
YDH - Küresel piyasalardaki gelişmeleri yakından takip eden finans dünyası, ABD ve İsrail rejimlerinin İran'a açtığı savaşın ardından gelen diplomatik adımların ve ABD iç ekonomisindeki borç sarmalının etkilerini tartışıyor.
Euro Pacific Capital Üst Yöneticisi (CEO) ve küresel stratejist olan Amerikalı ünlü iktisatçı Peter Schiff, tanınmış yayıncı Mario Nawfal'a verdiği özel mülakatta, askeri operasyonların sonlandırılmasına yönelik mutabakat zaptından ABD Merkez Bankasının (Fed) yeni yönetimine, altın ve gümüş piyasalarındaki düzeltme hareketlerinden kripto para sektöründeki çöküş iddialarına kadar pek çok kritik başlığı detaylandırdı.
Yayıncı Mario Nawfal'ın, bölgede sağlanan uzlaşmanın ve imzalanan mutabakat zaptının küresel ekonomiye etkilerine yönelik sorusunu yanıtlayan iktisatçı Peter Schiff, askeri sürecin neyi çözüme kavuşturduğu konusunda derin şüpheleri olduğunu ifade etti.
Schiff, "Askeri operasyonların gerçekten bittiğini varsayarsak, bu süreçle neyi başardığımızı tam olarak bilmiyorum. Donald Trump, bu gerilimi istediği an yeniden başlatabileceğini söylüyor. Dolayısıyla ortada gerçek bir uzlaşma yok" değerlendirmesini yaptı.
Nükleer silahlanma konusunda somut bir anlaşmanın bulunmadığını vurgulayan ünlü iktisatçı, "Nükleer silahlar konusunda gerçek bir anlaşma mevcut değil. Orada gerçekte ne kadar bir risk vardı bilemiyorum ancak bir risk vardıysa bile bunun hiçbir şekilde ortadan kaldırıldığını düşünmüyorum. Aslına bakılırsa Donald Trump, İran'ın sadece askeri amaçlarla değil, enerji üretimi amacıyla uranyum zenginleştirmekte ve nükleer teknoloji geliştirmekte serbest olduğunu kabul etti. Ancak bu sürece bir kez dâhil olunduğunda, sivil ve askeri kullanım arasında nasıl kesin bir sınır çekilebileceğini anlamıyorum" şeklinde konuştu.
Mutabakat çerçevesinde Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasının büyük bir başarı gibi sunulmasını eleştiren Schiff, bu bölgenin zaten gerilim öncesinde de açık olduğunu hatırlattı.
Schiff, "Büyük başarı Hürmüz Boğazı'nın açık olması gibi görünüyor ancak burası zaten operasyonlardan önce de açıktı; boğazın kapanmasının tek nedeni bizim başlattığımız askeri süreçti. Ayrıca bu mutabakat zaptında, dondurulmuş veya yaptırıma tabi tutulmuş milyarlarca dolarlık fonun İran'a iade edilmesine yönelik maddeler olduğu belirtiliyor ki bu miktarın on milyarlarca doları bulduğu tahmin ediliyor. Bunun yanı sıra yaklaşık 300 milyar dolarlık bir yatırım fonundan bahsediliyor. Bu paranın kaynağının ne olduğunu, nasıl finanse edileceğini veya hangi ölçüde karşılanacağını gerçekten bilmiyorum" ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin bu kaynağın ABD bütçesinden çıkmayacağına yönelik açıklamalarını inandırıcı bulmadığını belirten ünlü iktisatçı, "Yönetim bu paranın ABD'den gelmediğini iddia ediyor. Peki o halde nereden geliyor? Bunu gerçekten bilmiyorum. Ancak İran bu süreçten 300 milyar dolarlık bir kaynakla ayrılırsa, bu onlar için çok büyük bir mali kazanç anlamına gelir" dedi.
Donald Trump'ın "Onların 1 trilyon dolarlık varlığını yok ettik, bu yüzden hala kaybeden taraftalar" şeklindeki savunmasını da eleştiren Schiff, "Biz onların birçok askeri tesisini ve teçhizatını imha ettik fakat bu malzemelerin gerçek değerinin ne olduğunu söylemek zor. Bunların değerinin 300 milyar dolar edeceğinden şüpheliyim. Bu nedenle İran bu süreçten en büyük kazanan olarak çıkabilir. Elbette hayatını kaybeden bireysel düzeydeki İran vatandaşları kaybetti ancak bu askeri sürecin bir sonucu olarak iktidara gelen yepyeni bir liderlik kadrosu var ve şu an oldukça güçlü bir konumdalar. ABD'nin Körfez'deki konumunu güçlendirip güçlendirmediğini ise bilmiyorum. Trump'ın sürecin başında dile getirdiği rejim değişikliği ve İran halkını baskıcı yönetimden kurtarma yönündeki söylemleri göz önüne alındığında, mevcut tablo bizim daha zayıf görünmemize yol açıyor. Rejim yerinde duruyor, İran kaybetmedi ve ortada koşulsuz bir teslimiyet değil, müzakere edilmiş bir barış var. Sürecin başından beri söylediğim gibi, İran hayatta kaldığı sürece bu durumun kazananıdır ve hayatta kalmayı başarmışlardır" dedi.
Küresel petrol fiyatlarının varil başına 200 dolar seviyesine ulaşmamasının arkasındaki temel nedenin de bu askeri süreci sonlandırma aciliyeti olduğunu savunan Schiff, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Sürecin sona ermesinin, belki de en önemli nedeni, petrol fiyatlarının tahmin edilen o devasa yüksekliklere ulaşmasını engellemekti çünkü petrol stoklarımızın tükenmesine çok yaklaşmıştık. ABD olarak stratejik rezervlerimizden piyasaya sürekli petrol sürerek bu açığı kapatmaya çalışıyorduk ve diğer ülkeler de aynısını yapıyordu. Ancak stoklarımız tehlikeli derecede düşük seviyelere geriledi. Hatta bizzat Trump, birkaç hafta daha devam edilmesi halinde petrolün tamamen tükeneceğini ifade etti. Dolayısıyla bir şeyler yapmak zorundaydık. Eğer askeri süreç devam etseydi, petrolün varil fiyatının 150 doları veya daha üzerini gördüğünü kolayca tecrübe edebilirdik. Buna rağmen petrol fiyatlarının yeniden 50 dolar seviyelerine kadar keskin bir düşüş yaşayacağını da öngörmüyorum. Fiyatlar tekrar yukarı yönlü hareket edecektir çünkü mevcut dinamikler petrol arzında ciddi bir açık bırakmaya devam ediyor. Ülkeler, askeri sürecin ne zaman yeniden başlayacağını veya Hürmüz Boğazı'nın ne zaman tekrar kapanacağını öngöremedikleri için rezervlerini hızla doldurmak isteyecektir. Bu durum da talebi sürekli canlı tutacaktır."
Mülakatın devamında sunucu Mario Nawfal'ın, askeri gerilim dönemindeki belirsizliklere rağmen altın ve gümüş fiyatlarının neden beklenilen büyük sıçramayı gerçekleştirmediğine dair sorusunu yanıtlayan Peter Schiff, emtia piyasalarındaki teknik ve psikolojik dengelere dikkat çekti.
Yatırımcıların hayal kırıklığı yaşamasını doğal karşılayan Schiff, "Eğer son birkaç aydır uzun pozisyondaysanız ve askeri süreçten büyük kazançlar bekliyorduysanız, yaşananlar hayal kırıklığı yaratmış olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki gerilim başladığında altın zaten ons başına 3 bin dolar seviyesinde, gümüş ise 30 ya da 40 dolar seviyesindeydi. Altın ve gümüş, bu süreç başlamadan hemen önce zaten tarihi rekorlar kıran çok büyük bir yükseliş trendini tamamlamıştı. Altın yaklaşık bir yıl içinde 3 bin dolardan 5 bin 500 dolara, gümüş ise aynı dönemde 30 dolardan 120 dolara yükseldi. Bunlar olağanüstü yükselişlerdi. Grafiklere baktığınızda, daha önce eşi benzeri görülmemiş, aşırı alım yapılmış parabolik hareketler görürsünüz. Bu tür hareketlerin ardından bir geri çekilme yaşanması kaçınılmazdır ve bu askeri süreç, söz konusu geri çekilmenin tetikleyicisi oldu" açıklamasında bulundu.
Piyasaların beklentileri önceden satın aldığına dair klasik iktisat kuralını hatırlatan Schiff, "Yükselişin son döneminde piyasalar zaten bir askeri hareketlilik beklentisini fiyatlandırmaya başlamıştı. Bu gelişme aniden ortaya çıkmadı, Orta Doğu'da bir şeylerin olacağı yaklaşık bir ay öncesinden oldukça net şekilde öngörülüyordu. Bu durum altın ve gümüşün yükseliş trendine dahil edildi. Süreç fiilen başladığında ise piyasalarda sıkça görülen 'beklentiyi satın al, gerçekleşeni sat' kuralı işledi. Böylece hem altında hem de gümüşte son derece sağlıklı bir düzeltme süreci yaşadık. Bu düzeltme tamamlandığında, yükseliş trendinin kaldığı yerden devam edeceğine inanıyorum. Esasen bu askeri sürecin kendisi, altın için uzun vadeli yükseliş senaryosunu daha da güçlendirdi çünkü süreç nedeniyle çok daha fazla para harcadık ve daha büyük borçlar biriktirdik. Bu durum nihayetinde daha fazla enflasyon anlamına gelir ki enflasyon altın fiyatlarını destekleyen en birincil unsurdur. Gelecekte bu çatışmaların yeniden alevlenmesi ihtimali oldukça yüksek ve bir sonraki sefer düzeltme dönemini geride bırakmış olacağımız için altın yeni bir yükseliş aşamasına geçecektir" şeklinde konuştu.
ABD Merkez Bankası (Fed) yönetimindeki olası değişimleri ve Trump'ın aday gösterdiği Kevin Warsh'ın para politikası duruşunu da değerlendiren Peter Schiff, sistemin yapısal olarak genişlemeci ve enflasyonist eğilimlerden kurtulamadığını kaydetti.
Warsh'ın beklenenden daha şahin göründüğü yönündeki yorumlara katılmadığını belirten Schiff, "İronik bir şekilde, Kevin Warsh mevcut Fed Başkanı Jerome Powell'dan daha az güvercin görünüyor. Trump'ın Powell'ı istememesinin nedeni onun yeterince güvercin olmamasıydı fakat şimdi yerine getirmek istediği isim ondan da az güvercin çıktı" dedi.
Warsh'ın faiz politikalarını sert bir dille eleştiren ünlü iktisatçı, "Eğer Warsh gerçekten iddia edildiği gibi şahin bir duruşa sahip olsaydı, dün faiz oranlarını doğrudan artırırlardı. Kendisine faizlerin neden hemen artırılmadığı sorulduğunda cevap vermekten kaçındı. Ayrıca enflasyon sorununu incelemek üzere beş ayrı çalışma grubu oluşturulmasını, hiçbir şey yapmamanın kolay bir yolu olarak görüyorum. Bugüne kadar sorunların ne olduğunu ve çözümlerin neler olduğunu hala öğrenemediler mi? Bir çalışma grubuna neden ihtiyaç duyuluyor? Federal Reserve bünyesinde zaten muhasebecilerden, ekonomistlerden oluşan devasa bir uzman ordusu çalışıyor. Neden daha fazla insanı içeri çağırma ihtiyacı duyuyorlar? Warsh'ın ifade ettiği en dikkat çekici şeylerden biri, enflasyonun arkasındaki itici güçleri anlamak istemesiydi. Oysa enflasyonun arkasındaki temel güç bizzat Fed'in kendisidir; bunu anlamak için derin araştırmalar yapmaya gerek yok, enflasyonu yaratan bizzat Merkez Bankasıdır" ifadelerini kullandı.
Enflasyonun rastlantısal bir ekonomik olgu değil, bilinçli bir siyasi ve finansal tercih olduğunun altını çizen Schiff, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Warsh, enflasyonun bir tercih olduğunu kabul etti ki bu son derece doğrudur. Merkez Bankası enflasyon yaratmayı tercih ediyor, bunu yapmak zorunda değiller. Ancak enflasyonsuz bir seçeneği tercih etmenin bedeli, onların göze almak istemediği kadar ağırdır. Çünkü enflasyon yaratmamayı seçtiğiniz an, hisse senedi piyasalarında, gayrimenkul sektöründe ve tahvillerde çok büyük bir çöküş yaşanır; ekonomi resesyona girer ve ABD hükümeti harcamalarını ciddi oranda kısmak zorunda kalır. Ben Merkez Bankasının bu acı reçeteyi seçmesini isterdim fakat bunu yapmalarına imkan yok. Bu yüzden iş ciddiye bindiğinde Kevin Warsh da kendisinden önceki başkanlar Janet Yellen, Ben Bernanke ve Jerome Powell ile aynı yolu seçecek ve enflasyonu tercih edecektir. Hükümet her zaman enflasyonu seçer, Donald Trump da enflasyonu seçiyor. Onun fazla mesai ücretlerinden, bahşişlerden ve sosyal güvenlik ödemelerinden alınan vergileri kaldırabilmesinin tek yolu, bütçede oluşacak bu devasa açığı kapatmak için Fed'in para basarak enflasyon yaratmasıdır çünkü kendisi diğer hükümet harcamalarında herhangi bir kesintiye gitmemiştir. Dolayısıyla herkes kendi kısa vadeli hedeflerine ulaşmak için en kolay yol olan enflasyonu tercih ediyor."
Hisse senedi piyasalarındaki yüksek yoğunlaşma ve teknoloji sektöründeki aşırı değerlemeler hakkında da uyarılarda bulunan Peter Schiff, yapay zeka ve kripto para sektörlerinde büyük balonlar oluştuğunu ifade etti.
Schiff, "ABD hisse senedi piyasalarında şahsen büyük bir yatırımım olmadığı için doğrudan endişeli değilim fakat piyasalar aşağı yönlü hareket ettiğinde birçok Amerikan vatandaşının çok büyük paralar kaybedeceğini öngörebiliyorum. Piyasa değerlemeleri tarihi rekor seviyelerde bulunuyor ve bu durum özellikle genel piyasadan çok daha fazla şişirilmiş az sayıdaki hisse senedinde yoğunlaşmış durumda. Yapay zeka ve teknoloji sektöründe devasa bir balon var. Diğer taraftan, kripto para sektöründe de halihazırda sönmeye başlayan bir başka balon söz konusu. MicroStrategy şirketinin kurucusu Michael Saylor tarafından inşa edilen o iskambil kağıdından şato, şu anda gözlerimizin önünde çöküyor" değerlendirmesini yaptı.
MicroStrategy hisselerindeki değer kayıplarını ve şirketin iş modelindeki riskleri detaylandıran Schiff, "Saylor, şirket hisselerini yatırımcılara oynaklığı olmayan, son derece güvenli bir liman olarak pazarladı. Ancak hisse senedi birkaç hafta önce 100 dolar seviyesindeyken kısa sürede 83 dolara geriledi. Bu yüzde 17'lik çok ciddi bir düşüş anlamına geliyor ve kendisi oynaklık olmayacağına dair söz vermişti. Şirket şu anda büyük bir çaresizlik anı yaşıyor. İmtiyazlı hisse senetlerinin temettü ödemelerini sürdürebilmesinin tek yolu, piyasaya sürekli yeni adi hisse senedi ihraç edip satmaktır. Fakat ihraç ettikleri bu adi hisse senetleri, şirketin sahip olduğu Bitcoin varlıklarının değerine oranla yüzde 20 ila 25 oranında bir iskonto ile işlem görüyor. Dolayısıyla şirketin Bitcoin satın almak ya da nakit yaratmak amacıyla her hisse senedi satışı yapması, mevcut hissedarların pay değerini seyreltiyor ve yok ediyor. Bu durum şirket için tam anlamıyla bir ölüm sarmalı yaratmaktadır" şeklinde konuştu.
Şirket hisselerini elinde bulunduran yatırımcıların acilen çıkış yapması gerektiğini savunan ünlü iktisatçı, "Eğer bu hisseye sahipseniz ondan kurtulmak zorundasınız çünkü Saylor, sadece imtiyazlı hisselerin ödemelerini yapmak ve daha fazla Bitcoin alabilmek için sizin elinizdeki hisselerin değerini yok etmeye devam edecek. Eğer Bitcoin almayı durdurursa, kripto para piyasası çökecektir. Elindeki Bitcoin'leri ise satamaz; nitekim geçmişte sadece 32 adet Bitcoin satmayı denedi ve piyasada adeta kıyamet koptu. Bu deneme adeta bir felaketle sonuçlandı, dolayısıyla bunu bir daha yapamaz. Bu yapının tamamen çökmekte olduğunu düşünüyorum. Saylor ve şirketi devreden çıktığında, Bitcoin için 60 bin dolar seviyelerinde gerçek bir piyasa talebi kalmayacaktır. Fiyatların çok daha aşağılara, belki 10 bin ya da 20 bin dolara gerilediğini görebiliriz" uyarısında bulundu.
Mülakatın son bölümünde ABD'nin ulusal borç seviyesi ve Hazine tahvili getirileri arasındaki uyumsuzluğu değerlendiren Peter Schiff, mevcut ekonomik gidişatı ele aldı.
Schiff, "ABD ekonomisi bütünüyle bir iskambil kağıdından şatodur ve Hazine Bakanlığı temelde devasa bir saadet zinciri işletmektedir. 40 trilyon dolara yaklaşan ve hızla yükselen bir ulusal borç yükü karşısında, 30 yıllık tahvillerde yüzde 5, 10 yıllık tahvillerde ise yüzde 4,5 seviyesinde olan faiz getirileri hiçbir mantığa sığmamaktadır. ABD hükümetinin mayıs ayına ait en son resmi verilerine baktığımızda, ulusal borçta bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34'lük muazzam bir artış yaşandığını görüyoruz. Faiz giderleri ise aynı dönemde yüzde 44 oranında yükseldi. Bu durum inanılmaz bir seviyedir" dedi.
Yıllık faiz ödemelerinin ulaştığı boyutların bütçe üzerinde yıkıcı bir baskı oluşturduğunu belirten iktisatçı, şu verileri paylaştı:
"Mayıs ayındaki ödemeler baz alındığında, ABD hükümetinin yıllık faiz yükü şu anda 1,6 trilyon dolar seviyesinde seyrediyor. Bu faiz ödemelerinin bir kısmı Merkez Bankasına ve sosyal güvenlik fonlarına geri dönüyor olsa bile, net faiz yükü hala 1,3 trilyon dolara yakındır. Üstelik bu miktar her geçen ay daha da büyüyecek çünkü çok miktarda kısa vadeli borcun vadesi doluyor ve bunların daha yüksek faiz oranlarıyla yeniden yapılandırılması gerekiyor. Trump'ın döneminin sonuna kadar ulusal borcun 50 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyorum. Bu devasa borcun sadece yüzde 4 faizle fonlanması bile yılda 2 trilyon dolar faiz ödemesi demektir ki bu miktar toplam vergi gelirlerimizin yüzde 40'ına tekabül eder. Kaldı ki faiz oranlarının yüzde 4 seviyesinde sabit kalacağını düşünmek de gerçekçi değil; ya oranlar yüzde 8'e çıkarsa ne olacak? İşte o zaman tam bir sistemik çöküş yaşarız."
Hükümetin ve Merkez Bankasının bu çöküşü engellemek adına harcamaları kısmak yerine yine enflasyon seçeneğine sarılacağını belirten Schiff, "Merkez Bankası ve hükümet bu felaketi önlemek için vergileri artırmak veya harcamaları kısmak gibi rasyonel yöntemlere başvurmayacaktır. Tek yapacakları şey para basarak enflasyonu körüklemektir. Bu yüzden Kevin Warsh da selefleriyle aynı yolu izleyecektir çünkü enflasyonu seçmemek, siyasi açıdan çok daha ağır sonuçları olan temerrüde düşmeyi, yani borçları ödeyememeyi ve finansal krizi kabul etmek anlamına gelir. Eski Hazine Bakanı Hank Paulson'ın bir süre önce borç kriziyle mücadele etmek için acil durum camını kırma planına ihtiyaç duyulduğunu söylemesi bu yüzdendir. Paulson bu krizi önlemek için bir plan yapalım demedi, çünkü krizin kaçınılmaz olduğunu çok iyi biliyor. Sadece kriz kapıyı çaldığında ne yapacağımızı planlamamız gerektiğini söylüyor" şeklinde konuştu.
Borç krizinin çözümünün kolay olmadığını ve faturanın çok ağır olacağını vurgulayan Schiff, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Kriz bir kez vurduğunda ABD'nin yapabileceği hiçbir şey kalmayacaktır. Elbette bazı adımlar atılacaktır ancak bunlar krizi önlemek için zamanında atılabilecek adımlardan çok daha yıkıcı ve sancılı olacaktır. Politikacılar bu sancılı kararları almak istemedikleri için krizin fiilen patlak vermesini beklemeyi tercih ediyorlar. Ancak bu sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak kolay bir çözüm veya gizli bir formül bulunmuyor. Bu durum bizim hesaplaşma günümüz olacaktır. Biz sürekli olarak gümrük vergileriyle, askeri süreçlerle veya suni gündemlerle dikkatimizi dağıtırken borç gibi en hayati sorunumuzu görmezden geliyoruz. En nihayetinde bu kriz bize dış alacaklılarımız tarafından dayatılacak. Yabancı merkez bankaları artık ABD Hazine tahvilleri satın almak yerine altın rezervlerini artırmayı tercih ediyorlar. Bu da bize tahvillerimize olan talebin azaldığını gösteriyor. Tahvil piyasasının bir noktada çökeceği kesindir; bu sadece bir zaman meselesidir."