Maariv: Trump, Netanyahu'nun Ortadoğu senaryosunu çöpe attı

20 Haziran 2026

Donald Trump, İran'la anlaşmayı kendi stratejik önceliği haline getirirken, Netanyahu'nun savaşın ardından şekillendirmeyi umduğu bölgesel denklem Washington'da karşılık bulmadı.

YDH- Maariv yazarı Anna Barsky, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikasında stratejik bir değişiklik olmadığını, aksine mevcut yaklaşımının Hürmüz Boğazı yakınlarındaki helikopter kazasıyla daha da netleştiğini belirtiyor.

Barsky'ye göre Trump, tüm engellere rağmen "hâlâ müzakereye inanıyor, diplomatik yolu tercih ediyor ve kameralar karşısında bölgeye ve dünyaya düzeni geri getirdiğini ilan edebileceği anı arıyor." Ancak yazar, Ortadoğu gerçeğinin bu hedefe ulaşmayı zorlaştırdığını, anlaşma yolunun her zamanki gibi "duman, ateş, açıklamalar, yalanlamalar, sızıntılar ve telefon görüşmelerinden" geçtiğini ekliyor.

Makalenin aktardığına göre, pazartesi akşamı İsrail Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında Başbakan Binyamin Netanyahu, Washington'dan gelen bir görüşmeyi almak için odadan çıktı. Geri döndüğünde odadaki hava ağırlaştı.

Barsky bu anı şöyle aktarıyor: "Ne zafer ne de kesinlik, daha çok Amerikan başkanının final aşamasını koordine etmeye değil, dayatmaya geldiğine dair bir anlayış."

Yazar, Netanyahu'nun yıllardır Trump'ı en büyük stratejik varlık olarak sunduğunu, ancak bu hafta bu varlığın “fatura kesmeyi” de bildiğini ortaya koyduğunu ifade ediyor.

Barsky'ye göre Trump, Netanyahu'yu tamamen terk etmemiş olsa da Ortadoğu'yu "Netanyahu'nun yazdığı senaryoya göre yönetmeyi resmen bıraktı."

Makale, Netanyahu yönetiminin Trump'a sunduğu ve "benzeri görülmemiş bir hava saldırısı, zayıflamış bir İran, çökmekte olan bir rejim, felç olmuş bir nükleer program, imha edilmiş füzeler ve İran oksijeninden koparılmış Hizbullah" vaat eden "Hollywood senaryosunun" başarısızlığa uğradığını belirtiyor.

Gerçekte ise İran'ın teslim olması yerine, ABD ile İran arasında bir "Mutabakat Muhtırası" imzalandı. Barsky, bu noktada Netanyahu'nun stratejik okumasındaki “başarısızlığa” dikkat çekerek, "rejimin çöküşünün bir slogandan ibaret kaldığını, nükleer programın tamamen dağıtılmasının beklenmediğini, balistik füzelerin masadan kalktığını ve vekillerle (İran'ın bölgesel müttefikleri) olan hesabın kapanmasının öngörülmediğini" vurguluyor.

Yazar, Trump'ın makro düzeyde net bir tablo istediğini belirtiyor: "Hürmüz Boğazı açık, yakıt fiyatları düşüyor, piyasalar sakinleşiyor, nükleer bombayı engellediğini duyuruyor."

Netanyahu ise tam tersine, “kendi siyasi çıkarlarına hizmet eden küçük ayrıntılarla” yaşarken, Trump'ın büyük anı bu hafta Netanyahu'nun küçük ayrıntılarını “ezdiği” ifade ediliyor.

Lübnan cephesi ve Netanyahu'ya yönelik baskı

Makalenin kritik bir bölümü, İsrail için asıl hikâyenin şu anda Lübnan'da geçtiğine işaret ediyor. Kağıt üzerinde anlaşma Washington ile Tahran arasında imzalansa da sahada mayınlardan biri Metaula'nın birkaç kilometre kuzeyinde bulunuyor.

Barsky, "Tüm cephelerde" askeri operasyonların durdurulması maddesinin Tahran ve Hizbullah için bir “can simidi”, İsrail için ise “kırmızı alarm” anlamına geldiğini yazıyor. Eğer Trump bu yorumu benimserse, İsrail'in Lübnan'daki her saldırısı Amerikan yönetimi için bir “sorun” haline gelecektir.

Barsky'ye göre, Trump Netanyahu'dan bir “bedel” istiyor. Son iki görüşmede Trump, İsrail başbakanına Lübnan'ın güneyindeki beş stratejik noktadan çekilme, Suriye'deki Şeyh (Hermon) Dağı'ndan ayrılma ve İran'la yapılan anlaşmayı tehlikeye atabilecek operasyonların ciddi şekilde sınırlandırılması yönünde baskı yaptı.

Netanyahu'nun yanıtı ise “kesin bir ret” oldu.

Yazar bunu şöyle yorumluyor: "Netanyahu, Trump'ın önemini anlamadığı için değil, böyle bir çekilmenin İsrail'in güvenlik anlayışına ve kendi siyasi geleceğine neler yapacağını çok iyi bildiği için reddetti."

Makale, kuzeydeki her milimetrelik çekilmenin artık bir “seçim testi” olduğunu ve Celil sakinlerinin Hizbullah'ın silahsızlandırılacağına dair vaatleri hatırladığı için bu geri çekilmeyi “kolayca kabul etmeyeceğini” belirtiyor.

Barsky, Trump'ın Fransa'daki basın toplantısında Netanyahu için kullandığı ifadeleri aktararak iki lider arasındaki gerilimi somutlaştırıyor: Trump, Netanyahu'nun "iyi bir adam" olduğunu ancak "bazen fazla heyecanlandığını" söylemiş ve Lübnan'da "daha yumuşak bir temas" tavsiyesinde bulunmuştu.

Ayrıca, "İki insansız hava aracı ateşlenip hasarsız düştüğünde tüm binayı yıkmaya gerek olmadığını" belirtmiştir.

Yazar, bu sözlerin Demokrat bir başkandan gelmesi halinde İsrail'de büyük tepki çekeceğini, ancak Trump'tan geldiği için Netanyahu kanadının kendi içinde “günah keçileri” aradığını ekliyor.

Operasyonel kısıtlamalar ve artan gerilim

Makale, gerilimin retorikle sınırlı kalmadığını, sahadaki “operasyonel kısıtlamalara” da yansıdığını iddia ediyor.

Buna göre Trump, İsrail'e Amerikan yakıt ikmal uçaklarını kullanma izni vermemiş ve Irak ile Ürdün hava sahasını açmamış.

Barsky, Trump'ın buradaki mesajını şu alıntıyla özetliyor: "Eğer füzeler Ben Gurion Havalimanı'na yönelirse, Amerikalılar (ortak çıkarları nedeniyle) savunmaya yardım edecek, ancak İsrail'in kendisine yönelik her türlü saldırıda İsrail kendisini savunmak zorunda kalacak."

Bu durum, yazara göre, "Amerikalı ortağın, İsrail'in aldığı her riskin otomatik olarak kendi riski haline gelmesine hazır olmadığı" anlamına gelen “büyük bir değişimi” işaret ediyor.

Bir diğer önemli nokta ise Trump'ın, Tahran'ın İsrail'e doğrudan saldırı tehdidi üzerine İran'a yönelik ek bir Amerikan saldırı turunu son anda durdurmasıydı.

Barsky, bu kararı ABD ile İsrail arasında “derin bir algı farkı" olarak nitelendiriyor ve İsrail'in, Amerikalıların kendileri için daha büyük bir çatışmaya hazır olmaması karşısında “şaşkına” döndüğünü belirtiyor.

Yazar, İsrail'deki endişeleri aktararak, eğer İsrail Lübnan ve Suriye'den çekilmeyi reddetmeye devam ederse, Amerikan baskısının sözden eyleme geçebileceğini yazıyor: "Silah sevkiyatlarının geciktirilmesi, operasyonel yardıma kısıtlamalar getirilmesi, hatta kısmi bir ambargo olarak görünebilecek adımlar."

Barsky, bu ihtimalin havada asılı kalmasının bile mevcut ilişkilerin durumu hakkında her şeyi söylediğini ifade ediyor.

Sonuç olarak Barsky, Netanyahu için “büyük bir paradoksu” işaret ediyor: Yıllardır hayalini kurduğu başkana kavuşan Netanyahu, bu rüyanın da baskı yaratabileceğini gördü.

Yazara göre, Trump, İsrail'i eğitmek veya yerleşim politikalarıyla uğraşmak için değil, bir anlaşma kapatmak için geldi.

Makale, "Netanyahu, her zaman harika ilk perde yazmayı bilen bir isimdi, ancak bu bölüm onun için hepsinin en zoru olabilir." ifadesiyle sonlanıyor.