İran'dan 'ilk adım' vurgusu: En zor aşama nihai anlaşma

16 Haziran 2026

Temkinli iyimserlik ile derin kuşkular arasında gidip gelen İran-ABD mutabakatı, müzakerelerin merkezinde olduğu yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

YDH- İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptının duyurulması bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş bir memnuniyetle karşılanırken, İsrail rejiminde “belirgin bir endişeye” yol açtı.

İran ise bu duyuruyu "ilk adım" olarak nitelendirirken, "en zor aşama" olarak tanımlanan ve cuma günü ön mutabakatın imzalanmasının ardından başlaması öngörülen "nihai anlaşma" müzakerelerinin henüz başlamadığını belirtti.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve müzakere ekibinin başkanı Muhammed Bakır Galibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Cenevre'deki imza törenine katılmasını beklediğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai ise dün yaptığı açıklamada, İran tarafından mutabakat zaptına kimin imza atacağının henüz netleşmediğini ve bu konudaki kararın daha sonra verileceğini söyledi.

Anlaşmanın çerçevesi: 60 günlük müzakere süreci

Mutabakat zaptının resmi metninin imzayla eş zamanlı olarak yayımlanması beklenirken, her iki taraf yetkililerinin açıklamalarına göre, anlaşmanın ana hatları şu şekilde şekilleniyor: "Lübnan da dahil tüm cephelerde" savaşın sona erdirilmesi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açma taahhüdü karşılığında ABD'nin İran limanlarındaki deniz ablukasını kaldırma yükümlülüğü.

Mutabakatın imzalanması ayrıca, iki tarafın nükleer program ve yaptırımların kaldırılması konusunda doğrudan müzakerelere gireceği 60 günlük bir sürenin başlangıcını oluşturuyor.

El-Ahbar’a göre, böylece mutabakat, tarafları askeri alandan diplomatik sahaya taşıyarak, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden önceki müzakere atmosferine geri döndürüyor. Ancak beklenen müzakereler başladığında, özellikle İran'ın nükleer programının ayrıntıları ve tartışmalı zenginleştirilmiş uranyum stokları dosyası konusunda derin anlaşmazlıkların yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra, “bölgesel endişeler” anlaşmanın üzerine gölge düşürüyor. İsrail'in mutabakatta yer alan "Lübnan maddesine" uymayacağının sızdırılması, Tel Aviv'in Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreci tuzakla sabote etme ve henüz başlangıç aşamasında engelleme girişimlerine ilişkin ciddi endişeleri körüklüyor.

Bu bağlamda, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, mutabakat zaptının imzalanmasını yalnızca "ilk adım" olarak nitelendirdi ve "en ağır ve en zor görevin", tarafların 60 günlük süre içinde ayrıntılarını müzakere edeceği nihai anlaşmaya ulaşmak olduğunu belirtti.

Arif, bu yolun önündeki temel engelin İsrail rejimi olduğunu ifade ederken, mevcut mutabakatların "haksız yaptırımların kaldırılmasına ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşılmasına" yol açmasını umduğunu dile getirdi.

Bekai, anlaşmanın duyurulmasının ardından düzenlediği ilk basın toplantısında, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin mutabakatın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

"Lübnan'ın adı mutabakat zaptı metninde üç kez geçiyor ve bu ülkenin ulusal egemenliği ile toprak bütünlüğünün korunmasının gerekliliği vurgulanıyor" diyen Bekai, bunun "İslam Cumhuriyeti'nin Lübnan'ı büyük ve merkezi bir ülke olarak gördüğünü açıkça yansıttığını" belirtti.

Son dakika değişiklikleri ve İran'dan stratejik yorumlar

Bu arada, "Devrim Muhafızları"na yakın "Tesnim" haber ajansı, mutabakat zaptı metninde "son dakikada" yapılan ve anlaşmanın nihai şekline ulaşmasını sağlayan değişikliklere ilişkin bir haber yayımladı.

Ajansa göre, bu değişikliklerin en dikkat çekeni, mutabakatın birinci maddesine "Lübnan'ın egemenliğinin güvence altına alınması ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi" ifadesinin eklenmesi oldu.

ABD Başkanı Donald Trump'ın başlangıçta bu ifadenin eklenmesine karşı çıktığı, ancak nihayetinde onay verdiği belirtildi. Tesnim ayrıca beşinci maddede yapılan bir başka değişiklikten daha söz etti: Buna göre, "Hürmüz Boğazı'nda seyir hizmetlerinin yönetimi" İran ve Umman Sultanlığı tarafından üstlenilecek.

Ancak ajans, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınmasının 60 gün süreyle askıya alınacağını, ardından İran'ın geçen gemilerden hizmet bedeli tahsil etmeye devam edeceğini açıkladı.

Vance, anlaşmanın duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, "birçok ayrıntının hâlâ askıda olduğunu ve henüz netleşmediğini" belirtmekle birlikte, Hürmüz Boğazı'nın uzun vadede herhangi bir geçiş ücreti olmaksızın açık kalmasının gerekliliğini vurguladı.

Fakat CBS News'e verdiği bir röportajda, İran'ın "Körfez ülkelerinden yeniden inşa için 300 milyar dolarlık finansman" sağlayabileceğini açıkladı.

Gelişmelerin İran'daki okumalarına gelince, resmi "İRNA" haber ajansı dün yayımladığı bir analizde, mutabakat zaptının "koşulsuz teslim" senaryosunun çöküşünü ve Washington'un Tahran'a karşı yürüttüğü "maksimum baskı" politikasının başarısızlığını temsil ettiğini yazdı.

Ajans, gelecek müzakerelerin çerçevesinin, savaşın dayattığı Direniş Ekseni'nin konumunun korunması ve İran'ın füze yeteneklerinin müzakere masasından çıkarılması gibi yeni gerçeklikler esas alınarak yeniden şekillendirildiğini belirtti.

Ajans, bu mutabakatın temel güvencesinin İran'ın kendi gücü olduğunu savunarak, "Geçmiş yılların deneyimi ve İran-ABD ilişkilerinde biriken anlaşmazlıklar, anlaşmaların ancak bir güç birikimine dayandıklarında uygulanabilir hale geldiğini göstermiştir. Bu kadar değişken bir ortamda, anlaşma metninin kendisi uygulamayı garanti etmeye yetmez. Belirleyici faktör, savaşın ortaya çıkardığı ve karşı tarafı belirli yükümlülükleri kabul etmeye iten güç dengesidir." ifadelerini kullandı.

Fars Haber Ajansı ise mevcut mutabakat ile 2015'te imzalanan nükleer anlaşma arasındaki farka dikkat çekerek, "İran'ın o anlaşmada vaat edilen ancak yerine getirilmeyen karşılıklar karşılığında peşin tavizler verdiğini, oysa yeni formülde hiçbir özsel şey kaybetmediğini" savundu.

Bununla birlikte Fars, "mevcut anlaşmanın yapısının hızla geri döndürülebilir olduğu, öyle ki herhangi bir Amerikan ihlalinin her şeyi hızla başlangıç noktasına geri getireceği; özellikle de Hürmüz Boğazı'nın açık tutulmasının, buna göre, karşı tarafın iradesine ve davranışlarına bağlı olduğu (...) kesin hükmün, anlaşmanın tam metninin yayımlanmasına ertelendiği, zira kesin ifadelerin ancak her bir tarafın ne kazandığını ve neye taviz vermek zorunda kaldığını ortaya koyacağı" uyarısında bulundu.