
YDH - ABD'nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı ve eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Bolton, Bloomberg televizyonuna verdiği mülakatta, Washington ile Tahran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptını ele aldı.
Anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü gerçekleştirilen yayında Bolton, taraflar arasında varılan uzlaşmayı ABD dış politikası açısından büyük bir geri adım olarak nitelendirdi.
Anlaşmanın getirdiği yükümlülüklerin uzun vadede uluslararası alanda olumsuz sonuçlar doğuracağını savunan Bolton, sürecin yönetim biçimine dair ciddi çekincelerini paylaştı.
Büyükelçi John Bolton, 14 maddelik planı okuduğunda ilk tepkisinin ne olduğu sorusuna, "Büyük bir hayal kırıklığı. Bu hayal kırıklığı, ABD için tam bir yenilgi anlamına geliyor" yanıtını verdi.
ABD'nin bölgede önemli bir askeri başarı elde ettiğini ancak ABD Başkanı Donald Trump'ın bu operasyonlardaki nihai hedefinin ne olduğunun tam olarak anlaşılamadığını belirten Bolton, şu ifadeleri kullandı:
"Bu askeri başarının ardından, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma çabaları nedeniyle kendimizi doğrudan Trump'ın kendi elleriyle kurduğu bir tuzağın içinde bulduk. Bunun doğru bir çözüm olduğuna inanmıyorum. Bu anlaşma, nükleer program, balistik füze ve insansız hava aracı programları gibi büyük ve çetrefilli meseleleri sadece ileri bir tarihe erteliyor. Üstelik Hürmüz Boğazı'nı tutarlı bir şekilde ulaşıma açıp açmayacağı bile belirsiz. Bunu zamanla göreceğiz ancak stratejik açıdan son derece hatalı bir anlaşma olduğunu söyleyebilirim. Trump'a iç siyasette siyasi bir fayda sağlayabilir fakat uluslararası düzeydeki uzun vadeli etkilerinin tamamı kötü olacaktır."
Sürecin henüz 60 günlük müzakere aşamasına girmediği hatırlatılarak ABD'nin bu sürenin sonunda avantajlı bir konum elde etme ihtimali bulunup bulunmadığı yönündeki soruya yanıt veren Bolton, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına en başından izin verilmesinin bir hata olduğunu vurguladı.
ABD'nin geçmişteki uygulamalarının çoğuna katılmadığını belirten Bolton, mevcut duruma yönelik alternatif önerisini şu sözlerle açıkladı:
"İran'a, 'Hürmüz Boğazı'na erişimi bir elektrik anahtarı gibi istediğiniz zaman açıp kapatabileceğinizi kabul ediyoruz' izlenimi vermek yerine, Körfez'in Arap tarafını askeri güç kullanarak açık tutmalıydık. Buradan az sayıda da olsa gemi geçişini sağlıyorduk; bu da kararlı olsaydık daha fazla gemiyi geçirebilecek kapasiteye sahip olduğumuzu gösteriyor. Bunu yaparken aynı zamanda İran'ın petrol sevkiyatlarına yönelik ablukayı da kesintisiz sürdürmeliydik. Böylece uluslararası alanda hiçbir gelir elde edemeyeceklerdi. Şimdi ise İran'ın satmak üzere olduğu petrolden elde edeceği gelirle Devrim Muhafızları ordusunu fonlayacağız. Tahran'daki rejim bu parayı İran halkının yararına kullanmayacak; kendi iktidarını sağlamlaştırmak ve askeri kapasitesini yeniden inşa etmek için harcayacaktır."
Mutabakat zaptı metninde, dondurulmuş fonların derhal serbest bırakılmasına yönelik hükümlerin yer aldığının hatırlatılması ve bu para transferinin halihazırda gerçekleşip gerçekleşmediği sorusu üzerine Bolton, durumun tamamen kontrol dışı bir taviz olduğunu savundu.
Büyükelçi Bolton, "Bunun tamamen mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu durum, kendi kendimize verdiğimiz bir hasardır. Dondurulan varlıkların bir noktada İran'a geri döneceğinden şüphe duymuyordum ancak bu varlıkların, ABD'yi halen en büyük düşman olarak gören bir grup otoriter dini fanatik yerine, doğrudan İran halkının kontrolündeki bir hükümete iade edilmesini tercih ederdim. Bu insanlara tek bir kuruş bile vermezdim" dedi.
ABD Başkanı Trump'ın, müzakerelerin kötü gitmesi veya İran'ın kurallara uymaması durumunda askeri tesislere yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceği yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bolton, ilk askeri müdahalenin yarıda kesilmesini eleştirdi:
"İlk askeri harekatı durdurmazdım. İlk harekatın istediğimiz sonuçların tamamını vermediği açık ancak bu durum, askeri güç kullanarak onları geri adım atmaya zorlayamayacağımız anlamına gelmez. Bence çok daha fazlasını yapabilirdik. Buradaki asıl soru, İran'ın devlet gücünü oluşturan unsurları tamamen ortadan kaldıracak ve ülke içindeki muhaliflerin rejimi içeriden devirmesine yardımcı olacak düzeyde yeterli adımı atıp atmadığımızdır. Biz bunun yakınından bile geçmedik; rejim muhaliflerine yardım etmek için neredeyse hiçbir şey yapmadık. Örneğin, Suriye'nin kuzeyindeki Kürt gruplara destek verme planının bir kısmı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trump'ı arayıp bunu durdurmasını istemesiyle engellendi. Bu yüzden en başından beri yanlış kurgulanmış bir politikanın eşiğindeyiz. İran'daki mevcut rejime kaynak sağlamanın onların davranışlarını değiştireceği düşüncesi ya da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in iddia ettiği gibi onların davranışlarını değiştirmesini beklemek tamamen bir hayal ürünüdür. 47 yıldır davranışlarını değiştirmediler, şimdi neden başlasınlar?"
Haber kaynaklarının "Vance barış anlaşması" olarak adlandırdığı ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in mimarı olarak gösterildiği süreçte, Trump'ın olası bir başarısızlık durumunda faturayı Vance'e kesebileceği yönündeki yorumları değerlendiren Bolton, başkan yardımcısının bu rolü isteyerek üstlendiğini belirtti.
Bolton, Vance'in açıklamalarındaki üsluba dikkat çekerek şunları kaydetti:
"Bu rolü tamamen benimsemiş görünüyor. Ancak açıklamalarında dikkatimi çeken en önemli hususlardan biri, İsrail'e yönelik sert ve hırçın saldırıları oldu. Değerli bir müttefikinizle zorlu bir dönemden geçerken böyle bir tavır takınmak zaten yeterince kötüyken, İsrail'in Amerikan parasıyla inşa edildiğini söylemek, sadece İsrailliler tarafından değil, İsrail'i en önemli müttefiklerimizden biri olarak gören birçok Amerikalı tarafından da hoş karşılanmayacaktır. Eğer Vance bu sorumluluğu üstlenmek istiyorsa devam etsin, istemiyorsa bundan kurtulmanın yolunu kendisi bulmak zorundadır."
Ortadoğu'daki diğer çatışma alanlarına değinen Bolton, Trump yönetiminin Lübnan, İsrail ve Hizbullah arasında da bir ateşkes sağlamak istediğini ancak sahadaki gerçeklerin buna izin vermeyeceğini belirtti.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu hükümetinin kuzeyden gelen tehditler sürerken mevcut durumu olduğu gibi kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Bolton, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mutabakat metnindeki ifadelere bakıldığında, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Litani Nehri sınırına ve hatta bazı yerlerde bunun da ötesine kadar uzanan tüm askeri güçlerini çekmesi gerektiği anlaşılıyor. Bunun gerçekleşme ihtimalini sıfır görüyorum. Madalyonun diğer tarafına bakacak olursak, bu durum İran'a, vekili Hizbullah aracılığıyla İsrail'i cezalandırma imkanı veriyor. Üstelik bu süreçte Trump ve Vance, kendisini savunan İsrail'i eleştirecektir. Bu anlaşma İran'a sadece askeri bir seçenek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda ABD ile İsrail arasındaki ittifakı bölmek için güçlü bir siyasi silah veriyor."
Barack Obama döneminde, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın müzakerelerinde görev alan Robert Malley'nin sosyal medyadaki "Bu iki anlaşmayı karşılaştırmanın bir anlamı yok, mevcut mutabakat masadaki diğer tüm alternatiflerden çok daha iyidir" yönündeki paylaşımını da yorumlayan Bolton, iki dönemin dış politika yaklaşımı arasındaki benzerliğe dikkat çekti:
"Caydırıcılığı yeniden tesis etmek ve İran rejimini Hürmüz Boğazı'nı bir daha kapatmaya yeltenmemesi konusunda ikna etmek istiyorsak, askeri güç kullanmadan sadece diplomatik yollarla bir sonuca varamazsınız. Çünkü diplomasi tek başına caydırıcılık yaratmaz. Benim sunduğum askeri ve ekonomik baskı modeli çok daha iyi bir alternatifti. Nükleer program konusuna henüz gelmedik bile ancak JD Vance ile Rob Malley ve Barack Obama'nın söylemlerini karşılaştırdığımda, aralarındaki farkı ayırt etmek gerçekten çok zor."
Mülakatta Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşa da değinen Büyükelçi Bolton, Ukrayna'ya ait insansız hava araçlarının Rusya topraklarındaki petrol rafinerilerini hedef almasının ardından cephedeki son durumu değerlendirdi.
Ukrayna'nın savaşı kazanma şansının olup olmadığı yönündeki soruya yanıt veren Bolton, şu analizde bulundu:
"Mevcut aşamada Ukrayna'nın askeri açıdan hafif bir üstünlüğe sahip olduğunu düşünüyorum. Bu savaş artık Birinci Dünya Savaşı'ndan daha uzun süredir devam ediyor. Eğer savaşın başlangıcındaki ilk üç buçuk yılı, Rusya'nın daha geniş çaplı bir savaş başlatabileceği yönündeki yersiz kaygılarla heba etmeseydik, Ukrayna'ya stratejik yardımları zamanında ulaştırsaydık ve Rus saldırganlığını püskürtecek somut bir planla hareket etseydik, bugün çok daha farklı bir noktada olabilirdik. Ancak günün sonunda en önemli husus, Ukrayna'ya verdiğimiz desteğin bir hayır işi olmamasıdır. Burada doğrudan ABD'nin temel ulusal çıkarları söz konusudur. Rusya'nın bu saldırganlığının durdurulması bizim güvenliğimiz için gereklidir. Trump'ın G7 deklarasyonunu imzalamış olmasından memnuniyet duyuyorum ve umarım bu kararlılık uzun süre korunur."
Bolton, hakkında yürütülen gizli belgelerin uygunsuz kullanımı soruşturmasına ilişkin adalet bakanlığı ile bir suç kabul anlaşmasına vardığı yönündeki iddialar hakkındaki soruya ise davanın devam ettiğini belirterek, "Bu aşamada dava hakkında herhangi bir yorum yapmayacağım. İlk günden beri bu konudaki sessizliğimi koruyorum. Doğru zaman geldiğinde bu konuyu detaylıca konuşmak isterim ancak şu an bunun için uygun bir an değil" diyerek yanıt vermekten kaçındı.