
YDH- Bilgi sahibi kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemde Suriye'nin Lübnan'da Hizbullah'a karşı müdahaleye yönlendirilebileceğine dair imalarını, uygulanabilir bir seçenekten çok siyasi baskı ve medya savaşı kapsamında değerlendirdi.
Kaynaklar, daha önce Türkiye ve bazı bölgesel kanallar aracılığıyla Hizbullah'a iletilen Suriye mesajlarında da Şam'ın Lübnan içişlerine müdahil olmak istemediğinin ve geçmiş dönemin kapatılmasını hedeflediğinin vurgulandığını belirtti.
Şam: Lübnan'a müdahale niyetimiz yok
El-Ahbar'a konuşan kaynaklar, HTŞ rejimi Colani’nin son dönemde görüştüğü Lübnanlı ziyaretçilere, Şam'ın Lübnan'a müdahale etme niyetinin bulunmadığını açık şekilde ifade ettiğini aktardı.
HTŞ rejiminin İçişleri Bakanlığı da dün yaptığı açıklamada, "Lübnan egemen bir devlettir ve önceki rejimin gördüğü gibi bir arka bahçe değildir." ifadelerini kullandı.
Bakanlık ayrıca, "Suriye'nin Lübnan'a sağlayacağı herhangi bir yardımın temel dayanağı iki ülke arasındaki koordinasyondur." açıklamasında bulundu.
Bu gelişmeler yaşanırken Colani’nin, Trump'ın daveti üzerine ayın 14'ünde Washington'a gideceği duyuruldu.
AFP'ye konuşan diplomatik bir kaynak ise ABD'nin, İsrail'in 2 Mart'ta Lübnan'a karşı başlattığı savaşın başlangıcından bu yana Şam'a Hizbullah'a karşı müdahale etmesi yönünde baskı yaptığını söyledi.
Türkiye faktörü
Şam'ın tutumunu yakından takip eden kaynaklar, böyle bir Suriye müdahalesinin açık bir Türk desteği olmadan gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtti.
Kaynaklar, ABD'den doğrudan bir talep gelse bile Ankara'nın onayı olmaksızın böyle bir adımın atılamayacağını ifade etti.
Aynı kaynaklara göre Türkiye, bölgedeki gelişmelerden giderek daha fazla kaygı duyuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki gün önce yaptığı konuşmada dile getirdiği, "Türkiye'nin güvenliği Hatay'dan değil Halep'ten, Şam'dan ve Beyrut'tan başlar" sözlerinin de bu kaygının yansıması olduğu belirtildi.
Kaynaklar, Erdoğan'ın aynı konuşmada İsrail'in bölgesel genişleme politikalarına ve "Arz-ı Mevud" projesine dikkat çektiğini hatırlattı.
Türkiye'nin temel endişesinin İsrail'in bölgesel nüfuzunu genişletmesi olduğu belirtilirken, bunun özellikle Suriye'de Türk ve İsrail etkisinin doğrudan karşı karşıya gelmesine yol açabileceği ifade edildi.
Kaynaklara göre Ankara, bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesi kapsamında Hizbullah'ın zayıflatılmasına karşı çıkmıyor; ancak tamamen tasfiye edilmesine de sıcak bakmıyor.
Bunun nedeninin ise oluşabilecek stratejik boşluğun İsrail tarafından doldurulması ve bunun Türkiye'nin Suriye'deki nüfuz alanlarını daraltması endişesi olduğu kaydedildi.
Ankara'nın Lübnan rahatsızlığı
Kaynaklar, Türkiye'nin ayrıca, Lübnan yönetiminin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakere sürecinde verdiği tavizlerden rahatsızlık duyduğunu aktardı.
Ankara'nın, Lübnan'ın herhangi bir kazanım elde etmeden taviz verdiği kanaatini taşıdığı belirtildi.
Özellikle mevcut Lübnan yönetiminin bazı dosyalarda Amerikan baskılarına boyun eğdiği yönündeki değerlendirmenin Türk tarafında rahatsızlık yarattığı ifade edildi.
Bu kapsamda, Lübnan'ın Kıbrıs ile deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin adımlarının Türkiye ve Suriye ile yeterli koordinasyon kurulmadan atılmasının Ankara tarafından Doğu Akdeniz'deki hayati çıkarlarının göz ardı edilmesi olarak değerlendirildiği kaydedildi.
Colani’den Selam'a uyarı
Konuyu yakından takip eden kaynaklar, Colani’nin son Şam ziyaretinde Lübnan Başbakanı Nevaf Selam'a bazı uyarılarda bulunduğunu aktardı.
Kaynaklara göre Colani, Selam'a "Suriye'nin yaptığı hatayı tekrarlamayın; karşılık almadan taviz vermeyin." mesajı verdi.
Colani’nin, HTŞ rejiminin İsrail'in Suriye topraklarında geniş alanları kontrol altına almasına, tampon bölge çevresinde Suriye ordusunun hareketlerinin sınırlandırılmasına ve özellikle Süveyda dosyası başta olmak üzere iç işlerine yönelik İsrail müdahalelerine uzun süre sessiz kaldığını anlattığı belirtildi.
Ancak Colani’nin, "Güvenlik düzenlemelerine ilişkin bir anlaşma imzalamaya gittiğimizde İsrailliler bunu reddetti." dediği aktarıldı.
Kaynaklara göre Colani, Selam'a İsrail'in Lübnan'ı "karşılığında herhangi bir güvence vermeden aşamalı tavizler vermeye sürüklediğini" ve gelecekte hareket alanını genişletebileceği açık kapılar bırakmaya çalıştığını söyledi.