Prof. Gibbs: İsrail'in Lübnan'da savaşı durduracağını sanmıyorum

14 Haziran 2026

Siyaset bilimci Prof. David N. Gibbs, İsrail'in rızası olmadan Lübnan'da kalıcı bir barışın sağlanamayacağını ve taslağın mevcut haliyle kırılgan olduğunu söyledi.

YDH - Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. David N. Gibbs, yayıncı Mario Nawfal'ın programına katılarak, İran ile ABD arasında müzakereleri yürütülen mutabakat zaptı taslağını, bölgedeki askeri hareketliliği ve ABD-İsrail ilişkilerinde yaşanan son yasal gelişmeleri değerlendirdi.

Söyleşide, İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı Mahmud Nebeviyan'ın İran devlet televizyonunda taslak maddelerini tek tek eleştirerek yaptığı açıklamalar ele alındı.

Görüşmenin başında, İranlı üst düzey diplomat ve siyasetçilerin taslağa yönelik direncinin altını çizen Mario Nawfal, Nebeviyan "Anlaşma metninin çoğunu gördüm. Yeni versiyondaki birinci madde, İran'ın lehine olacak şekilde önceki sürümlerden daha iyi. Önceki versiyonlarda 'savaşın sona ermesi' ifadesi yer alıyordu; bu durum ABD'ye, savunma amaçlı askeri operasyonlar yürütmeye devam ederken savaşın bittiğini iddia etme alanı bırakabilirdi. Bu yeni versiyonda ise Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona ermesi ifadesi yer alıyor" şeklindeki sözlerini aktardı.

Prof. Gibbs, İran tarafındaki bu ihtiyatlı ve kısmen olumlu tonun bir hareketliliğe işaret ettiğini belirterek şu analizi yaptı:

"İran'ın Lübnan'daki savaşın durdurulması konusunda çok ısrarcı olduğu açık bir gerçek. Bu da İsrail'in bu sürece dahil olmasını gerektiriyor. Ancak İsrail bu anlaşmanın bir tarafı olmadığını net bir şekilde ortaya koydu. Buradaki temel soru, Donald Trump'ın İsrail'den bunu talep edip etmeyeceğidir. Trump, İsrail bunu yapmadığı takdirde ABD'nin finansal, askeri ve siyasi desteğini keseceğini söyleyerek baskı yapabilir. ABD bu güce sahip, 1970'lerden beri her başkan bu seçeneğe sahipti ancak kimse bunun getireceği siyasi bedeli ödemek istemediği için bu gücü kullanmadı."

"İsrail'in Lübnan'daki savaşı durdurma fikrine katılacağını düşünmüyorum"

Prof. David N. Gibbs, ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politikadaki yönetim tarzını ve İsrail üzerindeki potansiyel etkisini eleştirerek, anlaşmanın geleceğine dair kuşkularını dile getirdi:

"Trump ile ilgili temel sorun, iddia ettiği kadar sert biri olmamasıdır. Kendisini en büyük savaşçı, en sert adam gibi gösteriyor ancak o kadar güçlü değil. İsrail üzerinde gerçek bir yaptırım gücü kullanmasının önüne çıkacak siyasi baskılara karşı durabileceğini sanmıyorum. Bu nedenle, İsrail'in Lübnan'daki savaşı durdurma fikrine katılacağını düşünmüyorum ve bu durumun anlaşmayı baltalayacağını öngörüyorum. En muhtemel senaryo budur."

İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim haklarından kolayca vazgeçmeyeceğini kaydeden Gibbs, şöyle devam etti:

"İran'ın Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü bu kadar çabuk bırakmaya hazır olmasına gerçekten şaşırıyorum. Ülkenin yeniden inşasını finanse etmek amacıyla Körfez geçişlerinden uzun vadeli bir vergi ya da harç alma hakkını elde edecekleri açık bir uzlaşıyı şart koşacaklarını tahmin ederdim. Bu güce ve bunu uygulama kabiliyetine sahipler. Bu talebin anlaşmada açıkça yer almaması, İran'ın bu süreci sonuna kadar götüreceği konusunda beni şüpheye düşürüyor. Fars Körfezi taşımacılığı üzerinde uzun vadeli bir geçiş ücreti hakkı elde etmeden İran'ın kendi çıkarına aykırı böyle bir metni imzalamasını olası görmüyorum."

Görüşülen metnin nihai bir anlaşma değil, uzun müzakereler öncesi bir mutabakat zaptı olduğunu hatırlatan Gibbs, nükleer zenginleştirme gibi daha çekişmeli konuların henüz çözülmediğini ekledi.

"Savaşın yeniden başlaması için her türlü neden mevcut"

Mario Nawfal'ın, İsrail'in anlaşmayı tanımayarak Lübnan'ı bombalamaya devam etmesi durumunda yaşanabilecek gerilim senaryolarına değinmesi üzerine Prof. Gibbs şu değerlendirmede bulundu:

"Evet, kısa vadeli bir çatışmasızlık dönemi, birkaç gün veya bir iki hafta sürebilir. Ancak sunduğunuz gerekçeler de dahil olmak üzere, çatışmaların yeniden başlaması için her türlü neden mevcut. En muhtemel senaryo, İsrail'in anlaşmanın tarafı olmadığını göstermek için Lübnan'ı yeniden bombalaması, İran'ın buna misilleme yapması ve ardından İsrail'in ABD'den savaşa yeniden dahil olmasını talep etmesidir. Trump, geçmişte birçok kez yaptığı gibi baskılara boyun eğebilir ve savaş yeniden başlar. Bu mutabakat zaptı imzalansa bile çok kolay bir şekilde parçalanabilir. Bunun gerçekten son olduğuna dair yüksek bir iyimserlik taşımıyorum."

Savaşın ancak küresel ölçekte büyük bir ekonomik risk ortaya çıktığında kesin olarak biteceğini savunan Gibbs, şu ifadeleri kullandı:

"Benim görüşüme göre bu savaş, dünya ekonomisi çökmek üzere olduğunda ve Trump ya savaşı İran'ın şartlarıyla kesin olarak bitirmek ya da büyük bir ekonomik buhranla yüzleşmek zorunda kaldığında sona erecektir. O noktada savaşa son verileceğini düşünüyorum ancak henüz o aşamada değiliz."

"ABD ile İsrail'in istihbarat sahasında birleşmesi tam bir çılgınlık olur"

Programda, ABD'li Senatör Tom Cotton tarafından sunulan ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın veri paylaşımını kalıcı hale getirmeyi, İsrail ile istihbarat paylaşımının askıya alınmasını ise yasa dışı kılmayı öngören yasa teklifi de tartışıldı.

Prof. Gibbs, bu girişimi sert bir dille eleştirdi:

"Bu yasa teklifi tam anlamıyla bir çılgınlık olur. Temel olarak İsrail'e ABD'nin yapacağı her şey üzerinde kalıcı bir veto yetkisi verir. Bu durum, kuyruğun köpeği sallamasının uç bir örneğidir. İsrail 10 milyondan az nüfusa sahip, ABD ekonomisinin çok küçük bir parçası olan bir ülke ancak kararları veren taraf konumuna gelecektir. Gerçi bir dereceye kadar zaten kararları verdikleri söylenebilir ancak bu yasa bunu kalıcı ve geri döndürülemez kılacaktır."

İsrail'in ABD'deki kamuoyu değişiminden endişe ettiğini belirten Gibbs, yasa tasarısının arkasındaki stratejiyi şu sözlerle açıkladı:

"İsrail, ABD'deki siyasi rüzgarların ve kamuoyunun kendi aleyhine döndüğünü görüyor. Henüz vakit varken, gelecekte ayrılamayacak şekilde iki ülkeyi en hassas idari ve istihbari düzeyde birbirine bağlamak istiyorlar. Böylece kamuoyu ve siyasi atmosfer tamamen değişse bile, iki ülke idari düzeyde çoktan birleştiği için artık çok geç kalınmış olacak. Buradaki temel planın bu olduğunu düşünüyorum."

"Neocon ideoloji İsrail'i Amerika için bir model olarak görüyor"

Prof. Gibbs, İsrail'in ABD dış politika yapıcıları üzerindeki nüfuzunun ideolojik kökenlerine dikkat çekerek, bu durumun iki partide de yerleştiğini belirtti:

"Washington'da özellikle neocon kanadın baskın hale getirdiği dış politika ideolojisi, uzun süredir İsrail ve ABD'nin sadece benzer değil, neredeyse özdeş çıkarlara sahip olduğunu savunuyor. Bu anlayışa göre İsrail, ABD'nin nasıl olması gerektiğine dair bir model sunuyor. İsrail'in sınırsız militarizmi, uzlaşma yerine güce başvurma eğilimi sadece olumlu karşılanmıyor, aynı zamanda Amerika için bir örnek olarak kabul ediliyor. Bu düşünce tarzı Washington'da elit düzeyde her iki partide de hakim konumda. Dolayısıyla, önerilen idari birleşme, iki ülkenin çıkarlarının zaten tek vücut olduğunu savunan bu ideolojiyle tamamen tutarlıdır."

"Yabancı seçimlere müdahale konusunda uzman ABD'dir"

Fransa'nın, New York, İskoçya, Angola ve Togo'daki seçimleri etkilemeye yönelik faaliyet gösteren Black Core adlı İsrail merkezli bir şirket hakkında yürüttüğü soruşturmaya değinen Gibbs, devletlerin başka ülkelerin iç işlerine müdahale geleneğine vurgu yaptı:

"ABD de her zaman dünya çapındaki seçimleri etkilemeyi kendi ayrıcalığı olarak görmüştür. Önce CIA aracılığıyla, şimdi ise daha açık kurumlarla bunu yapıyorlar, hatta bununla gurur duyuyorlar. İsrail de bu konuda ABD'nin ayak izlerini takip ediyor. Trump'ın Rusya veya Vladimir Putin tarafından seçtirildiği yönündeki iddialara gelince, bunu destekleyecek tek bir somut kanıt bulunamadı. Rusya'nın sosyal medya kampanyalarına yönelik yapılan tüm araştırmalar, bunun seçim üzerinde hiçbir etkisi olmadığını ortaya koydu. Bu tamamen uydurulmuş bir hikayeydi. Gerçek mesele İsrail'in ABD siyasetini etkilemesidir ancak ABD de diğer ülkeleri etkilediğine göre, İsrail'in de bunu yapması şaşırtıcı değil."

Seçim müdahalelerinin uluslararası siyasette yaygın olduğunu belirten Gibbs, CIA'in kuruluş amacına dair şu tarihsel bilgiyi paylaştı:

"Çin ve Rusya da bu tür girişimlerde bulunuyor ancak ABD'nin yaptığıyla kıyaslanamaz bile. ABD bu işin uzmanıdır. CIA, tam olarak 1948 İtalya seçimlerine müdahale etmek, hatta biraz gerçekçi yaklaşırsak bu seçimlere hile karıştırmak için 1947 yılında kuruldu. O dönemde İtalya'da Komünist Parti en büyük partiydi ve herhangi bir Sovyet müdahalesi olmadan, tamamen özgür bir seçimde komünistlerin kazanacağı tahmin ediliyordu. ABD'nin bu duruma hızla müdahale edecek gizli bir servise ihtiyacı vardı. Bu amaçla mafyayla işbirliği yaptılar, çeşitli paravan gruplar kurdular ve çok büyük miktarlarda paralar harcadılar. Yabancı ülkelerin seçimlerini etkilemek, Amerikan dış politikasının Soğuk Savaş'ın ilk yıllarından kalma eski bir geleneğidir."

"Yarısı şimdi yarısı sonra ödenecek 24 milyar dolar devede kulak kalır"

Mario Nawfal'ın, İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı Nebeviyan'ın mutabakattaki askeri çekilme şartlarına yönelik eleştirilerini hatırlatması üzerine Gibbs, belirsizliklerin altını çizdi.

Nebeviyan'ın, "ABD güçleri bölgeden ancak ana anlaşma imzalandıktan 30 gün sonra çekilecek. Ancak yeni anlaşmayı müzakere etmek için 60 günlük bir süre var ve bu sürenin uzatılabileceği biliniyor. Bu durum, müzakereler uzatılırsa ABD askeri yığınağının İran sınırında kalmaya devam edeceği anlamına gelir" eleştirisini değerlendiren Gibbs, finansal yaptırımlara değindi:

"Sızan bilgilere göre, mutabakat zaptındaki maddelerden biri, Trump'ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekilmesiyle dondurulan 24 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasını öngörüyor. Bunun 12 milyar dolarının hemen, kalan 12 milyar dolarının ise daha sonra serbest bırakılacağı söyleniyor. Ancak İran'ın dünya genelinde dondurulmuş 100 milyar dolardan fazla varlığı var. Dolayısıyla bu miktar, geniş yaptırımların yanında oldukça küçük bir mali rahatlama anlamına gelir. ABD'nin doğrudan savaş tazminatı ödemesi gibi bir yeniden inşa fonunun kurulması ise neredeyse imkansızdır. İran da bunu bildiği için tazminat yerine Hürmüz Boğazı'nda uzun vadeli vergilendirme yetkisi talep edecektir."

"İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki kırmızı çizgileri korunmuyor"

Nawfal, İranlı parlamenter Nebeviyan'ın Hürmüz Boğazı ile ilgili beşinci maddeye yönelik itirazlarını okuyarak, taslağın sivil gemilerin geçişine tamamen izin verdiğini ve İran'ın İsrail bağlantılı gemileri engelleme ya da ABD sivil gemilerinden tazminat talep etme hakkını güvenceye almadığını belirtti.

Nebeviyan'ın "Bu taslak liderimizin kırmızı çizgilerini yansıtmıyor, bu yüzden metni reddediyorum" şeklindeki sözlerini onaylayan Gibbs, mülakatı şu sözlerle tamamladı:

"İranlıların, Fars Körfezi üzerindeki kontrollerini veya vergilendirme haklarını açıkça tanımayan bir ön anlaşmayı bile imzalamalarını şaşırtıcı bulurum. Ellerindeki en büyük koz olan Körfez üzerindeki denetim haklarını bu şekilde feda edeceklerini sanmıyorum. Gazze'deki duruma bakın; orada bir ateşkes ilan edildi ancak İsrail buna uymadı ve ABD onlara tam destek verdi. Bu durum, İran ile yapılacak bir mutabakatın ne kadar geçerli olacağı konusunda büyük bir soru işareti yaratıyor. İranlıların bu anlaşmaların uygulanacağına dair neden güven duyması gerektiğini anlamıyorum. Tüm bu nedenlerle, bölgedeki savaşın bittiğine inanmıyorum."