Prof. Pape: İran bölgesel üstünlük yolunda yeni bir güvenlik kuşağı kuruyor

17 Haziran 2026

Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert A. Pape, Ortadoğu'daki son gelişmeleri ve Washington-Tahran arasındaki gizli pazarlıkları değerlendirdi.

YDH - Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi ve Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Profesör Robert A. Pape, yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta Ortadoğu'daki askeri ve stratejik güç dengelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bölgesel aktörlerin siyasi manevralarını, ABD hükümetinin iç politikasındaki güç mücadelelerini ve İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik hakimiyetini ele alan Profesör Pape, İsrail ve ABD'nin bölgedeki etkinliğinin ciddi bir gerileme dönemine girdiğini kaydetti.

"İsrail köşeye sıkışmış bir kedi gibi saldırganlaşabilir"

İsrail hükümetinin mevcut askeri ve siyasi durumunu değerlendiren Profesör Robert A. Pape, Tel Aviv yönetiminin stratejik bir çıkmaza girdiğini belirtti.

İsrail'in seçeneklerinin azaldığını ve bu durumun bir panik havası yarattığını ifade eden Pape, şu ifadeleri kullandı:

"İsrail köşeye sıkışmış bir kedi gibi. Saldırganlaşmalarına kesinlikle şaşırmam. Bununla, Tahran'daki daha fazla lideri öldürmeye çalışacaklarını kastediyorum. Kelimenin tam anlamıyla, müzakereleri yürüten dışişleri bakanını öldürmek isteyebilirler. Hatırlayacağınız üzere, ABD ile anlaşma yapan ya da anlaşmanın eşiğinde olan İranlı müzakerecileri öldürmek, İsrail'in bir davranış kalıbıdır. İsrail kendisini köşeye sıkışmış hissettikçe bunun gerçekleşebileceğine kesinlikle şaşırmam. Bu bir gerilemedir. Çok fazla seçeneği yok ve esasen paniklemeye başlıyorlar."

Mülakatı gerçekleştiren Mario Nawfal'ın, "Eğer Donald Trump, İsrail'in İran ile bir savaşa girmesi veya İran'ın İsrail'e saldırması durumunda ABD'nin bu sürece dahil olmayacağını Benyamin Netanyahu'ya açıkça belirtirse, İsrail'in arkasında ABD desteği olmadan İran ile savaşa girme ihtimali hala var mı?" sorusu üzerine Profesör Pape, liderler arasındaki kişisel ilişkilerin sahada tek başına belirleyici olamayacağına dikkat çekti.

"Netanyahu kendi siyasi geleceğini tehlikeye atmak istemiyor"

Profesör Pape, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu arasındaki siyasi dinamikleri analiz ederek, Netanyahu'nun iç politikadaki sıkışmışlığına vurgu yaptı. Pape, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Trump'ın sözlerinin burada tek başına yeterli olmayacağını düşünüyorum. Çünkü halihazırda aralarında bağrışmalar yaşandığını gördünüz. Netanyahu'nun belki orada burada bir veya iki günlüğüne durakladığını görebilirsiniz ancak Trump'ın Netanyahu'ya bağırması çok büyük bir işe yaramıyor. Netanyahu da gerçek bir sıkıntı içinde çünkü kendisi de yeniden seçim yarışına giriyor. İsrail'i İran ve Hizbullah'a karşı başarıyla savunan biri olarak kampanya yürütmek istiyor. Dolayısıyla, eğer burada Trump'a çok fazla boyun eğerse, çok uzak olmayan kendi siyasi geleceğini baltalamış olur. Bunu düzeltmek için önünde üç veya dört yılı varmış gibi bir durum söz konusu değil. Elbette Trump'ı bir ölçüde yatıştırmak istiyor çünkü Trump, Netanyahu'nun yeniden seçilmesi için ABD'de bağış toplanmasına yardımcı olabilir. Dolayısıyla Netanyahu'nun isteyeceği bir Amerikan parası söz konusu olacaktır. Bu durum siyasetçilerin iğne deliğinden iplik geçirme çabasına benziyor. Ancak bu insanlar bu işin ustasıdır. Benim gibi bir profesör bu yollarda yönünü bulamaz ama onlar bu yollarda nasıl yürüyeceklerini gerçekten çok iyi bilirler."

İsrail'in karşı karşıya olduğu stratejik ikilemin geçici olmadığını kaydeden Profesör Pape, "Günün sonunda İsrail için gerçek bir ikilem var çünkü gerileyen bir gücün konumunda bulunuyor ve bu gerilemenin bir dip noktası yok. Bu durum, sanki en dip noktaya ulaşıldıktan sonra işler düzelecekmiş gibi bir süreç değil. Çünkü İran'ın gücü muhtemelen artmaya devam edecek. Uzun zamandır söylediğim gibi, bir veya bir buçuk yıl içinde İran'ın bölgedeki en baskın devlet haline gelmesi beni şaşırtmaz. Bu da bugün olduklarından çok daha yakın bir konumda, hatta nükleer silah eşiğinin ötesinde olmaları anlamına gelir" dedi.

"İran'ın hayatta kalması sadece büyüyen gücüyle mümkündür"

Profesör Robert A. Pape, İran'ın bölgedeki stratejik varlığını sürdürme ve hayatta kalma mücadelesinin diplomatik uzlaşılardan ziyade askeri ve siyasi gücünü artırmasına bağlı olduğunu belirtti.

İran'ın ilk 110 günlük saldırı dalgasını atlattığını belirten Pape, asıl mücadelenin önümüzdeki 3 ila 5 yıllık süreçte yaşanacağını ifade etti.

Pape, Tahran yönetiminin stratejisine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Burada bir uzlaşmaya varmak, nazik davranmak ve İsrail ile ABD'nin kendi liderlerine yönelik suikastlar düzenlemeyeceğini ya da başka şeyler yapmaya çalışmayacağını hayal etmek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Buradaki gerçekçilerin hepsi size İran'ın hayatta kalmasının sadece büyüyen gücüyle mümkün olacağını söyleyecektir; hepimizin zenginleşip sonsuza kadar mutlu yaşayacağı bir anlaşma yapmaya çalışmasıyla değil. Gerçekçi pozisyon bu değildir."

Sunucu Mario Nawfal'ın, "Yani aralarındaki mutabakat zaptı onlar için sadece bölgesel bir güç olma yolunda bir adımdır" ifadesini onaylayan Profesör Pape, İran'ın kırmızı çizgilerini kararlılıkla koruduğunu belirtti.

Anlaşmanın bozulma ihtimalinin mali kaynakların aktarılmaması durumunda ortaya çıkacağını kaydeden Pape, "İran'ın ne yapacağını düşünüyorum ve şu anda İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı oldukça net kırmızı çizgiler ortaya koydu. Görebildiğim kadarıyla İran Dışişleri Bakanı da Lübnan hususunda bunu pekiştiriyor. Dolayısıyla onların kendi içlerinde çatışan farklı hizipler halinde olduğunu düşünmüyorum. Bir kavga görmek için sabırsızlanıyorum ama ortada bir kavga görmüyorum. Gördüğüm şey, güce doğru topluca ilerleyen kolektif bir yapıdır" dedi.

"Trump anlaşmayı bir bayrak gibi dalgalandırırdı"

ABD hükümetinin İran ile yürütülen müzakerelere ilişkin detayları kamuoyundan gizlemesini eleştiren Profesör Pape, mutabakat metninin açıklanmamasının arkasında siyasi kaygılar olduğunu dile getirdi.

Sunucu Mario Nawfal'ın "Neden hala bunu açıklamadıklarını düşünüyorsunuz? Bir şeyler mi gizlemeye çalışıyorlar?" sorusuna Pape şu yanıtı verdi:

"Kesinlikle öyle. Demek istediğim, bunlar siyasetçi ve ilgi odağında yaşıyorlar. Kameraları çok severler. Bir siyasetçinin kameradan kaçtığını hiç gördünüz mü? Eğer bu durum Trump için siyasi destek sağlayacak harika bir gelişme olsaydı, bunu çoktan bir bayrak gibi dalgalandırırdı. Bunu yapmıyor olması size çok şey anlatıyor. Üstelik okları göğslemesi için öne başka birini sürüyor, o da Başkan Yardımcısı JD Vance. Dikkat ederseniz Dışişleri Bakanı Marco Rubio ortalıkta görünmüyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth de aniden çok sessizleşti. Yaşanan şey, sorumluluğu üstlenmesi için JD Vance'i seçmiş olmalarıdır. Sorumluluk ona kaldı. Biz bunu akademik siyasette her zaman yaparız. Akademisyenler sorumluluğu başkasına devretmeyi herkesten daha iyi bilir. Görünüşe göre Vance bu sorumluluğu üstlendi. Dolayısıyla tüm eleştirileri alacak olan kişi odur. Eğer bu iş sihirli bir şekilde harika sonuçlanırsa, tüm görkemi sahiplenmek üzere Trump orada olacaktır. Yani buradaki sorumluluk üstlenici Vance'tir. Mutabakat zaptının ortada olmamasının sebebi, bunun Trump'ın prestijini artıracak bir nitelikte olmadığına inanmamdır."

Medya organlarının mutabakat zaptına yönelik eleştirilerine de değinen Pape, ABD medyasının bu konuda alışılmadık bir fikir birliği içinde olduğunu belirtti. Pazar günkü ilk kutlama havasının yerini endişeye bıraktığını ifade eden Pape, "Pazartesi sabahından bu yana ABD'de tüm medyada bunu görüyorsunuz. Medya bu konuda oldukça tek sesli. Fox News bir tarafta, CNN diğer tarafta, MSNBC başka bir yerde değil. Anlaşmanın korkunç olduğu konusunda herkes birleşmiş durumda. Ben sadece aylar sonrası için değil, yakın vade için de bunun ne kadar korkunç olduğunun ayrıntılarını ekliyorum. Genel olarak, Beyaz Saray'da yaşamayan ve bu anlaşmayı kutlayan çok az insan var" dedi.

"Güçlü bir silahı kendi ellerimizle İran'a teslim ettik"

Mülakat sırasında Mario Nawfal, CNN tarafından yayımlanan ve ABD istihbarat değerlendirmelerine dayandırılan haberi aktardı.

Habere göre ABD istihbarat kurumları, İran'ın savaşın doğrudan bir sonucu olarak Hürmüz Boğazı'nı istediği an kapatabilecek yeni ve güçlü bir askeri kapasite elde ettiğini tespit etti.

Değerlendirmede, "Hürmüz Boğazı'nın fiili kontrolünü kendi ellerimizle İran'a teslim ettik, bu her türlü nükleer silahtan daha güçlü bir silahtır" ifadesi yer aldı. Ayrıca İran'ın, müzakerelerin çökmesi durumunda Fars Körfezi'ndeki enerji altyapısına yönelik hedefli saldırılar düzenleyebileceği ve Yemen'deki Ensarullah hareketini kullanarak Babülmendep Boğazı'nı kapatabileceği belirtildi.

Bu değerlendirmeyi onaylayan Profesör Robert A. Pape, stratejik öngörülerin haklı çıktığını vurgulayarak şunları kaydetti:

"Biz de tam olarak bunu söylüyorduk ve şimdi istihbarat değerlendirmelerini görüyorsunuz. Benim güvenlik yetkim olduğu dönemde öğrendiğim kirli sır şudur: İyi şeylerin yüzde 90'ı gizli değildir ve herkesin erişimine açıktır. Asıl gizli olan budur, diğer her şey ise sadece dinlemedir. Önümüzdeki altı ay içinde ne beklemeniz gerektiğine gelince; daha büyük bölgesel ittifak arayışları beklemelisiniz. Önümüzdeki altı ay içinde, hatta belki de bu cumartesiden itibaren daha fazla bölgesel ittifak duyarsanız şaşırmayın. Bölgesel bir ittifaka sahip olmak ne anlama gelir? Bu, ABD olmadan hareket etmek anlamına gelir. Bu da bölge devletlerinin güce göre saf tutması demektir; belki buna şimdi Türkiye de dahil olacaktır. Belki bir Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşması göreceksiniz. Sadece bölgesel ittifaklar kurulacaktır. Farklı bölgesel düzenlemeler üzerine sonsuz tartışmalar yapacağız. Bunların hepsi, bölge devletlerinin topraklarında Amerikan kuvvetlerini barındırmaya yönelik ilgisini azaltmanın yollarıdır. Çünkü Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yapmanın kendilerini açık bir hedef haline getirdiğini görüyorlar."

"İran Akdeniz'den Fars Körfezi'ne uzanan bir nüfuz alanı inşa etmek istiyor"

İran'ın uzun vadeli stratejik planlarına ilişkin öngörülerini paylaşan Profesör Pape, Tahran'ın bölgedeki enerji geçiş hatlarını kontrol etmek amacıyla fiziki ve askeri bir barikat kurmayı hedeflediğini açıkladı. İran'ın önünde bölgesel liderliği elde etmek için 3 ila 5 yıllık bir fırsat penceresi olduğunu belirten Pape, şu analizde bulundu:

"Suriye boru hatları ve diğer tüm boru hatları gibi bypass hatları inşa edilmeden önce İran'ın bu bölgesel önceliğe ulaşmak için yaklaşık 3 ila 5 yıllık bir süresi var. Bu boru hatlarının inşası zaman alacaktır. Bunun altı ay içinde gerçekleşebileceğinden şüpheliyim. Birçok insanın sanki bunu altı ayda yapacakmış gibi sert konuştuğunu duyuyorsunuz. Göreceğiz, ancak önümüzdeki bir veya iki yıl içinde, belki de birkaç yıl içinde karşımıza çıkacak olan durum budur. Peki bu ne anlama geliyor? Bu, eğer İran bölgesel üstünlük sağlayacaksa, Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Fars Körfezi'ne uzanan bir nüfuz alanına ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Çünkü bu kaynakların bölgeyi terk edebileceği her yolu kapatması gerekiyor. Üst düzey askeri liderler geçen hafta ne hakkında konuştu? Akdeniz'den Kızıldeniz'le Körfez'e kadar uzanan yeni bir güvenlik kuşağından bahsettiler. Bu neden mantıklı? Bu sadece ideolojik müttefiklere sahip olmalarıyla ilgili değil. Biz hala eski ekol dünyadayız, üstünlüğün bizim elimizde olduğunu ve onların en fazla kenardan küçük ısırıklar alabilen zayıflar olduğunu düşünüyoruz. İran'ın konuya bu şekilde yaklaştığını hiç sanmıyorum. Ne konuşmaları ne de davranışları bu yönde. Kat edecekleri daha çok yol var. Henüz hedefe ulaşmadılar ancak bölgesel üstünlüğe sahip olmanın ne anlama geldiğinin ana hatlarını görmeye başlayabilirsiniz. Bu nüfuz alanını sadece siyasi anlamda veya harita üzerinde bir çizgi çizerek istemiyorsunuz. Bir duvar inşa etmek istiyorsunuz. Böylece tüm bu boru hatları inşa edilse bile, erişimi siz kontrol edeceksiniz."

Mülakatın sonunda Mario Nawfal'ın, boru hatlarının kolay hedefler olduğunu, Yemen'deki güçlerin veya İran'ın bu hatları kolayca vurabileceğini belirtmesi üzerine Profesör Pape, bu durumun stratejik riskleri daha da artırdığını ve bölgedeki enerji güvenliği denklemini tamamen Tahran lehine değiştirdiğini onaylayarak sözlerini tamamladı.