Tahran'da mutabakat zaptı geleneksel safları değiştirdi

22 Haziran 2026

İran ile ABD arasındaki mutabakat zaptı, Tahran'daki geleneksel siyasi bölünmeleri aşan geniş bir destek bulurken, Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei sürece şartlı onay verdiğini duyurdu.

YDH - İran ile ABD arasında imzalanan mutabakat zaptı, boyutları ve geleceğe yönelik yansımalarıyla İran'daki siyasi ve medya çevrelerinde yürütülen tartışmaların merkezine yerleşti.

Tahran'daki iç siyasi saflaşmanın; reformistler, muhafazakarlar ve merkez siyasetçiler şeklindeki geleneksel üçlü ayrışmayla örtüşmemesi dikkat çekiyor.

Mutabakatı destekleyen ve oldukça geniş bir yelpazeyi kapsayan en büyük kampta, Muhammed Bakır Galibaf liderliğindeki muhafazakar akımın ılımlı isimleri, Muhammed Hatemi liderliğindeki reformistler ve Hasan Ruhani liderliğindeki merkez sağ siyasetçiler bir araya geliyor. Anlaşmaya yönelik muhalefet ise Said Celili liderliğindeki aşırı muhafazakarlarla sınırlı kalıyor.

Bu tablo, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi içinde yapılan oylamada net bir şekilde ortaya çıktı.

El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile askeri ve güvenlik kurumlarının yöneticileri dahil olmak üzere tüm üyeler mutabakat lehine oy kullandı.

Konseyde, Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamenei'nin temsilcilerinden biri olarak yer alan Said Celili ise karşı oy kullanan tek isim oldu.

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyindeki bu oy birliğinin, İran'ın ABD ile uzlaşı konusunda aşırı bir iyimserlik veya acelecilik içinde olduğu izlenimi yaratmaması için Yüksek Lider müdahale etmek zorunda kaldı.

Hamenei, gönderdiği mesajla iç siyasette dengeleri yeniden kurmayı amaçladı. Mesajında mutabakat zaptına ilişkin "farklı bir görüşe" sahip olduğunu belirten Hamenei, buna rağmen Pizişkiyan ve konsey üyelerinin "İran halkının ve Direniş Cephesinin haklarını koruma" sözü vermeleri ve müzakere sürecinin tüm sorumluluğunu üstlenmeleri kaydıyla anlaşmaya yeşil ışık yaktığını ifade etti.

Muhalifler mutabakatın ABD'yi yıpranmaktan kurtardığını savunuyor

Tahran'da mutabakata yönelik farklı yaklaşımlar dile getirilmeye devam ediyor. Devrim Lideri Hamenei'nin mesajının ardından seslerini daha gür çıkaran ve eleştirilerinin tonunu yükselten muhalifler, İran'ın özellikle bu dönemde böyle bir adım atmaması gerektiğini savunuyor.

Bu adımın ABD'yi içine düştüğü "yıpranma sürecinden" kurtardığını ileri süren muhalifler, Tahran'ın başta Hürmüz Boğazı olmak üzere elindeki en önemli baskı unsurlarından mahrum kaldığını iddia ediyor.

Muhafazakar akımın en önemli yayın organlarından biri olan Keyhan gazetesi, mutabakat zaptına yönelik sert ve doğrudan bir eleştiri yayımladı.

Gazete, Hamenei'nin mesajını yorumladığı değerlendirmesinde, mesajın içeriğinin "metinde yer alması gerekip de yer almayan, buna karşılık yer almaması gerekip de metne dahil edilen maddelerin varlığına işaret ettiğini" yazdı.

Washington'ın taahhütlerine sadık kalacağına yönelik iyimser yaklaşımları eleştiren gazete, bu beklentinin "ön mutabakat sürecini hızlandırdığını" kaydetti.

Zamanın İran'ın lehine işlediğini savunan Keyhan, "Yaz mevsiminin sonuna yaklaştıkça saldırgan ABD yönetimi karmaşık krizlerle karşı karşıya kalıyor ve bunları aşmak için taviz verme ihtiyacı artıyordu" ifadesini kullandı.

Gazete bu nedenle mutabakatın imzalanmasını, ABD üzerinde baskı kurma fırsatını heba eden bir "taktik hata" olarak nitelendirdi.

Lübnan'daki gelişmelere de değinen gazete, "Düşman yapı Lübnan'daki savaşı durdurmayı görünüşte kabul etmiş gibi görünse de her gün evleri bombalamaya ve sivilleri öldürmeye devam ediyor. Ne ABD ile varılan mutabakatla ne de askeri eylemle bunu engelleyecek bir set oluşturmayı başarabildik" değerlendirmesinde bulundu.

Destekçiler mutabakatı taktiksel bir nefes alma alanı olarak görüyor

Buna karşılık, mutabakatı destekleyen ve Galibaf'a yakın olan muhafazakarlar, müzakere sürecinin ABD'nin iyi niyetinin değil, İran'ın son dönemdeki çatışmalarda sergilediği güçlü performansın bir sonucu olduğunu vurguluyor. Destekçiler, geleceğe yönelik aşırı iyimserliğe kapılınmaması ve ABD'nin taahhütlerini yerine getirme konusundaki güvenilirliğine bel bağlanmaması gerektiği hususunda fikir birliği içinde bulunuyor.

Mutabakatı savunan Horasan gazetesi, imzalanan metni "nihai bir çözüm" değil, "taktiksel bir mola" olarak nitelendirdi.

Gazete, "Olası anlaşma yalnızca mevcut savaşı sonlandırmayı amaçlamaktadır; Tahran ile Washington arasındaki yapısal ihtilaflara dokunmamaktadır" diye yazdı.

Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi ise başyazısında, "Hiç kimse bu mutabakatı Washington'ın doktrinindeki bir değişiklik ile karıştırmamalıdır. Bu, sahanın tartışmasız zaferidir; Trump ekibini geri adım atmaya ve müzakere masasına oturmaya zorlayan unsur, savunma ve füze caydırıcılık kapasitemiz olmuştur" ifadelerine yer verdi.

Gazete dengenin İran lehine olmasını üç gerekçeyle açıkladı: Birincisi, "Hürmüz Boğazı'nın anahtarı artık İran'ın elindedir ve istediği an burayı kapatabilir." İkincisi, "Önümüzdeki iki ay içindeki müzakereler bir sonuç vermese bile, bu süre İran için askeri ve ekonomik durumunu tahkim etmek adına altın bir fırsattır." Üçüncüsü ise "Washington artık İran liderliğindeki Direniş Cephesinin birliğini fiilen kabul etmektedir."

Reformist ve merkez siyasetçiler ekonomik rahatlamaya odaklanıyor

Pizişkiyan hükümetinde ağırlıklı bir nüfuza sahip olan reformist ve merkez akımlar ise mutabakatın tamamlanması gerektiğinin altını çiziyor.

Bu çevreler, İran ile Batı arasındaki askıda bekleyen sorunların diplomatik yollarla çözülmesini, ülkeyi sarsan ağır ekonomik baskılardan çıkışın temel yolu olarak savunuyor.

İran Ticaret Odasına yakınlığıyla bilinen Dünyay-ı İktisad gazetesi, mutabakat zaptının imzalanmasının olumlu ekonomik yansımalarına dikkat çekerek, en önemli kazanımın sadece petrol gelirlerinin artması değil, aynı zamanda "sistemik risklerin" azaltılması ve yüksek enflasyon tehlikesinin önlenmesi olduğunu yazdı.

Gazete, son aylarda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve yaşanan nakit sıkışıklığı göz önüne alındığında, savaşın durdurulması ve deniz ablukasının kısmen kaldırılmasının, bütçe açığını ve yapısal sorunları tamamen çözmese de enflasyon beklentilerini dizginleyeceğini ve likidite yönetimi için bir nefes alma alanı sağlayacağını kaydetti.

Dondurulmuş fonların bir kısmının serbest bırakılmasının ve ticari canlılığın sadece mali bir kaynak yaratmakla kalmayacağını belirten gazete, iç ve dış piyasalarda güvenin yeniden tesisi için "hayati bir sinyal" vererek ülkeyi kısa vadede mali bir çöküş riskinden kurtarabileceğini ekledi.

Hükümete yakınlığıyla bilinen İtimad gazetesi ise mutabakatı bir "kriz yönetimi çerçevesi", savaşı sonlandırma ve pratik diplomasiye dönüş fırsatı olarak sundu.

Gazete, Milletler Diplomasisi Merkezi Başkanı Muhammed Ali Seyyid Hanayi'nin değerlendirmelerine yer verdi. Hanayi, mutabakatın en önemli avantajının gerilimin düşürülmesi ve güven inşası için net bir takvim belirlemesi olduğunu belirtti.

Mevcut anlaşmanın, çok taraflı olan nükleer anlaşmanın aksine ikili bir nitelik taşıması sebebiyle başarı ve uygulanma şansının daha yüksek olduğunu kaydeden Hanayi, "Bu durum, her iki tarafın bu geçiş sürecinde rasyonaliteyi ve siyasi itidali korumasına, ayrıca dış aktörlerin (İsrail) sabote edici eylemlerle gerilimi düşürme sürecini baltalamasına izin vermemesine bağlıdır" dedi.