İran Dışişleri: İslamabad mutabakatında nükleer konu kapsam dışı

13 Haziran 2026

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Pakistan’ın ara buluculuğuyla yürütülen İslamabad mutabakatı sürecinde önceliğin nükleer başlıklar değil, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması olduğunu açıkladı.

YDH - İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bugün düzenlediği basın toplantısında, Pakistan’ın ara buluculuğunda yürütülen İslamabad mutabakatına dair açıklamalarda bulundu.

Sürecin yaklaşık iki aydır devam ettiğini belirten Sözcü Bekai, bu mutabakatın nükleer konuları içermediğini ve öncelikli amacın tüm cephelerdeki savaşı sonlandırmak olduğunu vurguladı.

IRNA ajansının aktardığına göre Bekai, sürecin gidişatına dair yaptığı değerlendirmede, "9 Nisan’da ilan edilen ateşkesten bu yana, Pakistan’ın ara buluculuğuyla başlayan yaklaşık iki aylık bir süreci geride bıraktık. Bu süreç pek çok iniş çıkışa sahne oldu. Bunun temel nedeni ise ABD tarafının alışılagelmiş bir müzakere modeli izlememesidir. ABD’li yetkililerin çelişkili pozisyonları ve medya üzerinden sürekli görüş değiştirmeleri, hem ara bulucuların işini zorlaştırdı hem de sürecin uzamasına yol açtı" ifadelerini kullandı.

"Bu süreçte diplomatik adımları büyük bir ihtiyat ve şüpheyle atmak zorundayız"

ABD’nin geçmişteki taahhütlerine sadık kalmadığını hatırlatan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, bu durumun kendilerini tedbirli olmaya zorladığını belirtti.

Bekai, "Biz bu diplomatik süreci şüpheyle takip etmekle yükümlüyüz. ABD tarafıyla yürütülen bir buçuk yıllık müzakere deneyimi, onların önceki görüşmeler sırasındaki sözünde durmazlıkları ve işledikleri suçlar, her adımı son derece büyük bir ihtiyat, öngörü ve dikkatle atmamızı gerektiriyor" dedi.

İran ile ABD arasındaki sorunların son derece karmaşık olduğunu dile getiren Sözcü Bekai, mutabakatın nükleer başlığı kapsamadığına dikkat çekerek şunları kaydetti:

"Geçmiş deneyimleri göz önünde bulundurarak, bu aşamada Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesine odaklanılması kararlaştırıldı ve nükleer konunun konuşulmaması yönünde karar alındı. Bu, İran ile ABD arasında nihai bir anlaşma değildir; aksine anlaşmazlık konularının genel çerçevesini çizen ve savaşın sona ereceğini belirleyen bir mutabakattır. Nükleer konunun ise 60 günlük bir zaman diliminde müzakere edilmesi planlanıyor, bu nedenle şu aşamada detaylarına girilmiyor. İran gemilerine yönelik tacizler ve Hürmüz Boğazı ile ilgili meseleler de bu aşamada müzakere edilen konular arasında yer alıyor."

"Mutabakatın önümüzdeki günlerde imzalanması ihtimal dışı değil"

Mutabakatın imza takvimine ilişkin de konuşan Sözcü Bekai, "Tam imza tarihi için beklememiz gerekiyor. Yarın olmayacak olsa da önümüzdeki günlerde bu imzanın atılması ihtimali dışlanmış değildir. Ancak karşı tarafın bu süreçteki her açıklamada sergilediği istikrarsız tutum nedeniyle temkinli olmak zorundayız" dedi.

ABD’nin bölgesel gelişmelere yönelik tavırlarının İran’ın adımlarını etkilemeyeceğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "ABD’nin bazı konuları kabul etmemesi bizim için bir sorun teşkil etmiyor. Biz kendi çıkarlarımız doğrultusunda ve uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmek zorundayız. Ulusal çıkarlarımızın gerektirdiğini düşündüğümüz ve uluslararası hukuka uygun olan her yerde, ABD’nin ne istediğine veya nasıl bir analiz yaptığına bakmaksızın hareket edeceğiz" diye konuştu.

"Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğimiz ulusal güvenliğimizin gereğidir"

Hürmüz Boğazı’nın hukuki statüsüne ve güvenliğine değinen Sözcü Bekai, bölgedeki kontrolün İran’ın egemenlik hakkı olduğunu vurguladı. Bekai, "Hürmüz Boğazı, uluslararası hukuk açısından iki kıyı devleti olarak İran ve Umman’ın kara suları sınırları içinde yer almaktadır. İran’ın bu bölgedeki egemenlik tasarrufları, ulusal güvenliğin sağlanması ve İran İslam Cumhuriyeti’nin egemenlik hakkının kullanılması doğrultusundadır; bu durum uluslararası hukukta da kabul görmektedir" ifadelerini kullandı.

İran’ın 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığını hatırlatan Sözcü Bekai, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her ne kadar İran bu sözleşmeye katılmamış olsa da uluslararası teamül hukukuna göre bu boğazdaki gemi geçiş rejimi bellidir. Son iki üç aylık deneyim, ABD ve İsrail’in bu su yolunu İran’ın ulusal güvenliğini tehdit etmek ve ulusal egemenliğini ihlal etmek için kötüye kullandığını göstermiştir. Bu durum, İran’a bu tür koşulların devamını engellemek için gerekli önlemleri alma hakkı vermektedir. İran’ın attığı adımlar tamamen uluslararası hukuka ve iç hukuka uygundur. Bundan sonraki süreç de Umman ile işbirliği ve bölge ülkeleriyle istişare içinde yürütülecektir. Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin yönetiminin, hem İran’ın ulusal çıkarlarını ve güvenliğini koruma hem de uluslararası toplumun ortak faydasını sağlama amacı taşıdığını açıkça belirttik. Uluslararası toplumun bu önemli su yolunda geçiş güvenliğinin garanti altına alınmasını memnuniyetle karşılaması doğal bir durumdur."

Hürmüz Boğazı’ndaki yönetim hizmetlerinin maliyetlerine dair tartışmalara da değinen Sözcü Bekai, kıyı devleti olarak İran’ın Umman ile işbirliği halinde geçiş güvenliği için gerekli tedbirleri alma hakkına sahip olduğunu ifade etti.

"Karşı taraf taahhütlerini yerine getirmezse İran mütekabiliyet hakkını kullanacaktır"

Olası bir anlaşmada taahhütlerin karşılıklı yerine getirilmesi gerektiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, "Karşı taraf taahhütlerini ifa etme konusunda hiçbir şekilde iyi bir performans göstermemiştir, biz de buna göre gerekli önlemleri almalıyız. Taahhütler karşılıklılık esasına göre düzenlenmektedir. Herhangi bir aşamada karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınırsa, İran da aynı şekilde karşılık verme hakkına sahip olacaktır" dedi.

Uluslararası ilişkilerde en güçlü garantinin ülkenin kendi gücü olduğunu belirten Bekai, "İranlılar çıkarlarını, onurlarını ve bağımsızlıklarını koruma konusunda kararlı olduklarını göstermişlerdir. Son 40 günde ülkenin savunulmasında düşmana unutamayacağı bir ders verilmiştir. Bu süreçte ve toplamda bu 100 günde edindiğimiz tecrübelerin, ulusal çıkarlarımızın ve güvenliğimizin daha iyi korunması için güçlü bir dayanak olmasını umuyoruz" şeklinde konuştu.

"Batı kaynaklı haberlerin çoğu güvenilmez ve dezenformasyon amaçlıdır"

Batı medyasında yer alan haberlerin çoğunun gerçeği yansıtmadığını ve bir psikolojik savaş unsuru olduğunu kaydeden Sözcü Bekai, yerli medyaya uyarılarda bulundu.

Bekai, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Eğer ABD’li yetkililerin kolayca yalan söylediğini ve sözlerini değiştirdiğini kabul ediyorsanız, bugüne kadar onlarca kez 'bugün veya yarın anlaşma sağlanıyor' yönünde çıkan haberlerin de onların psikolojik savaşının bir parçası olduğunu görmeniz gerekir. Bu haberlerle, devlet içinde sanki başka kişilerle görüşülüyordu havası yaratmaya çalışıyorlar. Müzakerelerin durumu tamamen nettir; müzakere heyetimiz, muhataplarımız ve ara bulucular bellidir, her şey şeffaftır. Elbette bilgilendirme süreçlerimizi geliştirmemiz ve yöntemlerimizi güçlendirmemiz gerektiğini kabul ediyoruz. Ancak diğer yandan, bazı yerli medya kuruluşlarımız Batı medyasına aşırı derecede bağımlı hareket ediyor; onların içeriklerini hızla çevirip servis ediyorlar. Oysa pek çok durumda bize kolay bir telefon açarak konuyu doğrulayabilirler. Örneğin, belirli bir uçağın 3 milyar dolarla geldiği yönünde asılsız bir haber yayımlandı. Bunun hiçbir mantığı olmadığı açıktı. Birkaç haber ajansını arayıp konunun asılsız olduğunu söyledim ancak haber yine de tekrarlandı. Bu durum ortak bir çaba gerektiriyor."

"Minab ve Lamred’deki saldırılar ABD ile İsrail’in savaş suçunun kanıtıdır"

İran’a yönelik saldırıların ve sivil can kayıplarının uluslararası alanda takip edildiğini belirten Sözcü Bekai, "Minab şehitleri ve diğer cinayetlerle ilgili konuları kesintisiz şekilde takip ediyoruz. İlk görevimiz bunları belgelemektir. Bu vakalar hem tarih için hem de gelecekteki hukuki girişimler için titizlikle kayıt altına alınmalıdır" dedi.

Uluslararası kuruluşlarda adaletin her zaman tam anlamıyla tecelli etmediğini söyleyen Bekai, Gazze’deki soykırım sürecinde yaşananları ve uluslararası yargı organlarının İsrail üzerindeki baskılara rağmen karşılaştığı engelleri örnek gösterdi.

Minab’da yaşananlara ilişkin uluslararası her platformu kullandıklarını dile getiren Bekai, "Bu vahşi eylemleri teşhir etmek için sesi duyulan herkesle temas kurduk. Sporcularımız ve futbolcularımız dahi taşıdıkları sembollerle bu sürece destek verdiler. Minab konusunu ele almak üzere İnsan Hakları Konseyinde özel bir oturum düzenledik ve konuyu takip etmeye devam edeceğiz. Ülkeye gelen yabancı gazetecilerin yaralıları ziyaret etmesi için imkan sağlıyoruz. Minab, Lamred ve benzeri yerlerin, ABD ve İsrail’in savaş suçları olarak tarihe geçmesi için Dışişleri Bakanlığı olarak her adımı atmaya kararlıyız" ifadelerini kullandı.

"Lübnan’ın bu ateşkes mutabakatının bir parçası olması gerektiğinde şüphe yoktur"

Lübnan’daki ateşkes sürecinin de mutabakat kapsamında olduğunu belirten Sözcü Bekai, "Lübnan’daki ateşkes sürecinde, savaşın Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde son bulması gerektiği açıkça belirtilmişti. Bunun gerçekleşmesi için savunma amaçlı askeri hamleler dahil büyük çabalar sarf edildi. Mutabakat metninde de Lübnan’daki ateşkesin bu sürecin ve savaşın sona ermesinin bir parçası olduğu netleştirilmiştir. Karşı tarafların geçmişteki sözünde durmazlıkları nedeniyle pek çok zorluk yaşanacaktır ancak Lübnan’ın bu mutabakatın bir parçası olması gerektiği konusunda hiçbir şüphe yoktur" dedi.

Karar merciileri olarak toplumdaki farklı fikirlerin zenginlik olduğunu kabul ettiklerini belirten Bekai, "Dışişleri Bakanlığı olarak toplumsal farkındalığı ve diyalog düzeyini artırmalıyız. Toplumumuz dinamiktir. Ulusal çıkarlar ve güvenlik konusundaki hassasiyetleri kutsal ve saygın kabul ediyoruz. Farklı görüşlerin ifade edilmesi, ülkede bölünmeye ve nefrete yol açmadığı sürece karar vericilerin daha sağlıklı adımlar atmasına yardımcı olur" değerlendirmesinde bulundu.

"Bölge ülkeleriyle düşmanlığımız yok, güvenlik işbirliğine hazırız"

Komşu ülkelerle ilişkilerin onarılmasına büyük önem verdiklerini ifade eden Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai, bölgedeki gerilimlerin kaynağının üçüncü taraflar olduğunu belirtti.

Bekai, şunları kaydetti:

"Bölge ülkeleriyle bir sorunumuz olduğunu hiçbir zaman söylemedik ve buna inanmadık. Komşularımızla hiçbir düşmanlığımız yoktur ve hepsi bizim için saygındır. Yaşananlar, ABD ve İsrail’in askeri tecavüzlerinden ve maalesef bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarının, üslerinin ve imkanlarının İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasını engelleme konusundaki hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanmıştır. Bu ülkelerin izin verdiği eylemler tamamen yasa dışıdır ve uluslararası sorumluluk doğurmaktadır. Uluslararası kurallara göre hiçbir ülke kendi topraklarının bir başka ülkeye saldırı için kullanılmasına izin veremez. Biz savaştan önce de komşularımızı bu konuda defalarca uyardık ancak maalesef bu engelleme yapılmadı. Biz de meşru müdafaa hakkımız kapsamında, bize yönelik saldırıların çıkış noktalarını hedef aldık. Bu adım uluslararası hukuka tamamen uygundur. Bununla birlikte, savunma önlemlerimizin yanı sıra komşu ülkeleri her zaman ortak güvenlik mekanizmaları kurmaya davet ettik. Bölgede kalıcı güvenliğin tek yolu, yabancı güçlerin ve üslerin bölgeden çıkması ve bölge ülkelerinin ortak bir güvenlik mimarisi oluşturmasıdır."

"Minab, Lamred ve Sirik’teki yıkımları belgelemek gelecekteki saldırılara karşı caydırıcı olacaktır"

Düşmanın yürüttüğü hibrit savaş karşısında medyanın rolünün hayati olduğunu söyleyen Bekai, "Medyamız, ülkemizin haklılığını ve gücünü dünyaya anlatmakta ve düşmanın dezenformasyonunu çürütmekte eşsiz bir role sahiptir. 40 günlük savaş boyunca Minab’ın yanı sıra Lamred’de yeni bir füze denemesiyle 140 sivilin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan saldırılar gerçekleşti. Bunlar ABD ve İsrail’in savaş suçlarının açık örnekleridir. Son olarak Hürmüzgan vilayetine bağlı Sirik’teki içme suyu depoları tahrip edildi. Bu yıkımların medya desteğiyle belgelenmesi, gelecekte halkımıza yönelik benzer saldırıların önlenmesinde caydırıcı bir rol oynayacaktır" dedi.

Sözcü Bekai, İran halkının savaş döneminde gösterdiği direncin önemini vurgulayarak, "Tarih boyunca bu topraklarda çok daha zorlu dönemlerden geçildi ve hepsinin üstesinden gelindi. Hemedan halkı da dahil olmak üzere tüm vatandaşlarımız bu zengin medeniyetin mirasçılarıdır. Gelecek nesillere, bu tarihi günlerde halkımızın birlik ve cesaretle sınır tanımayan düşmanları nasıl alt ettiğini iyi anlatmalıyız" ifadelerini kullandı.

Hemedan’ın tarihi ve kültürel önemine değinen Bekai, şehrin tarihi başkent unvanına sahip olduğunu, yetiştirdiği insan kaynağının ülkenin farklı yönetim kademelerinde önemli sorumluluklar üstlendiğini belirtti.

Dışişleri Bakanlığının ekonomik diplomasi faaliyetlerine de değinen Sözcü Bekai, "Ekonomik Diplomasi Bakan Yardımcılığının görevlerinden biri vilayetlerin ekonomik potansiyellerini tespit edip aktif hale getirmektir. Son iki yılda Dışişleri Bakanı öncülüğünde geliştirilen vilayet diplomasisi programı, vilayetlerin ekonomik imkanlarını büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımız aracılığıyla dış pazarlara bağlamayı hedefliyor. Bu kapsamda daha önce Horasan ve Fars vilayetlerinde toplantılar yapıldı. Hemedan’da açılan Dışişleri Bakanlığı temsilciliği de bu ekonomik diplomasiyi güçlendirmek adına önemli bir fırsat sunmaktadır" diyerek sözlerini tamamladı.