İsrail basını yazdı: 'ABD, İran karşısında tarihi tavizler verdi'

18 Haziran 2026

İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun analizine göre, Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptı, ABD yönetiminin İran'a nükleer program, balistik füzeler, bölgesel uzantılar ve ekonomi alanlarında verdiği tarihi tavizleri içeriyor.

YDH - İran ile ABD arasında gece saatlerinde imzalanan mutabakat zaptı, Washington yönetiminin Tahran lehine verdiği çok sayıda "kritik tavizi" içeriyor.

İsrail'de İbranice yayın yapan Kanal 12 televizyonunun analizine göre, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan arasında imzalanan bu anlaşma, ABD'nin geçmişteki sert söylemlerinin aksine Tahran'a nükleer programdan balistik füzelere, bölgesel uzantılardan Hürmüz Boğazı'ndaki egemenliğe kadar geniş bir alanda büyük kazanımlar sağlıyor.

Analizde, ABD Başkanı Trump'ın henüz üç ay önce, savaşın ortasında yaptığı "İran'la tamamen teslim olmak dışında hiçbir anlaşma yapılmayacaktır" yönündeki açıklaması hatırlatılarak, varılan mutabakatın bu iddiadan oldukça uzak olduğu iddia edildi.

Amerikan yönetiminin de bu anlaşmanın İran'ın lehine olduğunu bildiği aktarıldı. Nitekim dün CNN'e konuşan ABD'li üst düzey yetkililer, mutabakatın yalnızca "siyasi bir belge" olduğunu ve "buna çok fazla önem atfedilmemesi gerektiğini" savunarak, metnin İran'ın bunu kendi kamuoyuna siyasi olarak "pazarlayabilmesi" için bu şekilde tasarlandığını ifade etti.

İsrail Kanal-12 televizyonu, Amerikalı yetkilinin bu açıklamasının bile aslında imzalanan mutabakat zaptının İran'ın lehine olduğunun itirafı olduğu yorumunu yaptı. 

Cumhuriyetçi Senatör Bill Cassidy ise anlaşmaya tepki göstererek, "Bu, son on yıllarda yaptığımız en büyük dış politika hatasıdır" ifadesini kullandı.

Kanal 12, gece imzalanan mutabakat zaptıyla İran'ın elde ettiği kazanımları şu başlıklar altında derledi:

Füzeler ve bölgesel uzantılar müzakere dışı kaldı

Mutabakat zaptının sondan bir önceki maddesi olan 13. madde, nihai müzakerelerin yalnızca bu metinde halihazırda belirtilen konular üzerinden yürütüleceğini hüküm altına alıyor.

Anlaşma metninde kendilerine hiç yer bulamayan iki temel konu ise İran'ın balistik füze programı ile Direniş Ekseni bileşenleri oldu.

Askeri harekatın başında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran'ın balistik füze kapasitesini savaşın üç temel hedefinden biri olarak tanımlamış ve bu yapının "tamamen çökertileceği" sözünü vermişti.

Trump da savaştan kısa süre önce gazeteci Barak Ravid'e verdiği mülakatta, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın kesinlikle balistik füze stokunu da kapsaması gerektiğini "son derece açık" bir dille ifade etmişti.

Ancak ABD istihbarat raporlarına göre İran, füze stokunun yüzde 75'ini korumayı başardı ve mobil fırlatıcıları ile füze yeraltı şehirlerinin büyük bölümünü yeniden inşa etti.

Bununla birlikte, İsrail ve ABD'nin İran'ı Direniş Ekseni unsurlarından koparma yönündeki kamuoyu önünde verdikleri taahhütlere rağmen, varılan mutabakat zaptı nihai anlaşma müzakerelerinde füzelerin ve vekil güçlerin hiçbir şekilde masaya gelmeyeceğini netleştirmiş oldu.

Hürmüz Boğazı'nda İran egemenliğinin devamı

İran, Hürmüz Boğazı'nı küresel ekonomiyi sarsmak ve böylece ABD ile İsrail'in askeri üstünlüğüne rağmen Washington'dan taviz koparmak için en güçlü silahı olarak kullandı.

Varılan anlaşma, Tahran'ın bu baskı aracını korumakta kararlı olduğunu ve Trump'ın da buna rıza gösterdiğini ortaya koyuyor.

Mutabakat zaptının metnine göre İran, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan "yalnızca 60 gün boyunca ücretsiz" geçişine izin verecek. Boğazdaki seyrüseferin geleceği ise İran ile Umman arasında, bölgedeki diğer ülkelerle yapılacak istişareler doğrultusunda belirlenecek.

Bu durum, ABD'nin İran'ın boğazdan geçen gemilerden ücret talep etme yönündeki şartını kabul ettiğini gösteriyor. Böylece uluslararası hukuka aykırı olan ve İran'a büyük bir siyasi ve ekonomik güç sağlayacak benzeri görülmemiş bir mekanizmanın önü açılıyor.

Lübnan da ateşkes kapsamına dahil edildi

Mutabakat zaptının henüz ilk maddesinde, İran ve ABD'nin "Lübnan dahil tüm cephelerde askeri faaliyetlerin derhal ve kalıcı olarak durdurulması" konusunda mutabık kaldığı belirtiliyor.

Metinde ayrıca tarafların "Lübnan'ın toprak egemenliğini güvence altına almayı" taahhüt ettiği ifade ediliyor ki bu durum, İsrail ordusunun bölgeden çekilmesine yönelik açık bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Siyonist rejim, Lübnan cephesini İran ile olan çatışmadan ayrı tuttuğunu belirtmiş ve Güney Lübnan'daki düşük yoğunluklu çatışmalar devam etmişti.

İşgalci rejim, İran ekseninden bağımsız olarak Lübnan'da hareket serbestisi talep ediyordu ancak Tahran'ın bu konuda da kendi pozisyonunu Trump'a kabul ettirerek cepheleri birbirine bağlamayı başardığı görülüyor.

Yapılan açıklamalara göre, mutabakat zaptı çerçevesinde İsrail ile Hizbullah arasında bir ateşkes üzerinde uzlaşı sağlandı ancak İsrail'in Güney Lübnan'dan derhal çekilmesi şartı koşulmadı.

Hizbullah yetkilileri, Reuters haber ajansına yaptıkları resmi açıklamada, İsrail'in çekilmesinin nihai anlaşma için bir İran şartı olduğunu ancak mutabakat zaptı ve müzakerelerin başlaması için bir ön koşul olmadığını bildirdi.

İran'ın derhal elde edeceği ekonomik kazanımlar

Mutabakat zaptının yürürlüğe girmesiyle birlikte İran, hemen geçerli olacak iki büyük ekonomik kazanım elde ediyor.

ABD, Trump'ın 13 Nisan'da ilan ettiği ve İran'ın Fars Körfezi'ndeki limanlarına erişimi engelleyen deniz ablukasını kaldırmayı taahhüt etti. Söz konusu abluka İran'ın petrol satışını durdurmuş ve uzun vadeli petrol üretim kapasitesini tehlikeye atmıştı.

Bunu tamamlayan radikal bir adımla ABD, İran'ın petrol endüstrisine ve ilgili hizmet sektörlerine yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırma sözü verdi.

Bu hamleyle Washington, Tahran'ın en karlı ekonomik sektöründeki kısıtlamaları sonlandırarak İran'ın ekonomik durumunu savaş öncesi dönemin bile üzerine çıkarma yolunu açtı.

Nihai anlaşmadaki büyük ekonomik vaatler

Mutabakat zaptında nihai anlaşma durumunda İran'a taahhüt edilen en büyük ekonomik kazanım, ülkeye yönelik tüm yaptırımların kaldırılması olarak öne çıkıyor.

Metinde, ABD'nin İran ile işbirliği yapan üçüncü ülke ve kuruluşlara uyguladığı "ikincil yaptırımların" kaldırılmasına açıkça atıfta bulunuluyor.

Tüm yaptırımların iptal edilecek olması, Tahran'a yönelik yaptırımların yalnızca bir kısmının kaldırıldığı 2015 nükleer anlaşmasının (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) bile ötesine geçen bir taviz olarak değerlendiriliyor.

Bunun yanı sıra mutabakat, İran'ın yeniden imarı için 300 milyar dolarlık bir fon kurulmasına yönelik Amerikan taahhüdünü de içeriyor.

ABD yetkilileri bu kaynağın kendi bütçelerinden çıkmayacağını vurgularken, Financial Times gazetesi fonun özel yatırımcılardan sağlanmasının planlandığını bildirdi.

İran'ın elde edeceği bir diğer avantaj ise dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması olacak. Tahran'ın yaptırımlar kapsamında Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve ABD dahil birçok ülkede bloke edilen yaklaşık 100 milyar doları bulunduğu tahmin ediliyor.

İran medyasında yer alan haberlere göre Tahran, müzakereler sırasında bu paranın 24 milyar dolarının derhal serbest bırakılmasını talep etti.

Ancak mutabakat metni, bu paranın serbest bırakılmasının müzakerelerdeki ilerlemeye mi bağlı olacağını yoksa hemen mi gerçekleşeceğini netleştirmiyor.

Zenginleştirilmiş uranyum İran topraklarında seyreltilecek

İran, yıllar boyunca nükleer silah edinme amacı taşımadığını ancak uranyum zenginleştirme hakkını koruyacağını savunarak bu hakka yönelik sınırlamalara karşı çıktı.

Mutabakat zaptı, nükleer konuyu yalnızca tek bir maddede ele alıyor. Bu maddede İran, nükleer silah geliştirmeme veya edinmeme taahhüdünü yinelerken, taraflar zenginleştirilmiş uranyum stoku meselesini nihai anlaşma çerçevesinde çözmeyi kabul etti.

Bu süreçteki "asgari yöntem" ise uranyumun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetiminde, İran topraklarında seyreltilmesi olarak belirlendi.

Bu formül, hem ABD'nin hem de İran'ın nükleer konuda karşılıklı taviz verdiğini gösteriyor. Trump yönetimi zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılmasını talep ederken, Tahran kendi topraklarındaki nükleer programa sınırlama getirilmesini reddediyordu.

Bununla birlikte, anlaşmada İran'ın nükleer tesislerine ve programın diğer bileşenlerine ilişkin bir detay yer almıyor ve bu konuların nihai müzakerelerde ele alınıp alınmayacağı belirsizliğini koruyor.