
YDH- Genç Filistinli Melek Mahir Naim, tedavi için Gazze Şeridi'nden çıkmayı ve kendisine yaşam şansı verecek ilaçların bölgeye ulaşmasını uzun süre bekledikten sonra hayatını kaybetti. Ailesinin yıllarca umutla beklediği tedavi fırsatlarından önce ölüm ona ulaştı.
Melek'in ailesi, genç kadının ölümüne kadar Gazze'de kaldığını ve kanser hastalığıyla uzun süre mücadele ettiğini belirtti. Aile, ilaç ve tıbbi imkânlardaki ciddi eksiklik nedeniyle sağlık durumunun zamanla ağırlaştığını, hastanelerde ise gerçek anlamda tedavi imkânlarının bulunmadığını ifade etti.
Ailesinin bildirdiğine göre, Melek'in durumu gün geçtikçe kötüleşirken, sağlık sisteminin yaşadığı krizler bekleyişi hastalığın en ağır parçalarından biri haline getirdi. Aile, onu yoranın yalnızca hastalığın kendisi değil, gerekli tedaviyi sağlayamamak ve zamanında tıbbi tahliye fırsatı bulamamak olduğunu aktardı.
Bu çerçevede hastalar, çoğu zaman işgal güçlerinin herhangi bir gerekçe göstermeden açıp kapattığı sınır kapıları ile uzun süren tıbbi tahliye bekleyişi arasında sıkışıp kalıyor. Böyle bir ortamda hayatta kalma şansı, çoğu zaman tedavinin varlığından çok zamanla yarışmaya bağlı hale geliyor.
Gazze'deki binlerce hastanın ortak hikâyesi
Sahadaki hasta dosyalarına ilişkin takipler, Melek'in hikâyesinin münferit bir vaka olmadığını, Gazze'deki binlerce hastanın yaşadığı uzun süreli acıların bir örneğini oluşturduğunu gösteriyor.
Gazze'de hastalıkların yükü; ilaç eksikliği, tedaviye erişimdeki zorluklar ve seyahat imkânlarının sınırlılığıyla birleşirken, sağlık sistemi üzerindeki baskı her geçen gün daha da ağırlaşıyor.
Melek'in hayatını kaybetmesi, Gazze'deki ilaç krizinin daha geniş boyutlarını da gözler önüne seriyor. Olayın, sağlık sisteminin tüm alanlarını etkileyen kronik ilaç eksikliğinden bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtiliyor.
Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürü Zikri Ebu Kamer, işgal makamlarının açıkladığı rakamların "ilaç bolluğu varmış gibi yanlış bir izlenim oluşturduğunu", ancak hastaneler ve eczanelerdeki gerçek durumun tamamen farklı olduğunu söyledi.
Ebu Kamer, Gazze'ye girişine izin verilen malzemelerin büyük bölümünün serum ve basit ilaçlardan oluştuğunu, bunların hastaların gerçek ihtiyaçlarını ve asgari tedavi gereksinimlerini karşılamadığını ifade etti.
Şehab Haber Ajansı'na konuşan Ebu Kamer, Gazze'deki ilaç açığının yaklaşık yüzde 50'ye ulaştığını, tıbbi sarf malzemelerindeki eksikliğin ise yüzde 60 civarında olduğunu belirtti.
Yetkili, laboratuvar malzemelerinin de kritik seviyelere düştüğünü ve bunun temel tahlillerin büyük bölümünün durmasına yol açtığını kaydetti.
Kanser ilaçları ve aşıların girişi de engelleniyor
Filistinli yetkiliye göre Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ile birlikte hipertansiyon, diyabet, talasemi, tiroit ve romatizma gibi kronik hastalıklar için gerekli ilaçları içeren ihtiyaç listeleri hazırladı. Ancak bu ilaçların önemli bir bölümünün Gazze'ye girişine izin verilmiyor.
Yetkili ayrıca, anestezi ilaçları, kanser ilaçları ve aşıların da girişinin engellendiğini, hassas ilaçların depolanması ve takibine yönelik karmaşık kısıtlamaların uygulandığını söyledi.
Kriz yalnızca ilaçlarla sınırlı kalmıyor. Gazlı bez, enjektör, cerrahi plakalar, tıbbi yapıştırıcılar, tıbbi cihazların yedek parçaları, jeneratörler ve bunları çalıştırmak için gereken yakıt da ciddi ölçüde eksik bulunuyor.
Bu durum sağlık hizmetlerinin en düşük seviyede bile sürdürülebilmesini her gün daha da zorlaştırıyor.
"1581 hasta tedaviye ulaşamadığı için hayatını kaybetti"
Sağlık Bakanlığı Bilgi Dairesi Müdürü Zahir el-Vahidi ise krizin sonuçlarına ilişkin daha çarpıcı veriler paylaştı.
Vahidi, ilaç eksikliği nedeniyle şimdiye kadar yaklaşık 100 hastanın hayatını kaybettiğini, 20 binden fazla hastanın ise Gazze dışındaki tedavi merkezlerine sevk edilmeyi beklediğini söyledi.
Ateşkes anlaşmasında her gün 50 hastanın Gazze dışına çıkarılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Vahidi, fiili uygulamada bu sayının en iyi ihtimalle günde 11 hasta ile sınırlı kaldığını belirtti.
Bunun sonucunda tedavi için çıkış yapamayan veya Gazze içinde gerekli tedaviyi alamayan 1581 hastanın yaşamını yitirdiğini ifade etti.
Vahidi, yüzlerce kanser ve böbrek yetmezliği hastasının hayatını kaybettiğini de belirtti.
Diyaliz hastalarının sayısının 1100'den 670'e düştüğünü kaydeden yetkili, bunun yaklaşık yüzde 41'lik bir kayba karşılık geldiğini söyledi. Bu durumun hem ilaç eksikliğinden hem de hastaların düzenli diyaliz seanslarına ulaşamamasından kaynaklandığını ifade etti.
Şehab hikâyesi, Gazze'de her gün farklı şekillerde tekrarlanan daha geniş bir tablonun parçası olarak görülüyor.
Gazze'de hastalık ilerlerken tedavi fırsatları azalıyor, ilaçlar tükeniyor veya ulaşılamaz hale geliyor ve tedavi süreçleri sürekli erteleniyor.
Zaman geçtikçe bekleyiş yalnızca bir zaman dilimi olmaktan çıkıyor; bir yanda belki hiç gelmeyecek iyileşme umudu, diğer yanda ise sessizce yaklaşan ölüm arasında asılı kalan bir sürece dönüşüyor.