Gazze sokaklarında İran'a karşı "dostane kızgınlık"

18 Haziran 2026

ABD-İran arasında imzalanan İslamabad Mutabakatı’nın Gazze’yi kapsam dışı bırakması bölge kamuoyunda "ihanet" suçlamalarından "stratejik zorunluluk" analizlerine uzanan kutuplaşmış tartışmalara yol açtı.

YDH- ABD ile İran arasında imzalanan "İslamabad Mutabakatı"nın duyurulması, Gazze Şeridi’nde kamuoyunu ikiye bölen derin bir tartışma dalgasını beraberinde getirdi.

Bölgedeki siyasi gözlemciler, anlaşmanın Gazze’yi kapsamamasına yönelik tepkileri; "Tahran’ın Filistin davasına ihanet ettiği" şeklindeki sert suçlamalar ile sürecin kendine has dinamiklerini esas alan "gerçekçi analizler" arasında konumlandırıyor.

"İran Gazze'yi terk mi etti?" söylemi

Mutabakatın ardından sosyal medya platformlarında hızla yayılan ilk tepkiler, İran'ın Gazze'yi kaderine terk ettiği yönündeki eleştiriler etrafında yoğunlaştı.

Bu söylem, Gazze ve Lübnan cephelerindeki gerilimleri ortak bir standartta değerlendiren "aşırı basitleştirme metodolojisine" dayanıyor.

Ancak uzmanlar, Hizbullah'ın operasyonel yapısı ile Gazze'deki direnişin koşullarının tamamen farklı olduğunu belirterek, tek tip analizlerin stratejik hatalara yol açtığına dikkat çekiyor.

Gazze sokaklarında, direniş hareketine yakın kesimler dahi anlaşmanın içeriğine dair "dostane bir kızgınlık" besliyor.

Mahmud Ebu Musab gibi isimler, İran’ın direnişe verdiği desteği kabul etmekle birlikte, mutabakat metninde Gazze'deki ihlalleri durduracak somut bir maddenin yer almamasını bir dışlanmışlık olarak nitelendiriyor.

Yazar ve siyasi araştırmacı Muhammed el-Aila ise Gazze’nin mevcut yalnızlığını, destekçilerinin azlığına rağmen tek başına zorluklarla yüzleşen "İmam Hüseyin" metaforu üzerinden tanımlıyor.

Siyasi yelpazenin diğer ucunda ise Fetih Hareketiyle bağlantılı yazar Muhammed Diab gibi isimler, İran’ın iki yıllık soykırım savaşında Gazze’yi görmezden geldiğini iddia ederek, İran ile ittifak kuran Filistinli gruplardan "halktan özür dilemelerini" talep ediyor.

Öte yandan, daha radikal uçlarda yer alan bazı çevreler ise tüm süreci "İran-İsrail komplosu" olarak nitelendiriyor.

Aktivist Nidal Ebu Mustafa, bu tür uç görüşlerin saçmalık seviyesinde olduğunu savunarak, İran-Amerikan çatışmasını bir "maskaralık" olarak görenlerin aslında istihbarat oyunlarına alet olduklarını belirtiyor.

"Gazze'nin kaderi bölgesel pazarlık kozu olamaz"

Tartışmaların daha incelikli bir boyutu ise aktivist Ebu Umeyme gibi isimlerin savunduğu "karmaşık müzakere çerçevesi" görüşünde vücut buluyor. Umyeme, Gazze'nin uluslararası ve bölgesel aktörlerin denetimindeki kendine özgü bir süreçle yönetildiğini ifade ediyor:

"Gazze'nin taslak hazırlamasına katılmadığı hiçbir bölgesel anlaşmaya dahil edilmesi başarı getirmeyecek, aksine başarısızlığın reçetesi olacaktır. Gazze, benzersiz gerçekliğiyle bölgesel bir pazarlık kozu olmaya uygun değildir."

Tartışmaların genelinde üç temel gözlem öne çıkıyor:

• İsrail, Gazze'yi siyasi bir manevra alanı olarak değil, varoluşsal bir güvenlik sorunu olarak görüyor.

• Washington-Tahran-Tel Aviv hattındaki her gelişme, doğrudan taraf olmasa bile Gazze üzerinde olumlu veya olumsuz sonuçlar doğuruyor.

• Lübnan’daki merkezi karar mekanizmasının aksine Gazze’deki siyasi karar alma süreci; Kahire’nin ağırlığı ve Ramallah’taki Filistin Yönetimi’nin varlığıyla, birden fazla siyasi güç arasında dağılmış durumda.