Deneyimli gazeteci Magnier: İsrail, Trump'ın anlaşmasına uymayacak

15 Haziran 2026

Gazeteci Elijah J. Magnier, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği özel mülakatta, ABD ve İran arasında varılan yeni mutabakatı, İsrail'in Lübnan'daki askeri faaliyetlerini ve bölgesel dengeleri değerlendirdi.

YDH - Uluslararası arenada tanınan tecrübeli gazeteci ve savaş muhabiri Elijah J. Magnier, ünlü yayıncı Mario Nawfal'ın programına konuk olarak bölgedeki son gelişmeleri, ABD ile İran arasında imzalanan yeni mutabakat zaptını ve İsrail'in Lübnan'daki askeri stratejisini değerlendirdi.

Lübnan sınırında ateşkes anlaşmasının imzalandığı gün dahi askeri ihlallerin yaşandığına dikkat çeken Magnier, bölgedeki kalıcı barışın önündeki engelleri ve aktörlerin gizli ajandalarını ayrıntılarıyla aktardı.

Yayıncı Mario Nawfal, programın açılışında ateşkes mutabakatının yürürlüğe girdiği ilk gün Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabasında İsrail'e ait bir insansız hava aracının motosikletli bir hedefi vurduğunu hatırlatarak Magnier'e sürecin geleceğini sordu.

Magnier, bu ihlalin şaşırtıcı olmadığını belirterek İsrail'in askeri serbestisini korumak istediğini ifade etti.

"İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinden çekilmeyi kabul etmeyecek"

İsrail'in ateşkese uyup uymayacağı yönündeki soru üzerine Magnier, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun üzerinde büyük bir iç siyasi baskı olduğunu vurguladı.

Magnier, "İsrail tarafı her şeyden önce bu anlaşmanın doğrudan bir parçası değil. İran ve ABD mutabakatı elektronik ortamda onayladı, cuma günü de yüz yüze imzalayacaklar. Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile doğrudan bir çatışmaya girmeden kendi bildiğini okumaya çalışacaktır. Ancak Netanyahu'nun Lübnan'ın güneyinde hareket serbestisinden vazgeçmesi ve askerlerini tamamen geri çekmesi imkansızdır. Bu durum İsrailliler için son derece nettir" ifadelerini kullandı.

İsrail iç siyasetindeki dengelere değinen tecrübeli gazeteci, "İsrail'deki koalisyon ortakları, muhalefet ve toplumun genelinde Lübnan'daki savaşı durdurmanın büyük bir hata olduğu yönünde ortak bir mutabakat var. Muhalefet lideri Yair Lapid, eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz ve sol muhalefetin önemli isimlerinden Yair Golan, Netanyahu'yu hiçbir hedefe ulaşamadan Trump'ın taleplerine boyun eğmekle suçluyor. Aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich de anlaşmaya karşı seslerini yükseltiyor. Bu şartlar altında Netanyahu'yu geri çekilmeye zorlama görevi tamamen Donald Trump'ın omuzlarındadır" değerlendirmesinde bulundu.

"İran yeni süreçte kartları tamamen tersine çevirdi"

Magnier, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma (KOEP) ile mevcut mutabakat arasındaki en temel farkın, İran'ın bu kez masaya çok daha güçlü bir pozisyonda oturması olduğunu belirtti.

2015'teki süreçte İran'ın iyi niyetini kanıtlamak için öncelikle tüm nükleer kısıtlamaları uygulamak zorunda kaldığını hatırlatan Magnier, şunları kaydetti:

"Bu sefer durum tamamen tam tersine döndü. İranlılar Amerikalılara, 'Önce siz ilk adımı atacaksınız, taahhütlerinizi yerine getireceksiniz, biz bunu sahada doğruladıktan sonra kendi adımlarımızı atacağız' diyorlar. Anlaşmanın birinci maddesinde Lübnan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi açıkça yer alıyor. Eğer bu maddelerden biri bile ihlal edilirse İran tüm süreci bloke edeceğini bildirdi. İran, Donald Trump'ın vaatlerine güvenmiyor. Bu yüzden her aşamayı birbirine bağladılar. Eğer ilk adım atılmazsa süreç başa dönecek."

Donald Trump'ın İsrail'e iyilik yapmak isterken Lübnan'daki dengeleri bozduğunu savunan Magnier, Lübnan Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın anayasayı ve ceza kanununu ihlal ederek İsrail ile doğrudan müzakerelere giriştiğini, bunun da Lübnan ordusunun ve devletinin kendi halkı nezdindeki itibarını zedelediğini öne sürdü.

"Hizbullah ile İran arasındaki bağ sadece askeri değil, organiktir"

Yayıncı Mario Nawfal'ın "İran'ın kendi ekonomik çıkarları ve yaptırımların kalkması uğruna Lübnan'ı ve Hizbullah'ı gözden çıkarabileceği" yönündeki teorisine şiddetle karşı çıkan Magnier, iki aktör arasındaki ilişkinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.

Magnier, "İran'da gerek muhafazakarlar gerekse reformistler arasında Hizbullah ile olan ilişki ideolojik ve organiktir. Hizbullah, İran için sıradan bir bölgesel müttefik ya da vekil güç değildir. İran anayasasının 154. maddesi dünyadaki tüm ezilen halkları desteklemeyi öngörür. İran, müttefikleri adına doğrudan savaşa girmeyi göze alabilen bir devlettir. Nitekim son dönemde yaşanan gerilimde İran, Hizbullah'ı korumak adına İsrail'i doğrudan vurmaktan çekinmemiştir. Bu, askeri tarihte eşi benzeri görülmemiş bir durumdur" dedi.

İran'ın İsrail'e yönelik füze tehdidinin caydırıcılık yaratmayı hedeflediğini belirten Magnier, Katar ve Türkiye'nin diplomatik girişimleriyle son anda önlenen askeri gerilimde, Donald Trump'ın Netanyahu'nun yarattığı krizi çözmek için Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı gevşetmek zorunda kaldığını aktardı.

Magnier, "Trump, cuma günü Cenevre'de resmi imzalar atılmadan önce İran'ın Çin'e petrol satmasına göz yummak durumunda kaldı. Yani Netanyahu'nun hatalarının bedelini Trump ödedi" şeklinde konuştu.