İran-Hizbullah ekseninde stratejik dönüşüm

11 Haziran 2026

İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin yeni bir stratejik aşamaya geçtiği ve bunun ABD ile İsrail açısından temel kaygı unsuru haline geldiği belirtiliyor.

YDH- El-Ahbar Genel Yayın Yönetmeni İbrahim el-Emin, İran'a karşı savaşın Washington'ın beklediği sonuçları vermediğini, ateşkes kararında Körfez ülkelerinin baskılarının da etkili olduğunu belirtiyor. El-Emin, İran'ın Hizbullah'ı kendi ulusal güvenliğinin parçası olarak gördüğünü ve Tahran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin yeni bir stratejik aşamaya geçtiğini söylerken, bunun ABD ve İsrail açısından başlıca kaygı kaynağı haline geldiğini ifade ediyor.

"Axios oyunu", İran ile ABD arasındaki arabuluculuk ve müzakere hattında çalışan kişilerden birinin kullandığı bir ifadedir. Bu kişi, bunu Donald Trump'ın kalbine en yakın araç olarak tanımlıyor.

Trump'ın yaptıklarını küçümsememek gerektiğini söyleyen kaynak, Washington'da Trump'ın konuşma tarzına, tutumlarındaki dalgalanmalara veya çelişkilerine yönelik eleştirilere fazla önem vermediğine dair yerleşik bir kanaat bulunduğunu belirtiyor. Çünkü Trump, "iyi bir anlaşma elde etmek için müzakere eden kişinin temel özelliklerinden birinin yanıltma olduğunu" düşünüyor.

Bu savaşa her şeyden önce kendi hesaplarıyla giren Trump, zaman geçtikçe işlerin tasavvur ettiği ritimde ilerlemediğini fark etmeye başladı. Askeri ve güvenlik çevrelerinde yolun tıkandığına dair işaretlerin artmasıyla birlikte söylem iki seçeneğe yöneldi: Ya hızlı ve büyük bir uzlaşmaya gidilecek ya da geniş çaplı bir tırmanışa başvurulacaktı.

Ancak İran'ın kendi içinde bir darbeye zemin hazırlayacak iç karışıklık yaratmayı hedefleyen ilk planın başarısız olması, gelecekteki herhangi bir savaşta aynı araçların yeniden kullanılmasını zorlaştırdı. Farklı türde bir savaşa yönelik istek ortaya çıktığında ise bu, askeri, güvenlik ve mali açıdan çok daha geniş hazırlıklar gerektiriyor.

Geçen nisan ayında ateşkes ilan edilmesinden yaklaşık bir hafta önce Washington'daki askeri ve güvenlik düzeyleri, güç dengesinin İran'ı boyun eğdirmeye izin vermediği ve ilan edilen hedeflere ulaşmanın esas olarak kara saldırısı seçeneğine dayanan geniş çaplı bir askeri çaba gerektirdiği konusunda daha fazla ikna olmuştu.

Ancak "komşuların çığlıkları" hızla yükselmeye başlamıştı.

Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt yönetimleri, çatışmanın genişlemesini sınırlayacak bir çıkış yolu bulmak amacıyla Amerikan tarafıyla günlük temaslarını yoğunlaştırdı.

Bu ülkeler tamamen ortak bir tutum benimsemese ve kendisini İsrail ile tam bir ittifakın içine sokan Birleşik Arap Emirlikleri'nden ayrışsa da, savaşın genişlemesinin kaldırabileceklerinden daha büyük sorunlara yol açacağı yönündeki ortak kaygı belirgindi.

İran saldırılarının yol açtığı gerçek hasarın boyutunu gizlemek için medyada karartma uygulanmasına rağmen, Körfez yöneticileri ve halkları bu saldırıların Amerikan üslerini ve bölge ülkelerine ait modern askeri sistemleri tahrip ettiğinin farkındaydı. Ancak en hassas tehdit, bu ülkeler için gerek mal ithalatı gerekse petrol ve doğal gaz ihracatı açısından en önemli yaşam damarını oluşturan deniz geçidinin kapatılmasıydı.

Bu noktada Amerikalılar ateşkese gitmek zorunda kaldı. Bu durum, İran'ın mutlaka savaşın sürmesini istediği anlamına gelmiyordu; ancak aynı zamanda onu bunun için taviz vermeye zorlayacak bir konum da söz konusu değildi.

Buna karşılık Tahran, savaşın durmasının Lübnan'ı da kapsamasını umuyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Bunun nedeni yalnızca İsrail'in karşı çıkması değildi; Amerikalılar da bunu istemiyordu. Çünkü böyle bir gelişme, 2024 sonbaharından bu yana Lübnan, Suriye ve bölgede yürüttükleri büyük projeye ağır bir darbe anlamına gelecekti.

Ancak İran ve Lübnan'daki direnişin hesapları, düşmanlarının değerlendirmeleriyle sınırlı değildi. İsrail'in askeri manevralarını sürdüreceği açıktı. Direniş de işgalin genişlemesini her ne pahasına olursa olsun engellemeyi değil, zamanla düşman subayları ve askerleri için bir kâbusa dönüşen "acı verme doktrinini" yerleştirmeyi hedefliyordu. Günlük ortalama 25 İsraillinin ölü veya yaralı olarak saf dışı kalması kolay bir mesele değildi.

Sahadaki uzmanlar son iki ayda yaşanan çatışmaların niteliğini biliyor ve direnişin çalışma araçlarının büyük bölümünü geliştirdiğinin farkındaydı. Bu durum, alışıldığı üzere öldürme ve geniş çaplı yıkıma başvuran düşman tarafında gerilim yarattı. Bu süreç aynı zamanda Hizbullah ile İran arasındaki tartışma düzeyini yeni bir aşamaya taşıdı ve izledikleri stratejide köklü değişiklikler yapılmasını zorunlu kıldı.

Siyasi hesaplar açısından bakıldığında, İran'ın Hizbullah'tan vazgeçeceğini ya da onu yalnız bırakacağını varsaymak saflık olur. Bu, İslam Devrimi sonrasındaki siyasi doktrinin temel sabitlerinden birini oluşturuyor. Bu yaklaşım, özellikle İran ile yaşanan son çatışmaların ardından halk düzeyinde daha da görünür bir boyut kazandı.

Hizbullah liderliği ile İran yönetimi arasında önümüzdeki dönemin niteliğine ilişkin yapılan istişare turlarının ardından Tahran, çatışmada ileri gitmeye hazır olduğunu ilan etmekte gecikmedi. Bu durum, son günlerde yaşananların önünü açtı; Devrim Muhafızları, Beyrut'un güney banliyösünün hedef alınmasına karşılık olarak işgal altındaki topraklardaki hedefleri vurdu. Bu tür bir adımın herhangi bir anda tekrarlanması da mümkün görünüyor.

Ancak önem yalnızca doğrudan askeri boyutla sınırlı değil, savaşın genel çerçevesine de uzanıyor. Bu anlamda İran'ın kararı, Washington'a açık bir mesaj veriyor. Bu mesaj, savaşın yeniden başlaması ihtimaline hazırlıklı olmanın ötesine geçerek, Amerikalılar Lübnan'ı açık biçimde kapsayan bir anlaşma yoluna gitmeyi reddettikleri sürece İran'ın savaşa geri dönmekte çıkar görebileceği noktasına kadar ulaşıyor. Bu da İsrail ile Lübnan'daki vesayet otoritesi arasındaki diyalog dosyasıyla ilgilenenlerin manevralarından bağımsız bir durum olarak değerlendiriliyor.

Birkaç gün önce İsrail askeri istihbaratının eski başkanı, kuzey kolordusunun eski komutanı ve Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Tamir Hayman, İran ile Hizbullah arasındaki mevcut ilişkinin niteliğine dair İsrail'in bakış açısını ortaya koyduğu bir makale kaleme aldı.

Hayman analizinde, Şam'da Devrim Muhafızları komutanlarından birinin öldürülmesinden başlayarak, Seyyid Hasan Nasrallah ve İsmail Heniyye'nin öldürülmesine, geçen yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaşa ve mevcut savaşa kadar uzanan doğrudan çatışma sürecini ele aldı. Analizde özellikle birkaç gün önce yaşanan son çatışma turuna odaklanıldı.

Hayman, "Mevcut turdaki yenilik, bunun yeni rehber için ilk sınavı temsil etmesidir; çünkü o, verdiği taahhütlere bağlı kalmaya ve tehditlerini uygulamaya önem veriyor." diyor. Bunun aynı zamanda "İran halkına güç ve özgüven mesajı, müzakerelerde kararlılık mesajı ve cephelerin birliği ile Şii eksenini yeniden öne çıkararak denklemleri değiştirme mesajı" olduğunu belirtiyor.

İran ve Hizbullah dosyaları üzerinde uzun yıllar çalışmış olan Hayman'a göre, bugün en önemli husus, "İsrail'i caydırarak İran'ı koruyan taraf Hizbullah iken, artık İran'ın Hizbullah'ı koruyor olmasıdır. Bu stratejik bir dönüşümdür. Çünkü İran, Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik kurarak ve Lübnan'ı da kapsayan daha geniş caydırıcılık denklemleri oluşturarak yeni kazanımlara dayalı bir zafer arayışındadır."

Bu bağlamda önemli olan, İran ile Direniş Ekseni güçlerinin askeri ve siyasi stratejilerinde meydana gelen dönüşümün boyutunu anlamaktır. Bu dönüşüm ciddi ve son derece büyüktür. Zamanla da önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu sonuçlar, gerek mevcut savaşta doğrudan İran katılımının düzeyi açısından, gerekse Tahran'ın Hizbullah'ın ayakta kalmasını uğruna savaşların verildiği stratejik bir tercih olarak görmesi bakımından kendini gösterecektir. Bu durum, Amerika ve İsrail açısından en büyük kaygı unsurunu oluşturmakta ve Suudi Arabistan'dan Lübnan'daki iktidar yapısına kadar müttefiklerinin tutumlarında gerginlik ve karmaşaya yol açmaktadır.

Direniş, bu savaşı, daha sert çatışmalar ve daha uzun bir zaman gerektirebilecek hedeflere ulaşmak için yürütüyor. Ancak bu, mevcut bütün imkânlarla, bilgelikle ve soğukkanlılıkla yürütülmesi gereken bir savaştır.

Çeviri: YDH