getirecek mesihçi bir proje olarak görüldüğünü belirten Crooke, bu kesimin inancına göre söz konusu projenin kurtuluşu somut bir gerçeğe dönüştüreceğini ve Mesih'in gelişinin habercisi olacağını kaydetti.

Güvenlik bağlamında İsrail'in "kalıcı güvenlik" fikrini benimsemesiyle durumun dramatik bir şekilde değiştiğini aktaran Crooke, İsrail'in kuruluş yıllarına ve dönemin Başbakanı David Ben-Gurion'a uzanan eski tarz güvenlik doktrininden uzaklaşıldığını dile getirdi.

Ben-Gurion'un, "Biz küçük bir ülkeyiz, nüfusumuz az, kaynaklarımız kısıtlı. Sınırlarımız içinde kalmalıyız ve profesyonel bir ordumuz var. İhtiyaç duyduğumuzda sayıları tamamlamak için yedek askerlere çok fazla güvenmek zorundayız" şeklindeki yaklaşımını hatırlatan Crooke, o dönemde savaşın kendi başına bir amaç olmadığını, siyasi hedeflere ve siyasi çözümlere ulaşmak için bir araç olarak görüldüğünü belirten Clausewitzci bir anlayışın hakim olduğunu ifade etti.

Ben-Gurion'un bu yaklaşımının, büyük ölçüde 7 Ekim olayları nedeniyle yüzde yüz oranında tersine döndüğünü belirten Crooke, İsraillilerin 7 Ekim'i kendilerine yönelik bir Holokost (Yahudi Soykırımı) olarak tanımlamaya başladıklarını aktardı.

Yaşananların gerçekte bir soykırım olmadığını, ancak İsrail toplumunun bunu "başka bir Holokost" olarak gördüğünü ve bu algının İsrail bilincine derinden işlediğini kaydeden Crooke, bu durumun, Holokost'un bitmiş bir geçmiş olay değil, İsrail'in her zaman eşiğinde bulunduğu güncel bir tehdit olduğu fikrini doğurduğunu söyledi.

Kalıcı güvenlik doktrininin kökenlerinin İkinci Dünya Savaşı'na ve düşman bir nüfusun kalarak çocuklarının büyüyüp düşmanlık gütmesine izin verilemeyeceği fikrine dayandığını belirten Crooke, bu zihniyetin Bin Yıllık Reich kavramı döneminde ortaya çıktığını ve Gazze'de masum kimsenin olmadığı, sorunun kökenine inmek amacıyla çocukların ve kadınların hedef alındığı, böylece Filistinlilerin İsrail için bir tehdit oluşturma kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılması gerektiği inancının temelini oluşturduğunu ifade etti.

"İsrail güney Lübnan'da bir tampon bölge değil, bir çöl yaratıyor"

Bununla birlikte İsrail ordusu içinde bu duruma karşı ciddi bir tepki olduğunu, İbranice basını yakından takip ettiklerini ve ciddi İsraillilerin, "Bu çok saçma. Hedefleri belli olmayan yedi farklı savaşa saplanmış durumdayız, bunun için kaynaklarımız yok ve bu savaşları kaybediyoruz; İsrail'in kendi sınırları içinde kalması gerektiğini öngören Ben-Gurion doktrinine geri dönmenin zamanı gelmiş olabilir" şeklinde değerlendirmelerde bulunduklarını aktardı.

Ancak mevcut askeri kalıcı güvenlik doktrininin, kurtuluşu yakınlaştıracağı inancıyla "Büyük İsrail" topraklarının tamamının alınmasını öngören mesihçi görüşle kaynaştığını belirten Crooke, aslında açıkça söylenmese de Siyonizm kavramının bütünüyle yeniden düşünülmesi gerektiğinin dile getirildiğini ifade etti.

İsrail'in mevcut haliyle ilerleyemeyeceğini, İran'la ve kışkırtıp yarattığı diğer tüm savaşlarda çıkmaza girdiğini sözlerine ekledi.

Lübnan'da yaşananların arka planında bu zihniyetin yattığını kaydeden Crooke, ateşkes çağrısı yapanların kalıcı güvenlik doktrininin, İsrail'in kuzey kasabalarına ve Celile'ye uzanan sınır bölgelerine komşu bir güney Lübnan'da silahlı bir Hizbullah'ın varlığını reddettiğini anlamadıklarını belirtti.

İsrail'in başlangıçta Lübnan hükümetinin belirli bir kesimini, özellikle Marunileri ve bazı Sünni grupları kullanarak Hizbullah'ı silahsızlandırmaya çalıştığını, ancak Lübnan hükümetinin siyasi iradesi olsa bile Hizbullah'ın devletin dokusunun bir parçası olması nedeniyle bunu başaramayacağının anlaşıldığını ifade etti.

Lübnan hükümetinin bir kanadının Fransızlar tarafından kurulan eski küçük Hristiyan anklavına dönmek istediğini, ancak anayasal gerçeğin ve Hizbullah'ın varlığının bu görüşü reddettiğini aktaran Crooke, Lübnan'ın Hizbullah'ı siyasi olarak yok etmeyi reddetmesi üzerine İsrail'in güney Lübnan'ı bizzat ele alarak bir tampon bölge oluşturma kararı aldığını bildirdi.

Crooke, "İsrail güney Lübnan'da bir tampon bölge değil, bir çöl yaratıyor" ifadelerini kullandı. Bu sürecin bir çöl yaratacak seviyede bir yıpratma savaşı olduğunu, bazı bölgelerde tek bir ağacın bile bırakılmadığını ve sivillerin geniş çapta öldürüldüğünü kaydetti.

Dahiye tehdidinin 2006 yılına uzanan bir geçmişi olduğunu ve o dönemde Dwight Eisenhower'a atfen (Dahiye doktrinini kastederek) "Dahiye'yi dümdüz etmeliyiz" şeklinde yaklaşımların bulunduğunu hatırlatan Crooke, Dahiye'nin bir Hizbullah kampı değil, Hizbullah üyelerinin de yaşadığı sıradan bir Beyrut banliyösü olduğunu ve 2006'da büyük ölçüde yıkıldığını vurguladı.

İsrail'in bu bölgeyi yeniden ve daha ağır biçimde yok etmek istemesinin nedeninin Hizbullah komutanlarının orada bulunması olmadığını, komutanların çoktan bölgeyi boşalttığını belirten Crooke, asıl amacın Lübnan sivillerini cezalandırarak onları Hizbullah'a karşı kışkırtmak olduğunu dile getirdi.

"İran artık müzakere yerine tırmandırmalı caydırıcılık aşamasına geçmiştir"

Ateşkes süreçlerine değinen Crooke, İslamabad görüşmelerinden bu yana İran'ın yaklaşımının "ya herkes için ateşkes ya da hiç kimse için ateşkes yok" şeklinde olduğunu, Lübnan, Gazze, Yemen ve Yeşil Bölge'deki tüm İsrail karşıtı direniş unsurlarını kapsayan bir ateşkesin talep edildiğini belirtti.

İsrail'in saldırıları sonucunda Lübnan'da 3.000 kişinin hayatını kaybettiğini ve 1 milyon kişinin evsiz kaldığını hatırlatan Crooke, Hizbullah'ın Lübnan içlerine giren ve evleri yıkan İsrail ordusuna karşı çok sert bir direniş gösterdiğini kaydetti.

Hizbullah'ın fiber bağlantılı yeni insansız hava araçları kullanarak İsrail'in kuzey kasabalarındaki askeri hedefleri vurduğunu ve esasen İsrail'in güney Lübnan'da yaratmak istediği tampon bölgeye eşdeğer bir tampon bölgeyi İsrail'in içinde oluşturduğunu ifade etti.

Bu çatışmalarda İsrail ordusunun günde tahminen 8 ila 10 arasında zayiat verdiğini, her ne kadar tüm sayılar sansürlense de bu durumun İsrail kamuoyu için katlanılamaz göründüğünü aktardı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Başbakan Benyamin Netanyahu'nun Beyrut'a ve Dahiye'ye saldırmayacaklarını açıklamasının İsrail genelinde Netanyahu'ya karşı "Hizbullah'a saldırmamıza izin verilmeyecek mi?" şeklinde bir protesto tsunamisine yol açtığını belirten Crooke, bunun kalıcı güvenlik doktrininin bir sonucu olduğunu ve İsrail'in geri adım atmasının mümkün görünmediğini dile getirdi.

İsrail'in Lübnan hükümetindeki kendisine sempati duyan üyelerle görüşerek Hizbullah'ın kökünün kazınması şartıyla ateşkese onay vereceğini ilettiğini, ancak Lübnan hükümetinin bunu tam anlamıyla yapamayacağını bildirdiğini ve Washington'da müzakere edilen bir ateşkesi kabul etmediklerini ifade etti.

Hizbullah ve Yemen'in İran'ın vekilleri olduğu yönündeki söylemleri de değerlendiren Crooke, bu iddiaların tarihi gerçekleri yansıtmadığını belirtti.

Güney Lübnan'ın yıllar boyunca Şii bir bölge olduğunu ve 1501 yılında Safevi devlet yapısının güney Lübnan'dan getirilen alim aileler ve kurumlar tarafından inşa edildiğini hatırlatan Crooke, tarihi açıdan bakıldığında Lübnanlı Şiilerin İran'ın vekili olmaktan ziyade Safevilerin Lübnanlı Şiilerin vekili konumunda olduğunu kaydetti.

Hasan Nasrullah'ın durumuna ilişkin kişisel tecrübelerini paylaşan Crooke, İran'ın Nasrullah'a sadece gerçek bir devlet adamı olarak değil, aynı zamanda bilge bir kişi olarak büyük saygı duyduğunu ve İran'ın Nasrullah'a ne yapacağını söylemesinden ziyade Nasrullah'ın İran'a siyasi tavsiyelerde bulunduğunu ifade etti.

İran'ın çölde nükleer bomba denemesi yapacağına dair söylentilere ilişkin olarak Crooke, İran medyasını yakından takip edenlerin de bildiği gibi, İran'ın eski liderinin nükleer silahlara karşı yayımladığı fetvada herhangi bir değişiklik olduğuna dair hiçbir emare bulunmadığını kaydetti.

Fetvanın gizli bir belge değil, dini ve devletsel bir metin olduğunu belirten Crooke, İran'da Hıristiyanlıktaki Augustinusçu haklı savaş doktrinine benzer bir İslami haklı savaş anlayışı bulunduğunu, masumlara saldırmanın veya önceden uyarı yapmaksızın saldırı düzenlemenin yasak olduğunu ve bu kuralların İslam Peygamberinin Mekke dönemine kadar uzandığını hatırlattı.

Fetvanın meclis oylamasıyla değil, ancak kanunu yorumlamaya yetkili müçtehitlerin bir araya gelerek, tıpkı Afganistan'daki Loya Cürga benzeri bir mecliste zamanın ve koşulların değiştiğine dair içtihat tartışmaları yapmasıyla değiştirilebileceğini vurgulayan Crooke, böyle bir tartışmanın ne dini lider düzeyinde ne de Kum kentinde gerçekleştiğine dair bir belirti bulunmadığını aktardı.

Bunun yerine İran'ın müzakerelerden ziyade "tırmandırmalı caydırıcılık" olarak adlandırılan yeni bir aşamaya geçtiğini vurgulayan Crooke, Hürmüz Boğazı bölgesindeki deniz ablukasına ve altyapıya yönelik herhangi bir ABD müdahalesine karşı İran'ın gerilimi tırmandırdığını belirtti.

İran'a ait bir tankerin motor dairesinin bir uyarı atışıyla değil, doğrudan gemiyi devre dışı bırakmayı amaçlayan bir Hellfire füzesiyle vurulmasının ardından İran'ın Kuveyt'teki ABD havaalanı ve helikopter üssüne yönelik tırmandırıcı bir saldırıyla güçlü bir karşılık verdiğini hatırlattı.

Lübnan'da ateşkesin ihlal edilmesi halinde İran'ın İsrail'in de ateşkesin parçası olmadığını kabul ederek İsrail'in kuzey kasabalarına devasa bir füze barajı planladığını kaydeden Crooke, şu anda hiçbir müzakere yürütülmediğini ve durumun tamamen sessizliğe büründüğünü ifade etti.

Batı'nın nükleer silahların yayılmasını önleme politikasının aslında devletleri silahlanmaya ittiğini belirten Crooke, Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi kimsenin bu ülkeye dokunamadığının görüldüğünü; halihazırda nükleer bir güç olan Rusya'da bile, neo-muhafazakarların "Putin blöf yapıyor, nükleer bir çatışmayı ABD kazanır" şeklindeki söylemleri nedeniyle Rus nükleer caydırıcılığının psikolojik etkisini yitirip yitirmediğine dair tartışmaların başladığını aktardı.

İran'ın fetvayı değiştirmeden gizlice nükleer silaha sahip olmasının sonuçlarını değerlendiren Crooke, böyle bir senaryonun devletleri nükleer silaha teşvik etmeyen Rusya ve Çin tarafından hoş karşılanmayacağını; öte yandan ABD'de Tulsi Gabbard, istihbarat servisleri ve Trump'ın "Biz size söylemiştik" diyerek durumu kendi lehlerine kullanacaklarını ve ABD üzerinde olağanüstü bir etkiye sahip olan Yahudi finans kartelinin buna nasıl bir tepki vereceğinin öngörülemez olduğunu dile getirdi.

Mevcut koşullarda İran ile ABD arasında bir anlaşma olmasını beklemediğini belirten Crooke, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) müzakerelerine geri dönülmesinin, İsrail'in istihbarat ajanlarını müfettiş olarak ülkeye sokma ve daha önce suikasta kurban giden bilim insanlarının kimliklerini ifşa etme talepleri nedeniyle imkansız göründüğünü ifade etti.

"İsrailliler Amerikan ordusunu devralmak için tersine satın alma teklifi veriyor"

Trump'ın içinde bulunduğu siyasi açmaza değinen Crooke, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünün fiilen İran'da olduğu gerçeğinin Ortadoğu'nun jeopolitik çehresini değiştirdiğini, Körfez ülkelerinin ve Avrupa devletlerinin İran'la ilişkilerini yeniden düşünmek zorunda kalacaklarını kaydetti.

İran'ın, kapısının önündeki Amerikan üslerine ve altyapılarına yönelik olarak, ABD çıkarlarına verilecek zararın İran'a verilecek zarardan daha maliyetli olacağı tırmandırmalı vuruş kabiliyetlerine sahip olduğunu belirten Crooke, ABD ordusunun askeri bir tepki verme kapasitesine sahip olmadığını anladığını aktardı.

ABD'nin Pentagon'daki karar alıcılarının, sivilleri bombalamanın bir savaş suçu olduğunu İsrail'den daha fazla önemsediklerini ifade eden Crooke, Trump'ın nükleer zenginleştirilmiş uranyum meselesini önemsemediğini açıklamasına rağmen kişisel bir zafer peşinde koştuğunu, ancak ortada ona bu zaferi sunacak bir çıkış yolu bulunmadığını vurguladı.

İsrail'in durumu tırmandırma ihtiyacının temelinde, Hizbullah'ın insansız hava araçları ve roketleri karşısında çaresiz kalmasının yattığını belirten Crooke, İsrail'in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi'nin Hizbullah'ın araştırma-geliştirme bataryalarını, iletişim sistemlerini ve asker toplanma alanlarını ne kadar etkili vurduğunu itiraf ettiğini hatırlattı.

İsrail'in bu gerçeği değiştiremediği için Dahiye doktrinine sarılarak her şeyi yok etme yoluna gittiğini söyleyen Crooke, İsrail'in ABD'yi bölgede tutmak istediğini aktardı.

Öte yandan ABD'nin stok sıkıntısı çektiğini, Trump ile Şi Cinping arasındaki nadir toprak elementleri görüşmesinin olumsuz sonuçlandığını ve Marco Rubio'nun tükenen füze önleyicilerin yerine yenilerini üretebilmek için Ermenistan ile mineraller konusunda yeni anlaşmalar yapmaya çalıştığını kaydetti.

ABD Kongresi'nde İsrail ve Amerikan ordularını veri paylaşımı, yapay zeka, araştırma ve geliştirme ile füze teknolojisi bağlamında tamamen birleştirmeyi ve iki orduyu birbirinin yerine geçebilir hale getirmeyi öngören bir tasarının ilerlediğini vurgulayan Crooke, "Eğer iş dünyasında olsaydınız buna tersine satın alma teklifi derdiniz; İsrailliler Amerikan ordusunu devralmak için teklif veriyor" ifadelerini kullandı. Bu durumun Amerikan egemenliği açısından büyük sonuçları olacağını belirtti.

Avrupa ve ABD ekonomisine dair uyarılarda bulunan Crooke, Batı'nın ekonomik bir uçurumdan düşmek üzere olduğunu ve Hürmüz Boğazı'ndaki krizin etkilerinin haziran ayının ortalarından itibaren Avrupa'da hissedilmeye başlanacağını ifade etti.

ABD'nin stratejik petrol rezervlerinin tamamen tükendiğini, adeta tankın dibindeki çamura (tortuya) kadar indiğini belirten Crooke, Avrupa'daki stokların da sürüklendiğini ve durumu görmezden gelip erteleme yaklaşımının sonuna gelindiğini söyledi.

Petrolün tek bir madde olmadığını, hafif petrolden dizel üretilemediğini, ayrıca helyum ve gübre gibi kritik maddelerin Hürmüz'den geçtiğini belirten Crooke, Avrupa'da ekim sezonu olmasına rağmen gübre fiyatlarının fırladığını dile getirdi.

Trump'ın giderek daha tuhaf bir zihinsel ve tıbbi durum içine girdiğini, muazzam bir stres altında olduğunu belirten Crooke, Demokratlarla oy kullanan dört Cumhuriyetçiyi hain ilan eden Trump'ın boyun eğmeyeceğini ve öngörülemez, belki de çok aptalca kararlar alabileceğini ifade etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın her şeyin savaş alanında belirleneceği yönündeki açıklamasının İran açısından devasa bir stratejik değişim olduğunu belirten Crooke, İran'ın Batı'nın ekonomik uçurumdan düşmesini beklediğini kaydetti.