
YDH- Asia Times'ta yayımlanan analizde, ABD'nin Şubat 2026'da İran'ı bölgesel bir güç olmaktan çıkarmayı hedefleyen savaşının sonunda tam tersi bir sonucun ortaya çıktığı ve Tahran'ın bölgedeki konumunu “daha da güçlendirdiği” belirtildi.
Analizde, bunun bir çelişki değil, son otuz yılda ABD'nin Ortadoğu politikalarında defalarca görülen bir eğilimin yeni örneği olduğu ifade edildi.
Yazar, daha önce yayımladığı çalışmalarında Washington'ın Ortadoğu'nun kalıcı hakemi olmasının ne stratejik çıkarlarına ne de kapasitesine uygun olduğunu savunduğunu, Irak'ın işgalinin de İran'ı zayıflatmak yerine güçlendirdiğini yazdığını hatırlattı.
Asia Times'a göre Washington, bu uyarılardan ders çıkarmak yerine yeni raporlar hazırladı, yeni savaşlar başlattı ve sonunda benzer sonuçlarla yeniden karşı karşıya kaldı.
Analizde, bugün gelinen noktada İran'ın savaş sonrası döneme "çökmüş bir devlet" olarak değil, "Fars Körfezi'nin en etkili gücü" olarak girdiğinin giderek daha belirgin hale geldiği değerlendirildi.
"Bu, nükleer anlaşmayı imzalayan İran değil"
Analizde, Donald Trump'ın iktidardan uzaklaştıracağını vaat ettiği İran yönetiminin yerini “daha genç, daha sert ve daha yetkin bir askerî liderliğin” aldığı vurgulandı.
Yazıda, Mücteba Hamenei ve Devrim Muhafızları'nın öncülük ettiği yeni yönetim yapısının, devrimin ilk kuşağındaki “ideolojik savunmacılıktan” uzaklaştığı ve yerini “savaş tecrübesi yaşamış bir devletin stratejik hesaplarına” bıraktığı belirtildi.
Asia Times, "Bu, Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı imzalayan İran değil. Bu, savaşa girip kazandığına inanan bir İran'dır." değerlendirmesinde bulundu.
Ancak analizde, burada kullanılan "zafer" kavramının askerî bir yenilgi anlamına gelmediği özellikle vurgulandı. İran'ın ABD ordusunu mağlup etmediği belirtilirken, “stratejik açıdan başarı” elde ettiği savunuldu.
Buna göre, “İran yönetimi ayakta kalmayı başardı, askerî ve sanayi kapasitesinin dayanıklılığını gösterdi, rakiplerinin savaşı sürdürme iradesini zayıflattı ve hem içeride hem de bölge genelinde siyasi meşruiyetini güçlendirdi.”
Analizde, İran'ın yönetimi devirmeye yönelik girişimlerden kurtulduğu, füze kapasitesini beklenenden hızlı toparladığı ve Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini artırdığı ifade edildi.
Yazıda, İran'ın Hürmüz üzerindeki nüfuzunun artık küresel ekonomi üzerinde baskı kurabilecek düzeye ulaştığı ve ABD'nin deniz gücünün bunu kolayca etkisiz hale getiremeyeceği kaydedildi.
Trump'ın “zafer” ilanı ve değişen tablo
Asia Times, Trump'ın mart ayı başında "tam ve kesin zafer" ilan ettiğini ancak birkaç ay içinde ortaya çıkan tablonun “tamamen farklı” olduğunu belirtti.
Analizde, ABD yönetimlerinin savaşların gerçek sonuçları ortaya çıkmadan zafer ilan etme eğilimi gösterdiği ifade edilirken, Amerikan dış politikasındaki realist ekolün yıllardır bu yaklaşımın tehlikelerine dikkat çektiği kaydedildi.
Yazıda, üç bin yıllık devlet geleneğine, yaklaşık 90 milyonluk nüfusa ve dünyanın en kritik su yollarından biri üzerindeki stratejik konumuna sahip İran'ın “hava saldırılarıyla etkisiz hale getirilebilecek bir ülke olmadığı” vurgulandı.
Ayrıca, “rejim değişikliği” hedefiyle yürütülen müdahalelerin genellikle daha uyumlu yönetimler değil, daha milliyetçi, daha radikal ve daha askerileşmiş yapılar ortaya çıkardığı savunuldu.
Körfez ülkeleri neden mesafeli kaldı?
Analizde, Körfez Arap ülkelerinin büyük bölümünün savaş sırasında Washington'a destek vermemesinin “tesadüf olmadığı” belirtildi.
Suudi Arabistan'ın kısmi istisna oluşturduğu ifade edilirken, bölgedeki birçok ülkenin ABD'nin hava sahalarını kullanmasına izin vermediği ve savaşa karşı çıktığını açık şekilde ortaya koyduğu kaydedildi.
Asia Times'a göre bunun temel nedeni, Körfez ülkelerinin İran'la aynı coğrafyayı paylaşmaları ve “geçici zayıflık ile kalıcı yenilgiyi birbirine karıştırmamalarıydı.”
Analizde, bu ülkelerin savaş sonrasında da İran'la birlikte yaşamaya devam edeceklerini bildikleri ve ABD savaş gemileri bölgeden ayrıldıktan sonra da Tahran'la ilişki kurmak zorunda olduklarının farkında oldukları ifade edildi.
Sorun istihbarat değil, stratejik hesap hatasıydı
Yazıda, savaşın ortaya çıkardığı sonucun bir istihbarat başarısızlığından kaynaklanmadığı belirtildi.
Analize göre, ABD istihbaratı İran'ın askerî kapasitesi, dağınık füze altyapısı ve uzun süreli bir çatışmaya hazırlıkları konusunda genel olarak doğru değerlendirmeler yaptı.
Asıl sorunun “siyasi ve stratejik düzeyde” yaşandığı savunulan analizde, bunun 2003 Irak işgali sırasında Amerikan askerlerinin çiçeklerle karşılanacağını düşünen anlayışla benzer olduğu ifade edildi.
Washington'ın 2024 ve 2025 yıllarında İran'ın sergilediği temkinli tutumu zayıflık olarak yorumladığı belirtilirken, bunun aslında “sabırlı ve uzun vadeli bir stratejinin parçası” olduğu ileri sürüldü.
Asia Times, İranlı karar alıcıların Irak'ın işgali ve 2011 Libya müdahalesini dikkatle incelediklerini, bu deneyimlerden “ABD'nin savaşların ilk aşamalarında hızlı ilerlediği ancak zamanla siyasi iradesini kaybettiği” sonucunu çıkardıklarını belirtti.
Analizde, bu nedenle İran'ın stratejisinin “ilk darbeyi atlatmak, kapasitesini korumak ve zaman içinde Amerikan siyasi iradesinin aşınmasını beklemek” olduğu ifade edildi.
ABD'nin bölgedeki “itibarı” zedelendi
Asia Times'a göre savaşın etkileri bugün tüm Ortadoğu'da hissedilmeye başladı.
Analizde, Washington'ın Körfez müttefikleri nezdindeki “güvenilirliğinin” ciddi biçimde zarar gördüğü savunuldu.
Bunun nedeninin yalnızca savaşın başlatılması olmadığı belirtilirken, ABD'nin Körfez ülkelerinin açık itirazlarına rağmen savaşa girdiği, Hürmüz Boğazı'ndaki kriz nedeniyle ekonomik zararların oluşmasına yol açtığı ve ardından vaat ettiği sonuçları elde edemediği ifade edildi.
Yazıda, ABD'nin bir kez daha “öngörülemez bir ortak” görüntüsü verdiği ve “büyük stratejik taahhütlerinin iktidardaki yönetimlerin tercihlerine göre değişebildiğini” gösterdiği kaydedildi.
Yeni İran'ın önceliği caydırıcılık
Analizde, savaşın ardından İran'da ortaya çıkan yeni liderliğin önemli dersler çıkardığı belirtildi.
Yazıda, Humeyni döneminin “sembolik ve söylemsel” Amerikan karşıtlığının yerini “daha hesaplı ve daha pragmatik” bir yaklaşımın aldığı öne sürüldü.
Asia Times'a göre yeni yönetim, caydırıcılığı “söylemden çok kapasite üzerine” inşa etmeye yöneliyor.
Analizde, yeni kuşağın “bir devrimi savunmak için değil, bir süper gücün yıkma girişiminden çıkmış bir devleti yönetmek için” iktidara geldiği ifade edildi.
Bu durumun İran'ın dış politika anlayışını da değiştirdiği belirtilirken, ortaya çıkan yeni yaklaşımın “daha disiplinli ve daha uzun vadeli hedeflere odaklanan bir çizgi” oluşturduğu savunuldu.
"ABD yok etmek istediği gücü kendi yarattı"
Analizin son bölümünde, Washington'ın onlarca yıldır aynı hatayı tekrarladığı belirtildi.
ABD'nin “askerî üstünlüğü siyasi nüfuzla karıştırdığı, istediği sonucu elde etmeyi bu sonuca nasıl ulaşılacağını analiz etmenin önüne koyduğu ve her müdahale öncesinde savaşın gerçek hedeflerini sorgulamadığı” ifade edildi.
Asia Times'a göre, 2026 kışında bu sorular ciddi biçimde sorulsaydı sonuç farklı olabilirdi.
Analizde, “İran'ın nükleer programının diplomatik yollarla sınırlandırılması, Sovyetler Birliği'ne karşı uygulanan uzun vadeli çevreleme ve caydırıcılık stratejilerine benzer bir yaklaşım izlenmesi ve İran'ın bölgesel denklemden çıkarılamayacağının kabul edilmesi gerektiği” savunuldu.
Yazının sonunda, savaş sonrası Ortadoğu manzarasına bakıldığında “İran'ın yeni liderliğinin güçlendiği, bölgesel prestijinin arttığı, kritik su yolları üzerindeki etkisinin tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştığı ve ABD'nin Körfez'deki nüfuzunun son on yılların en düşük düzeylerinden birine gerilediği” vurgulandı.
Analiz, "ABD'nin yok etmeye çalıştığı hegemonik güç, sonunda kendi politikalarının ürünü olarak ortaya çıktı. Asıl soru Washington'ın bu dersleri öğrenip öğrenemeyeceğidir." değerlendirmesiyle sona erdi.