
YDH- Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte petrol ihracatında büyük bir darbe alan Irak, alternatif rotalara yöneldi.
Bağdat yönetimi, son iki ay içerisinde Suriye üzerinden yaklaşık 600 bin ton akaryakıt ihraç ederek enerji arzını sürdürmeye çalışıyor.
Suriye Petrol Şirketi Tedarik Müdürü Celal Cerad’ın Rudaw’a verdiği bilgilere göre, 31 Mart'tan bu yana Anbar vilayetindeki El-Velid sınır kapısı üzerinden Suriye'ye günlük ortalama 350 ila 400 tanker ham petrol girişi yapılıyor.
Suriye’nin Baniyas Limanı'na ulaşan bu sevkiyat, Bağdat yönetiminin enerji ihracatını canlı tutmak için attığı en somut adım olarak öne çıkıyor. Sevkiyatların Irak Petrol Bakanlığı ile tam koordinasyon içinde yürütüldüğü belirtiliyor.
28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran savaşı öncesinde petrol üretiminin %90’ını Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinden dünyaya ihraç eden Irak, savaşın ardından derin bir mali krizle karşı karşıya kaldı.
Şubat ayında 99 milyon varil olan ihracatın Mart ayında 18,6 milyon varile gerilemesi, ülke bütçesinin ana kaynağı olan petrol gelirlerinin 6,8 milyar dolardan 1,9 milyar dolara düşmesine neden oldu. Bu tablo karşısında harekete geçen Başbakan Ali Zeydi, ihracat rotalarının çeşitlendirilmesi talimatını verdi.
Irak'ın Suriye koridoruna ek olarak Türkiye'ye yönelik ihracat stratejisini de güçlendirdiği görülüyor.
Irak devlet petrol pazarlama şirketi SOMO’nun başkanı Ali Nizar, Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması’nın en az bir yıl süreyle uzatılması için Ankara ile görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.
27 Temmuz’da süresi dolacak olan 1973 tarihli anlaşmanın yerine yeni bir çerçeve belirlenmesi için Bağdat ve Ankara arasındaki müzakereler devam ediyor.
Suriye yönetimi ise transit ücretleri, lojistik hizmetler ve liman giderleri üzerinden elde edeceği gelirlerle bu enerji trafiğinden stratejik ekonomik kazanç sağlamayı hedefliyor.
Geçtiğimiz haftalarda, Foreign Policy dergisinde yayımlanan analize göre Suriye, Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri ve Kızıldeniz’deki istikrarsızlık nedeniyle ortaya çıkan kırılgan deniz ticareti hatlarına karşı kara temelli bir alternatif koridor olma iddiası taşıyor.
Bu çerçevede ülkenin, enerji ve ticaret akışlarını Hürmüz’e bağımlı olmaktan çıkaracak daha doğrudan kara bağlantılarıyla bölgesel lojistik merkez haline gelmesi hedefleniyor.
Suriye’nin bu konumlanması, Körfez’den Akdeniz’e uzanan yeni enerji ve ticaret rotalarının yeniden şekillenmesi tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Suriye'de yönetime getirilen Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütü lideri Colani, Lefkoşa’da yapılan AB–bölgesel ortaklar zirvesinin geleneksel iş birliği kalıplarını aşan yeni bir jeopolitik dönemi temsil ettiğini söyledi. “Sıfır sorun” yaklaşımı çerçevesinde Suriye’nin, Orta Asya, Körfez ve Avrupa’yı bağlayan “Dört Deniz ve Dokuz Koridor” projesiyle stratejik bir enerji ve lojistik arter haline gelmesi hedeflendiğini vurguladı.
Ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki risklere dikkat çekerek, Akdeniz merkezli yeni koridorların küresel enerji güvenliği için zorunlu hale geldiğini ifade etti.
Aynı bağlamda, İsrail'in Suriye’nin güneyi ve Lübnan’da oluşturduğu “sarı hat”, yalnızca askeri bir sınır düzenlemesi değil, ileri savunma ve stratejik hâkimiyet kurmayı amaçlayan yeni bir güvenlik doktrini olarak değerlendiriliyor.
Hermon (Şeyh) Dağı’nın kontrolü bu yapının merkezinde yer alırken, yüksek irtifa sayesinde Şam’dan Bekaa Vadisi’ne kadar geniş bir alanın gözetlenmesi ve askeri olarak izlenmesi mümkün hale geliyor.
Bu hat, kara sınırlarını aşarak deniz yetki alanları ve enerji sahalarını da kapsayan, aynı zamanda yoğun teknoloji altyapısıyla desteklenen bir bölgesel gözetim ve caydırıcılık sistemi oluşturuyor.