Maariv: Netanyahu'nun İran kumarı İsrail'i yalnız bıraktı

19 Haziran 2026

Netanyahu'nun yıllardır izlediği İran politikasının başarısız olduğunu söyleyen İsrailli analist, İsrail’in Washington'a daha bağımlı hale geldiğini ve İran’ın savaşın ardından masadan daha güçlü çıktığını belirtti.

YDH- İsrailli siyasi analist Ben Caspit, Maariv gazetesinde yayımlanan makalesinde, ABD ile İran arasında bu hafta imzalanan anlaşmayı 1938 yılında İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain ile Adolf Hitler arasında imzalanan Münih Anlaşması'na benzetti.

Caspit, Winston Churchill'in o dönemde söylediği, "Britanya savaş ile aşağılanma arasında seçim yapabilirdi; aşağılanmayı seçti ve sonunda savaşı da yaşadı." sözlerini hatırlatarak, ABD ile İran arasındaki anlaşmanın da benzer şekilde değerlendirilebileceğini belirtti.

Caspit, iki anlaşma arasındaki farkın, Münih Anlaşması'nın savaş öncesinde, ABD-İran anlaşmasının ise savaş sonrasında imzalanmış olması olduğunu belirtti. İsrailli analist, savaş boyunca kullanılan yoğun askeri güce rağmen ortaya çıkan sonucun “beklentilerin tersine” geliştiğini kaydetti.

Makalesinde İsrail'in güvenlik ve dış politika alanında “Washington'a bağımlı” hale geldiğini vurgulayan Caspit, İsrail'in artık ulusal güvenlik meselelerinde tamamen bağımsız hareket edemediğini söyledi. "Güvenliğini başkalarının ellerine bırakan bir ülke, daha sonra bunun sonuçlarından şikâyet edemez" ifadelerini kullandı.

"Savaşın ardından İran güçlendi"

Caspit, anlaşmanın İran'a önemli avantajlar sağladığını savunarak, uzun yıllar boyunca ABD'nin doğrudan müdahalesinden çekinen İran yönetiminin artık böyle bir kaygı “taşımadığını”” söyledi.

İran’ın, “son derece” ağır askeri baskıya rağmen ayakta kalmayı başardığını söyleyen yazara göre, bu durum Tahran yönetiminin kendi içinde "zafer" olarak sunuldu. Caspit, dışarıdan bakıldığında İran'ın zafer söyleminin “abartılı görünebileceğini” ancak savaş sonrasında ortaya çıkan tablonun bu söylemi tamamen “boşa çıkarmadığını” vurguladı.

Makalesinde Netanyahu'yu sert şekilde eleştiren Caspit, İsrail ve ABD'nin İran'a karşı “eşi benzeri görülmemiş ölçekte” askeri güç kullandığını belirtti. İsrailli analiste göre, İran'ın çeşitli askeri tesisleri, füze altyapısı, hava ve deniz kuvvetleri ile üst düzey komutanları hedef alındı.

Caspit, savaşın ilk haftalarında ABD'nin saldırıların planlanandan hızlı ilerlediğini açıkladığını hatırlatarak, "hedefler vuruldu, patlamalar yaşandı ve savaşın seyri tek taraflı görünüyordu" değerlendirmesinde bulundu. Ancak tüm bunlara rağmen İran yönetiminin ayakta kaldığını ve anlaşma masasına “güçlü şekilde” oturduğunu belirtti.

Yazar, ortaya çıkan sonucu "beklenenin tam tersi" olarak nitelendirerek, İran yönetiminin savaş sonrasında daha da güçlendiğini, ABD'nin ise müzakerelerde geri adım attığını kaydetti.

Eizenkot tartışması ve İran saldırısı

Caspit, Netanyahu destekçilerinin başarısızlıkların sorumluluğunu başkalarına yüklemeye çalıştığını söyleyerek, son dönemde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot'un hedef alındığını belirtti.

Makalesinde, 1 Nisan 2024'te İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanlarından Muhammed Rıza Zahidi'nin Şam'da öldürülmesinin ardından yaşanan gelişmeleri ayrıntılarıyla aktardı.

Caspit'e göre, İsrail istihbaratı İran'ın vereceği yanıtı “hafife” aldı, ancak 13-14 Nisan gecesi İran yüzlerce insansız hava aracı, seyir füzesi ve balistik füze ile doğrudan İsrail'i hedef aldı.

Yazar, dönemin ABD Başkanı Joe Biden'ın öncülüğünde oluşturulan bölgesel koalisyonun saldırıların büyük bölümünü engellediğini iddia etti. Ardından yapılan güvenlik toplantılarında Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi'nin üç farklı karşılık seçeneği sunduğunu aktardı.

Caspit'e göre Eizenkot, İran'a karşı en kapsamlı askeri seçeneğin uygulanmasını savunurken, Netanyahu ve çevresi daha sınırlı bir yanıt verilmesini tercih etti. Sonunda en düşük seviyedeki seçeneğin uygulandığını belirten Caspit, kamuoyunda anlatılanın aksine, Eizenkot'un İran'a karşı daha sert bir tutum benimsediğini kaydetti.

Yazar ayrıca, Refah ve Lübnan cephelerinde de benzer şekilde gerçeklerin çarpıtıldığını belirterek, Eizenkot'un söz konusu operasyonlara karşı çıktığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını söyledi.

"İran dosyasındaki kırılma 2018'de başladı"

Caspit, bugün gelinen noktanın temelinde Netanyahu'nun 2018 yılında ABD Başkanı Donald Trump'ı İran nükleer anlaşmasından çekilmeye ikna etmesinin bulunduğunu savundu.

Yazar, dönemin Askeri İstihbarat Araştırma Dairesi Başkanı Tuğgeneral Dror Şalom başta olmak üzere çok sayıda güvenlik yetkilisinin bu karara karşı çıktığını belirtti.

Caspit'e göre güvenlik kurumları, İran'ın anlaşma hükümlerine uyduğunu ve alternatif bir plan olmadan anlaşmadan çıkılmasının Tahran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandıracağını savunuyordu.

Makalede, dönemin değerlendirmelerine göre İran'ın anlaşma yürürlükteyken yüzde 20 ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olmadığı, gelişmiş santrifüj kullanımının sınırlı olduğu ve uluslararası denetçilerin sürekli gözetim yürüttüğü belirtildi.

Caspit, “ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin ardından” İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırdığını, uranyum zenginleştirme seviyelerini yükselttiğini ve denetim mekanizmalarının büyük ölçüde etkisiz hale geldiğini söyledi.

Yazara göre Netanyahu, İran yönetiminin "maksimum baskı" altında çökeceğini, daha iyi bir anlaşmaya razı olacağını veya Trump'ın doğrudan askeri müdahaleye yöneleceğini hesapladı. Caspit, bu beklentilerin hiçbirinin gerçekleşmediğini savundu.

Obama ile yaşanan kriz ve Demokratlarla kopuş

Caspit, Netanyahu'nun 2015 yılında ABD Kongresi'nde dönemin Başkanı Barack Obama'nın itirazlarına rağmen yaptığı konuşmayı da eleştirdi.

Yazar, Netanyahu'nun söz konusu konuşmayı İran anlaşmasını engellemek için değil, İsrail'deki seçimlerde “siyasi avantaj” elde etmek amacıyla yaptığını ifade etti.

Caspit'e göre konuşma, İran anlaşmasını durdurmadığı gibi İsrail ile Demokrat Parti arasındaki ilişkilerde kalıcı hasara yol açtı.

Makalede, Nancy Pelosi ve Chuck Schumer gibi İsrail'e yakın Demokrat isimlerin Netanyahu'yu bu konuda uyardığı, ancak Netanyahu'nun bu uyarıları dikkate almadığı belirtildi.

Caspit, bugün gelinen noktada İsrail'in ABD'deki iki partili desteğinin “önemli ölçüde” aşındığını savundu.

Trump değerlendirmesi

Caspit, Donald Trump'a ilişkin değerlendirmelerinde, ABD başkanının uzun vadeli stratejik planlardan “çok kısa vadeli ve değişken kararlarla” hareket ettiğini söyledi.

Trump'ın kişiliği ve siyasi tarzının yıllardır bilindiğini belirten Caspit, İran'a yönelik politikanın buna göre şekillendirilmesi gerektiğini savundu.

İsrailli analiste göre Trump, İran'a karşı uzun süreli bir mücadele yürütmeye uygun bir lider değildi ve bu durum başlangıçtan itibaren hesaba katılmalıydı.

Caspit, İsrail'in İran'da yönetim değişikliği gibi geniş hedeflere yönelmek yerine yalnızca nükleer programa odaklanması gerektiğini savundu.

Yazara göre ABD ve İsrail, çok sayıda hedefe yayılan geniş çaplı bir strateji izledi ve asıl hedef olan nükleer kapasitenin ortadan kaldırılmasına odaklanamadı.

Trump'ın savaşın sonunda İran'ın balistik füze kapasitesi ve nükleer faaliyetlerine ilişkin önceki söylemlerinden uzaklaştığını söyleyen Caspit, bunun Trump'ın geçmişte de görülen ani politika değişikliklerinin yeni bir örneği olduğunu ifade etti.

Biden dönemiyle karşılaştırma

Makalesinin son bölümünde Joe Biden'a da değinen Caspit, Biden yönetiminin 7 Ekim sonrasında İsrail'e güçlü destek verdiğini savundu.

Caspit, Biden'ın bölgesel savaşın büyümesini önlemek amacıyla doğrudan devreye girdiğini, ABD uçak gemilerini bölgeye gönderdiğini ve İsrail'e askeri destek sağladığını belirtti.

Buna rağmen Biden'ın İsrail'e yönelik eleştirilerinin sınırlı kaldığını ve yalnızca bazı silah sevkiyatlarında kısıtlamalara gittiğini ifade etti.

Yazar, Trump'ın ise göreve geldikten sonra Gazze savaşına ve ardından İran dosyasına yönelik “sabrını” kısa sürede tükettiğini savunarak, sonunda İsrail'i istemediği bir anlaşmaya yönelttiğini söyledi.

Makalesini Netanyahu destekçilerine yönelik eleştirilerle tamamlayan Caspit, İran ile yapılan anlaşmanın İsrail açısından "olumsuz sonuçlar doğurduğunu" vurguladı.

Caspit, bu sonucun ortaya çıkmasında en büyük sorumluluğun yıllardır İran politikasını şekillendiren Netanyahu'ya ait olduğunu belirtti.