
YDH- İsviçre'de gerçekleştirilen Lucerne Zirvesi, ABD ve İran arasındaki diplomasi trafiğinde yeni bir dönüm noktası oldu.
Katar ve Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler sonucunda taraflar, Lübnan’da ateşkesi gözlemlemek ve sahada çatışmaları önlemek amacıyla bir "çatışma önleme hücresi" kurulması konusunda uzlaştı.
Bu adım, Tahran ve Washington arasında 60 gün içinde kapsamlı bir nihai anlaşmaya varılmasını öngören "yol haritası"nın da parçası olarak değerlendiriliyor.
Kabul edilen yol haritası; iletişimi denetleyecek üst düzey bir komitenin kurulmasını, Hürmüz Boğazı'nda güvenliği sağlamak için doğrudan bir iletişim kanalı açılmasını ve İran'a uygulanan petrol yaptırımlarının 60 gün süreyle askıya alınmasını kapsıyor.
ABD Başkan Yardımcısı Jaycee Vance, görüşmeleri "nihai bir barış anlaşması için sağlam bir temel" olarak nitelendirirken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, petrokimya ihracatının önündeki engellerin kalktığını ve dondurulmuş bazı varlıkların serbest bırakıldığını teyit etti.
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, müzakerelerin ardından Dışişleri Bakanı Arakçi ile birlikte Umman Sultanlığı'na kritik bir ziyaret gerçekleştirdi.
Gündemde Hürmüz Boğazı'ndaki düzenlemeler ve bölgesel iş birliği yer alırken; bu ziyaret, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun BAE, Kuveyt ve Bahreyn’i kapsayan Körfez turuyla eş zamanlı gerçekleşti.
İsviçre'deki mutabakat, İsrail cephesinde derin bir rahatsızlığa ve "müzakere masasında kurban edildik" algısına yol açtı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Güney Lübnan’daki askeri faaliyetlerin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadığını savunsa da, İsrail basınındaki haberler ve ABD kaynaklı veriler farklı bir tablo çiziyor.
New York Times ve İsrail merkezli Kanal 12, İsrail ordusunun Güney Lübnan'da "acil ve doğrudan tehdit" dışındaki operasyonlarının kısıtlandığını, askerlerin Genelkurmay onayı olmadan ateş açmasının yasaklandığını ve altyapı yıkımına sınırlama getirildiğini aktardı.
İsrailli analistler, yeni oluşturulan çatışma önleme mekanizmasının önceki süreçten ciddi farklar barındırdığına dikkat çekiyor.
Daha önce Fransa, ABD, İsrail ve Lübnan’ın dahil olduğu mekanizmada İsrail aktif rol alırken; yeni oluşumda İran, Katar ve Pakistan’ın yer alması, İsrail'in "yönetim dışı" bırakıldığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
İbrani medyası, İsrail ordusunun kuzeydeki birliklerini terhis etmeye başladığını ve bölgedeki askeri varlığını azaltma hazırlığında olduğunu bildirirken; bu tablo, Tel Aviv’de "Tahran ile Amerikan teslimiyeti" olarak adlandırılan bir felaket senaryosu olarak yorumlanıyor.