
YDH- El-Ahbar'dan Muhammed Hacavi, İran'ın İsrail'e karşı düzenlediği son saldırıların arka planındaki stratejik, siyasi ve askeri motivasyonları analiz ederek İran'ın bu saldırılarla İsrail'i çevrelemeyi, ABD üzerindeki baskıyı artırmayı ve bölgedeki askeri hareketliliği kendi lehine bir siyasi kazanca dönüştürmeyi amaçladığını vurguladı.
✱✱✱
İran’ın son iki günde İsrail’e karşı düzenlediği saldırılar, Tahran’ın Lübnan’daki direnişe verdiği destekte yeni bir sayfa açtı.
Bir yanda ABD’nin deniz ablukasını sürdürme ve Hürmüz Boğazı’na bakan İran tesislerini aralıklı olarak vurma ısrarı karşısında Tahran, manevra kabiliyetini konuşturarak inisiyatifi eline aldı.
Diğer yanda ise İsrail’i, Lübnan’a yönelik saldırılarını tırmandırmaya mecbur bıraktı.
Tüm bunlar, İran ve müttefiklerini Direniş Ekseni içinde köşeye sıkıştırıp kademeli olarak zayıflatmayı; böylece Tahran’ın kurmayı hedeflediği güvenlik denkleminin hayata geçmesini engellemeyi amaçlayan bir stratejinin çerçevesinde yaşanıyor.
İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırıları, Lübnan’ı savunmak ve hem savaş hem de olası ateşkeslerde "cephelerin birliği" ilkesine sadık kalmak amacıyla yapıldı.
Bu hamle, İran liderliğinin mevcut gelişmeleri daha geniş bir güvenlik ve siyasi vizyonla okuduğunu gösteriyor.
Bu bakış açısına göre, son haftalarda yaşananlar hem diplomatik hem de askeri açıdan bir çıkmaza evriliyordu.
Dolayısıyla Tahran, hem müzakerelerdeki elini güçlendirmek hem de ABD ile İsrail’in İran ve Direniş Ekseni'ne dayatmaya çalıştığı denklemi bozmak adına askeri faaliyetlerini artırma gereği duydu.
Başka bir deyişle Tahran, kırk gündür devam eden çatışmalarda inşa ettiği "güçlü İran" imajını korumak, tehditlerinin ciddiyetini ve gerektiğinde bunları uygulamaya koyma kapasitesini ispat etmek istiyor.
Öte yandan İran, İsrail’in Hizbullah’a karşı Lübnan cephesinde kazandığı başarının ardından, kendisine yönelik büyük bir savaşı tetikleyebileceğine dair kesin bir kanaate varmış durumda.
Bu stratejik okumayla İran, Hizbullah ile olan bağını her zamankinden çok bir "varoluşsal karşılıklı bağımlılık" olarak görüyor.
Bu stratejik bakışın ötesinde, İran’ın taktiksel hedeflerinden biri de ABD üzerinden İsrail’e baskı yapıp onu çevrelemek.
Tahran’daki karar vericiler, ABD’nin yeni bir büyük savaşa girmekten imtina ettiğini, gerilimi tırmandırmaktan ziyade kontrol altına almaya odaklandığını öngörüyor.
Bölgedeki askeri hareketliliği artırarak Washington ile masadaki şartları etkilemeyi, ABD’yi "azami hedeflerinden" vazgeçirip "dengeli" bir anlaşmaya zorlamayı hedefliyorlar.
Bölgesel gerilimi tırmandırmak, Tahran’ın elindeki en etkili baskı taktiği olarak görülüyor.
İslamabad’ın arabuluculuğunda Tahran ile Washington arasında süren müzakerelerde son iki haftada önemli mesafe katedilmişti.
Ancak İran, Washington’ın Lübnan meselesini ateşkes anlaşmasından ayırmak gibi yeni şartlar öne sürerek süreci tıkadığını ve durumu karmaşıklaştırdığını fark etti.
Bu durum Tahran’ı, baskı stratejisini değiştirip müzakere pozisyonunu iyileştirmeye yöneltti.
Yine de karşılıklı saldırıların müzakerelerin seyrini nasıl etkileyeceği, gerilimi düşürüp bir anlaşmaya mı varılacağı yoksa istikrarsızlığın daha da mı derinleşeceği şimdilik belirsiz.
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, çatışmaların vardığı noktayı şu sözlerle özetledi:
"Lübnan’daki gelişmeler, diplomasi ile askeri eylemi birleştirmenin düşmanı caydırabileceğini kanıtladı. Bazen saldırıları misilleme tehditleri ve müzakereleri askıya alarak önleyebilirsiniz; bazen ise doğrudan askeri eylem şarttır. Müzakere ile savaş birbirine zıt değil, aynı stratejinin parçasıdır."
İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral İsmail Kaani dün yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’ndan Babülmandeb’e, Fars Körfezi’nden Kızıldeniz’e uzanan yeni bir direniş güvenlik kuşağı kurulacak” dedi.
Sözlerine şöyle devam etti:
“Kahraman Yemenlilerin hızlı ve kararlı eylemi, direniş cephesinin zekâsını ortaya koyuyor. Gerekirse başkaları da sahneye çıkacaktır. Siyonist varlığın ve Amerika’nın bu bölgedeki kötülüklerine, birleşik Direniş Ekseni'nden karşılık verilecektir. Savaşçıların sınırları yok; geçişlerinizi izliyorlar. Saldırmaya devam edin, sizi kuşatacaklar.”
İran’dan Beyrut’un banliyölerine ve işgal altındaki kuzey Filistin’e kadar uzanan coğrafyada dengeleri kurma mücadelesi sürerken, kuzeydeki yerleşim yerlerinde sirenler susmadı.
İbrani Kanalı 12 muhabiri, "Yıllardır savaş gölgesinde yaşayan kuzey sakinleri ve tüm İsrail halkı için kalbim acıyor" diyerek ekledi:
"Hiçbir caydırıcılık kalmadı ve bu durum çok üzücü."
Direniş güçleri ise, düşmanın güneyde askerleri için "güvenli bölge" kurma çabalarına karşı koymaya devam etti.
Beyt Yahun, Nakura, Tayyibe ve Yahmar el-Şakif eteklerinde işgal ordusuna ait araçları ve asker gruplarını hedef aldı.
Ayrıca Şakif Kalesi yakınlarında bir İsrail iletişim aracı ile Ebabil İHA’larıyla donatılmış dört "Alpha" mühimmat taşıyıcı aracı ve yakınındaki bir Hummer aracını imha etti.
Aynı zamanda topçu ateşi ve güdümlü füzelerle iki buldozeri saf dışı bıraktı.
Çeviri: YDH