ABD-İran mutabakatında Lübnan sahasının sınavları

21 Haziran 2026

"Mutabakat çatışmayı açık savaştan, savaşın sona erme koşullarının müzakere edildiği bir zemine taşıdığına göre, bu dosya uygulamanın bir parçası haline gelecek mi yoksa daha sonraki bir aşamaya mı ertelenecek?"

YDH - ABD-İran mutabakatına Lübnan maddesinin dahil edilmesi Tahran adına diplomatik bir kazanım teşkil etse de bu durum sahada kalıcı bir çözümü doğrudan garanti etmiyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Hadi Taki'nin değerlendirmesine göre anlaşmanın fiili başarısı; İsrail'in işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi, bölgesel caydırıcılık dengesinin korunması ve Lübnan içindeki siyasi öncelik farklarının uzlaştırılması gibi çok katmanlı sınavların aşılmasına bağlı. Ayrıca askeri gerilimin son bulmasının ardından gündeme gelecek olan ülkenin yeniden imarı ve esirlerin akıbeti gibi belirsiz konular, mutabakatın savaşı gerçekten bitirip bitirmediğini belirleyecek esas unsurlar olarak varlığını koruyor.

Analizlerin büyük kısmı İran nükleer programının geleceğine, yaptırımların akıbetine ya da bölgesel büyük dengelere yoğunlaşırken, Lübnan maddesi ABD-İran mutabakat zaptının en çok dikkat çeken yönlerinden biri olarak öne çıktı.

İran'ın elde ettiği bu kazanımın önemi, cepheleri birbirinden ayırma ya da her sahayı kendi içinde tekil olarak ele alma yaklaşımını en başından beri reddetmesinde yatıyor.

Zira Tahran cephesinde savaş, sırayla çözülecek bağımsız dosyalar bütünü değil; topyekûn bir biçimde sonlandırılması gereken, birbiriyle bağlantılı bir mücadeleydi.

Buradan hareketle İran, Lübnan'ı mutabakatın merkezine yerleştirmede ısrar etti. Tahran, mutabakata dair kamuoyuna açıkladığı yorum doğrultusunda, nihai anlaşmanın başarısını Lübnan'ın egemenliği, toprak bütünlüğü, saldırıların durdurulması ve İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi şartlarına bağladı.

Böylece Lübnan sahası, nihai mutabakatın başarı ya da başarısızlık ölçütlerinden birine dönüştü. Bu hamleyle Lübnan dosyası, siyasi talepler zemininden açıkça beyan edilmiş taahhütler düzeyine taşındı. Ancak bu durum, Lübnan sahasındaki çatışmanın bittiği anlamına gelmiyor; aksine mücadele farklı bir evreye geçiyor.

Zira mutabakat bu çatışmayı sonlandırmaktan ziyade sınırlarını yeniden çizdi. Dolayısıyla asıl sınav şu tek soruda gizli: Lübnan maddesi, kendisinden beklenen neticeyi doğurabilecek mi?

Lübnan sahasının sınavları işte burada başlıyor.

Birinci bölüm: Müzakereden uygulamaya

Lübnan'ın mutabakata dahil edilmesi, şu can alıcı soruyu beraberinde getiriyor: Bu maddeyi sahada kim gerçeğe dönüştürecek?

Çünkü egemenlik ve geri çekilme yalnızca müzakere masasında konuşulan kavramlar değil, güç dengelerinin doğurması gereken somut sonuçlardır. Bu açıdan bakıldığında Lübnan maddesi, hiçbir tarafın kendi lehine tam olarak sonuçlandırmadığı bir güç dengesinin yansıması olarak beliriyor.

İran, Lübnan dosyasını müzakere masasına taşırken, güneyde yaşananları savaşın sonlandırılmasına dair kendi çerçevesine bağladı. Hizbullah ise Lübnan cephesini aktif tutarak İsrail'in askeri varlığının maliyetsiz bir gerçekliğe dönüşmesini engellemeye çalıştı.

Buna karşılık İsrail, sahada önemli kazanımlar elde etse de Lübnan cephesini siyasi bir neticeye kavuşturmayı ya da askeri başarılarını kalıcı bir istikrara dönüştürmeyi başaramadı.

ABD ise İsrail'e yönelik temel taahhütlerinden vazgeçmeksizin, Lübnan'ın daha geniş bir bölgesel patlamanın fitilini ateşlemesini önlemeyi amaçlayan bir yaklaşıma yöneldi.

Bu nedenle Lübnan maddesi, sahadaki gerçekliğin diplomatik bir kaydı olarak ortaya çıktı: Lübnan cephesi, göz ardı edilemeyecek kadar açık, fakat anlaşmanın tamamını havaya uçurmayacak kadar da kontrollü kaldı.

Ne var ki güç dengesinin Lübnan'ı mutabakat metnine dahil etmeyi başarmış olması, buradaki maddelerin uygulanmasını da tek başına sağlayabileceği anlamına gelmiyor.

Çünkü mutabakat kendi kendine bir çekilmeyi dayatmıyor; sadece müzakere sürecinin devamını, Tahran'ın başarının ön koşulu olarak gördüğü bir sonuca bağlıyor.

Bu esnada sahadaki baskı, topyekûn bir savaşa sürüklenmeyi engelleyecek sınırlar içinde varlığını koruyor. Mutabakatın temel varsayımı da işte buradan besleniyor: Diplomatik baskı ile hesaplı saha baskısının birleşimi, en nihayetinde İsrail'in Lübnan'daki askeri varlığını sürdürme maliyetini yeniden hesaplamasını sağlayabilir.

Şu ana dek hiçbir tarafın bu süreci tek başına sonuçlandıracak güce sahip olmadığı görülüyor. Mevcut dönemin en belirgin özelliği de burada yatıyor: Rekabet, maddeleri metne geçirme mücadelesinden, o maddeleri yorumlama ve uygulama koşullarını dikte etme savaşına dönüştü.

Pek çok çatışmada anlaşmalar, mücadelenin sonu olmaktan ziyade; anlaşmanın ne anlama geldiği, uygulama mekanizmaları ve bağlılık sınırları etrafında dönen yeni bir rekabet evresinin başlangıcıdır.

Tarih boyunca çatışmaları sonlandırmayı amaçlayan birçok anlaşmada da bu açmaz yaşandı.

İkinci bölüm: Metin ile uygulama arasında

Mutabakat, Lübnan'ı nihai anlaşmanın başarı kriterleri arasına yerleştirmeyi başarmış olsa da bu durum, ilgili tarafların bu maddenin nasıl uygulanacağı ya da pratik içeriğinin ne olacağı konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor.

Dışsal düzeyde ABD, her şeyden önce mutabakatın çökmesini ve Lübnan'da topyekûn bir savaşın yeniden patlak vermesini önlemekle ilgileniyor.

Nitekim son haftalarda sergilenen bazı Amerikan tavırları, İsrail'in askeri tırmanışını belirli düzeylerde dizginleme arzusuna işaret etti.

Fakat bu durum, Washington'ın Lübnan maddesine dair İran okumasını tamamen benimsediği ya da İsrail'in her türlü askeri faaliyetini engellemeye hazır olduğu anlamına gelmiyor.

"Meşru müdafaa" kavramı, İsrail'e her zaman geniş bir hareket alanı sağladı ve mevcut dönemin bu kural için tam bir istisna teşkil edip etmediği henüz belirsizliğini koruyor. Diğer taraftan tecrübeler, İran'ın baskı araçlarının yalnızca diplomatik kanallarla sınırlı olmadığını gösterdi.

Tahran, Lübnan sahasındaki bazı gelişmeleri daha geniş bölgesel caydırıcılık denkleminin bir parçası olarak ele aldı. Bu da Lübnan maddesinin uygulanmasına dair hesapların, İran ile İsrail arasındaki mevcut caydırıcılık dengesinden tamamen koparılamayacağını gösteriyor.

Mutabakat bu dengeyi ortadan kaldırmadı, aksine anlaşmanın hayata geçirilme olanaklarının belirleneceği stratejik çevrenin bir parçası kıldı.

İçsel düzeyde ise mutabakat farklı bir sorunla karşı karşıya. Lübnan devleti, İsrail'in olası bir geri çekilmesinden doğrudan fayda sağlayacak taraf olsa da bu, Lübnan maddesini doğuran mantığı bütünüyle paylaştığı anlamına gelmiyor.

Öte yandan Lübnanlıların bir kesimi, Lübnan'ın ABD-İran müzakerelerine dahil edilmesini, devletin kendi kaderini tayin etmedeki yetersizliğinin ve büyük Lübnan dosyalarının resmi kurumların dışında ele alınmaya devam edilmesinin yeni bir kanıtı olarak görüyor.

İktidarın temel unsurları Hizbullah'ın silahı konusunu siyasi ve güvenlik önceliği olarak odağa alırken; İran ve direniş cephesinin yaklaşımı, İsrail üzerindeki baskı unsurlarının korunmasının Lübnan'a müzakerelerdeki mevcut konumunu kazandırdığı tezine dayanıyor.

Buna mukabil İsrail, askeri operasyonlarını ve varlığını güvenlik gerekçeleriyle savunuyor; sınırlarına yönelik tehditleri engellemek adına tampon bölgeyi koruyarak Hizbullah'ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesinin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Burada önceliklerin sıralanması açmazı öne çıkıyor. Devlet, şiddet tekelini yeniden tesis etmeyi tam egemenliğin anahtarı olarak görürken; direniş cephesi, İsrail'in geri çekilmesini diğer tüm tartışmalardan önce gelmesi gereken asli bir sınav olarak sunuyor. Dolayısıyla anlaşmazlık nihai hedeften ziyade, o hedefe giden yol haritasında yoğunlaşıyor.

Bu çerçeveden bakıldığında, Lübnan maddesinin önündeki temel engel, uygulamada rol oynayacak taraflar arasındaki yorum farklılığıdır.

ABD, İsrail'i tamamen sınırlandırmadan savaşı önlemek istiyor; Lübnan devleti, iç dengeleri yeniden düzenleyerek egemenliğini geri kazanmayı hedefliyor; İran ve direniş ise bu iç dengelerin Lübnan'a mevcut müzakere gücünü verdiğini savunuyor. Bu farklı yaklaşımların ortasında en zorlu evre başlıyor: Siyasi mutabakattan pratik sonuçlara geçiş evresi.

Üçüncü bölüm: Asıl sınav

Günün sonunda, Lübnan maddesinin başarı ya da başarısızlığı tek bir soruya indirgenebilir: İsrail çekilecek mi?

Farklı okumalar ve yorumlar ne kadar çok olursa olsun, İsrail'in geri çekilmesi, yoruma en kapalı ve en net ölçüttür.

Burada kastedilen, askeri birliklerin yalnızca yeniden konuşlandırılması ya da operasyonların düzeyinin düşürülmesi değil; Lübnan egemenliğinin sürekli ihlali olarak görülen fiili durumun son bulmasıdır.

Yani topraklar üzerindeki askeri varlığın, fiili güvenlik bölgeleri oluşturma çabalarının, güvenlik ortamının sıradan bir parçası haline gelen sızma ve saldırıların tamamen bitmesidir. İranlı yetkililer de Lübnan maddesini yorumlarken ve nihai anlaşmanın başarısını buna bağlarken bu ölçütü temel aldılar.

Bu bağlamda Hizbullah, İsrail'in geri çekilmesini yalnızca müzakerelerden beklenen bir sonuç olarak görmüyor. Örgüt, kendi açıklamaları doğrultusunda, Lübnan topraklarındaki İsrail güçlerini hedef almaya devam ediyor.

Bu eylemler, askeri varlığın maliyetini artırmanın, İsrail'i bu varlığın sürdürülebilirliğini yeniden değerlendirmeye zorlayacağı varsayımına dayanıyor.

Bu baskı yalnızca Lübnan sahasıyla da sınırlı kalmıyor; İran ile İsrail arasındaki daha geniş caydırıcılık dengesinden de etkileniyor.

Mutabakat bu dengeyi ortadan kaldırmamış, aksine rekabetin büyük kısmını müzakere alanına taşımıştır. Böylece sahadaki baskı, geçmişteki çatışmanın devamı olmaktan çıkıp mutabakatın uygulanma koşullarını etkileme çabasının bir parçası haline geliyor.

Eş zamanlı olarak Hizbullah, işgal sorununun çözülmesinin diğer tartışmalı konulara geçilmesinden önce gelmesi gerektiği düşüncesiyle, geri çekilme dosyasını Lübnan'ın iç tartışmalarında öncelikli kılmaya çalışıyor.

Buradan hareketle, Lübnan sahasının henüz somut sonuçlar aşamasına değil, bir deneme aşamasına ulaştığı görülüyor.

Zira asıl sınav, Lübnan'ın mutabakata dahil edilip edilmediği değil, bu dahil edilmenin temelde hedeflenen sonucu doğurup doğurmayacağıdır: Yani fiili bir İsrail çekilmesi ve savaşın durması.

Sonuç

Ancak İsrail çekilse dahi bu durum Lübnan dosyasının kapandığı anlamına gelmeyecek, aksine yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.

İlk soru imar çalışmalarıyla ilgilidir: Finansmanı kim sağlayacak ve İran'ın buradaki fiili rolü ne olacak? Şu ana dek İran cephesinden yapılan kamuoyuna açık açıklamalar net bir mali taahhüt içermiyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, 18 Haziran 2026 tarihli el-Ahbar gazetesine verdiği söyleşide, imar için doğrudan bir finansman programı açıklamak yerine yalnızca istikrarın sağlanmasının ardından yatırımların desteklenmesinden ve Lübnan'ın doğal ekonomik konumuna geri dönmesinden bahsetti.

Buna karşılık Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, savaştan sonra pek çok vesileyle imar sorumluluğunun öncelikle Lübnan devletine ait olduğunu, örgütün rolünün ise imkânları ölçüsünde destek ve katkı sunmakla sınırlı kalacağını vurguladı.

Bu da mutabakatın işgali sona erdirmedeki başarısının, savaşın yıkıcı etkileriyle mücadele sorusunu kendiliğinden yanıtlamadığını gösteriyor.

İmar çalışmalarının yanı sıra henüz netleşmeyen bir diğer kritik konu da tutuklu ve esirler dosyasıdır.

Mutabakat çatışmayı açık savaştan, savaşın sona erme koşullarının müzakere edildiği bir zemine taşıdığına göre, bu dosya uygulamanın bir parçası haline gelecek mi yoksa daha sonraki bir aşamaya mı ertelenecek?

Dolayısıyla İran'ın elde ettiği diplomatik başarı gerçek, Lübnan'ın mutabakata dahil edilmesi ise önemli bir siyasi kazanım olabilir.

Ancak bunun nihai değeri metindeki ifadelerle değil, sahada yaratacağı sonuçlarla ölçülecektir. Lübnan sahası savaştan doğrudan neticelere değil, savaştan bir sınav aşamasına geçti.

İsrail'in geri çekilmesi ise Lübnan maddesinin önündeki ilk ve en büyük sınav olarak kalmaya devam ediyor. Bunun ötesindeki imar süreci, esirler, siyasi ve güvenlik düzenlemeleri gibi konular ise mutabakatın savaşı gerçekten bitirip bitirmediğini mi, yoksa sadece şeklini mi değiştirdiğini belirleyecek diğer sınavlardır.

Çeviri: YDH