Prof. Mearsheimer: İran savaşta güçlü bir pazarlık konumu elde etti

23 Haziran 2026

Chicago Üniversitesi'nde görev yapan siyaset bilimi profesörü John Mearsheimer, Yargıç Andrew Napolitano'nun programında İran, İsrail ve ABD arasında imzalanan mutabakatı değerlendirdi.

YDH - Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü John Mearsheimer, eski New Jersey Yüksek Mahkemesi Yargıcı Andrew Napolitano'nun sunduğu "Judging Freedom" programında İran, İsrail ve ABD arasındaki çatışmanın sonuçlarını değerlendirdi.

Mearsheimer, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün sürdüğünü belirterek, savaşın ardından Tahran'ın önemli bir pazarlık gücü elde ettiğini ifade etti.

Programın başında Napolitano, Hürmüz Boğazı'nın açık olup olmadığını ve İran'ın boğaz üzerindeki hakimiyetini koruyup korumadığını sordu.

Mearsheimer, "Bildiğimiz kadarıyla boğaz kısmen açık. İran gemilerinin boğazdan geçerek küresel piyasalara ulaştığı konusunda şüphe yok. İran'ın boğazı kontrol etmeyi sürdürdüğü konusunda da hiçbir şüphe yok. Tamamen açılsa bile boğazı kontrol etmeye devam edecekler ve bu durum öngörülebilir gelecekte de sürecek" dedi.

Mearsheimer, İran'ın ABD ve İsrail üzerinde baskı kurmak amacıyla elindeki imkanları kullandığını belirterek, "İranlılar ABD ve İsrail üzerinde baskı oluşturmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Amaçları İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini ve bombardımanın durmasını sağlamak. Eğer bu anlaşmanın o bölümü yürürlüğe girerse boğazın tamamen açılması gündeme gelebilir" ifadelerini kullandı.

"İran'ın elindeki gücü kimse göremedi"

Napolitano'nun, savaş öncesinde İran'ın boğazı kapatmadığını ve geçişlerden ücret talep etmediğini hatırlatması üzerine Mearsheimer, 27 Şubat öncesinde hem İran'ın hem de ABD ile İsrail'in İran'ın elindeki stratejik avantajı tam olarak kavrayamadığını söyledi.

Mearsheimer, "27 Şubat'ta İran oynadığı elin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordu. Amerikalılar ve İsrailliler de bilmiyordu. Bu nedenle 28 Şubat'ta İran'a saldırdık. Ancak savaş mart ve nisan boyunca ilerledikçe, boğaz üzerindeki kontrol ve Körfez ülkelerine, bölgedeki Amerikan üslerine ve İsrail'e karşı kullanılabilecek ölümcül füzeler nedeniyle İran'ın çok güçlü bir konuma sahip olduğu açık hale geldi" dedi.

Profesör, "İşte bu yüzden savaşta kazanan taraf oldular ve bugün çok güçlü bir müzakere pozisyonundalar. Ancak 27 Şubat'ta bunu kimse anlamamıştı" diye konuştu.

Napolitano'nun, Merkezi İstihbarat Teşkilatı, İsrail dış istihbarat servisi ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi'nin de bu ihtimali hesaba katmamış görünmesine ilişkin değerlendirmesi üzerine Mearsheimer, geçen yıl yaşanan ve 12 gün sürdüğünü söylediği çatışmanın yanlış bir algı oluşturduğunu ifade etti.

Mearsheimer, "Geçen yıl haziranda yaşanan 12 günlük savaşın sonunda İran kazanan taraf gibi görünmüyordu. 27 Şubat'ta insanlar o savaşı hatırlıyordu ve benzer bir sonucun ortaya çıkacağını düşünüyordu. İlk bir iki gün de öyle görünüyordu. Ancak savaş ilerledikçe durumun farklı olduğu ortaya çıktı. İran savaşa tam kapasiteyle dahil olduğunda elinde çok güçlü kartlar bulunduğu görüldü" dedi.

"İran Amerikan hedeflerine bunu yaptıysa İsrail'e de yapabilir"

Napolitano, emekli bir İsrail deniz kuvvetleri komutanının, İran füzelerinin İsrail donanmasını ağır biçimde etkilediğini söylediğine ilişkin aktarımları gündeme getirdi. Mearsheimer, bu bilginin doğruluğunu teyit edemeyeceğini belirtmekle birlikte, İsrail'in savaşta aldığı zararları gizlemeye çalıştığını düşündüğünü söyledi.

"İsraillilerin ülke içinde meydana gelen hasarın boyutunu gizlemek için büyük çaba harcadığını düşünüyorum" diyen Mearsheimer, "Çünkü ciddi zarar verildi. İranlılar bölgedeki Amerikan üslerine büyük hasar verdi. İran Amerikan hedeflerine bunu yapabildiyse İsrail hedeflerine de aynısını yapabilirdi. Bu nedenle söylenenler bana şaşırtıcı gelmiyor" ifadelerini kullandı.

Napolitano'nun, İsrail'in zararların boyutunu neden açıklamadığı sorusuna karşılık Mearsheimer, İsrail'in dünyaya savaşın kontrolünü elinde tuttuğu mesajını vermeye çalıştığını belirtti.

Mearsheimer, "İsrailliler dünyaya, savaşın direksiyonunda kendilerinin bulunduğunu, İran'ın onlara ciddi zarar veremediğini ve İran'ı cezalandırma kapasitesine sahip olduklarını göstermeye çalışıyor. Ancak bu doğru değil. Bugün ABD'nin İran'ın taleplerinin büyük bölümünü kabul etmek zorunda kaldığı noktaya gelmemizin nedeni de bu" dedi.

Profesör, askeri gelişmelerin yanı sıra ekonomik boyutun da belirleyici olduğunu belirterek, "Potansiyel bir ekonomik felaketle karşı karşıyayız. İran'ın elinde çok güçlü kozlar var. 27 Şubat'ta bunu ne biz öngörebildik ne de büyük ihtimalle onlar" diye konuştu.

"Hızlı zafer teorisi gerçekçi değildi"

ABD yönetiminin neden bu ihtimali hesaplamadığı sorusuna yanıt veren Mearsheimer, dönemin planlamasının hızlı ve kesin bir zafer beklentisine dayandığını söyledi.

"Bunun karşı argümanı, hızlı ve kesin bir zafer bekliyor olmalarıdır" diyen Mearsheimer, "Boğazın kapanması ihtimali bu nedenle gündeme gelmeyecekti. Daha önce de konuştuğumuz gibi yalnızca hava gücüyle hızlı ve kesin zafer elde edileceği düşüncesi gerçekçi değildi. Ancak onlar böyle düşünüyordu. Başkan Trump İran'ı çok kısa sürede savaş dışı bırakacaklarını ve boğaz konusunda endişelenmek zorunda kalmayacaklarını düşündü" ifadelerini kullandı.

"Trump ekonomik felaket tehlikesini görüyor"

Napolitano'nun, Trump yönetimi ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasındaki anlaşmazlığın gerçek olup olmadığı yönündeki sorusu üzerine Mearsheimer bunun gerçek bir görüş ayrılığı olduğunu söyledi.

Mearsheimer, "Trump bu savaş durdurulmazsa ekonomik felaketle karşı karşıya olduğumuza inandığını açıkça söyledi. Bu konuda haklı. Bu savaş ekonomik nedenlerle sona ermeli. Başkan Yardımcısı JD Vance de bunun farkında ve İsviçre'de yürütülen görüşmelerde savaşı sona erdirmek için yoğun çaba gösteriyor" dedi.

Trump ve Vance'in geçmişte savaşın başlatılması nedeniyle yoğun eleştiri aldığını hatırlatan Mearsheimer, buna rağmen mevcut aşamada savaşın sona erdirilmesinin herkesin ortak çıkarı olduğunu söyledi.

"Bugün hepimizin derin çıkarı, Trump ve Vance'in savaşı sona erdirmeyi başarmasıdır" diyen Mearsheimer, Vance'in İran'ı tatmin edecek bir anlaşma üzerinde yoğunlaştığını ifade etti.

"Hiçbir ülke ABD'ye güvenmemeli"

Programda Trump'ın müzakereler sırasında kullandığı sert ifadeler de gündeme geldi. Napolitano'nun, Trump'ın İranlı müzakerecilere yönelik tehdit içeren açıklamalarını hatırlatması üzerine Mearsheimer, bu dili "son derece sorumsuz" olarak nitelendirdi.

"Bu tür yorumlar yapmak ve bu dili kullanmak son derece saçma. Yeter artık" diyen Mearsheimer, İran'ın bu söylemleri artık ciddiye almadığını düşündüğünü belirtti.

İran'ın Trump'a güvenip güvenmediği sorusuna ise Mearsheimer şu yanıtı verdi:

"Hayır, ABD'ye güvenmiyorlar. Aklı başında hiçbir ülke ABD'ye güvenmez. Benim görüşüme göre aklı başında hiçbir ülke büyük bir güce güvenmez. Güven üzerine hareket etmek istemezsiniz. Kendinizi koruyacak kapasiteye sahip olmak istersiniz."

Mearsheimer, İran'ın savaş sonrasında füze kapasitesini artıracağını öne sürerek, "İran çok sayıda füze üretecek. Hizbullah'a ve Husilere çok sayıda füze verecek. Bir sonraki sefer boğazı kapatmaları gerekirse bunu ölümcül bir etkinlikle yapabileceklerinden emin olmak isteyecekler. En kötü senaryoya hazırlanacaklar ve bunu yapmamaları aptallık olur" dedi.

"İsrail anlaşmayı bozarsa ekonomik sonuçlar ağır olur"

Lübnan'daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mearsheimer, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmemesi ve bombardımanı sürdürmesi halinde yürütülen anlaşma sürecinin çökebileceğini söyledi.

"Anlaşma çökerse ekonomik sonuçlar felaket olur ve bunun sorumluluğu İsrail'e yüklenir" diyen Mearsheimer, diğer seçeneğin Trump'ın İsrail üzerindeki baskıyı artırması olduğunu ifade etti.

Profesör, "Bence daha olası senaryo Trump'ın baskıyı artırmasıdır. Uluslararası ekonominin uçurumdan yuvarlanma tehlikesi o kadar büyük ki İsrail'e karşı daha sert davranmaktan başka seçeneği kalmayabilir" dedi.

Amerikan kamuoyunun da anlaşmayı desteklediğini belirten Mearsheimer, "Kamuoyu araştırmalarına göre Amerikalıların yüzde 67'si anlaşmayı destekliyor. Trump halka giderek ülkenin ve dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu riskleri anlatabilir. Böyle bir durumda İsrail geri adım atmak zorunda kalacaktır" ifadelerini kullandı.

"İsrail savaşı kazanacağını düşündü, kaybetti"

Mearsheimer, İsrail'in savaşı başlatırken zafer beklediğini ancak istediği sonucu alamadığını öne sürdü.

"İsrail savaşı başlattı, kazanacağını düşündü ve kaybetti" diyen Mearsheimer, bundan sonraki aşamada Tel Aviv yönetiminin ABD'nin anlaşma çabalarına yardımcı olması gerektiğini söyledi.

İsrail toplumunun ve siyasi sınıfının mevcut stratejik yaklaşımını da eleştiren Mearsheimer, "Burada temelde yanlış giden bir şey var. İsrail'in stratejik zihniyeti üzerine çok iyi bir makale yazılabilir. Sorunun kaynağının ne olduğu araştırılmalı" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail raydan çıktı"

Programda İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Lübnan'a ilişkin açıklamaları da gündeme geldi. Ben-Gvir'in "Bütün Lübnan bizim oyun alanımız olmalı" ve "Hizbullah bugünün Nazileridir" sözlerinin hatırlatılması üzerine Mearsheimer sert ifadeler kullandı.

"Burada sorulması gereken soru şu: Nazi gibi konuşan kim?" diyen Mearsheimer, "Hizbullah sözcüsü mü, Ben-Gvir mi? İsrail raydan çıkmış bir ülke haline geldi. Burada çok derin bir sorun var" ifadelerini kullandı.

Ben-Gvir'in daha önce Gazze'deki Filistinliler için kullanılan "çimleri biçmek" ifadesini de hatırlatan Mearsheimer, 7 Ekim 2023 sonrasında İsrailli siyasetçilerin kullandığı dilin kendisini şaşırttığını söyledi.

"7 Ekim'den sonra İsrailli seçkinlerin kullandığı dile baktığınızda Üçüncü Reich dönemine ait yorumlar okuyormuşsunuz gibi hissediyordunuz" diyen Mearsheimer, "İsrail ülkeleri işgal edebileceğini, çok sayıda sivili öldürebileceğini ve suikastlar gerçekleştirebileceğini düşünen bir topluma dönüştü" değerlendirmesinde bulundu.

"ABD desteği olmadan bunları yapamazlar"

Napolitano'nun, ABD desteğinin kesilmesi halinde İsrail'in aynı politikaları sürdürebilip sürdüremeyeceğine ilişkin sorusu üzerine Mearsheimer bunun mümkün olmadığını söyledi.

"Elbette yapamazlar. Amerikan desteği olmadan bunu gerçekleştiremezler" diyen Mearsheimer, İsrail'in son yıllarda ABD'ye bağımlı hale geldiğini ifade etti.

Mearsheimer, "İsrailliler geçmişte bağımsız olmakla övünürdü. Ancak son on yıllarda ABD'ye bağımlı hale geldiler. Bu savaşların hiçbirini Amerikan desteği olmadan yürütemezler. ABD gerçekten sert davranmaya karar verse İsrail'i çok kısa sürede durdurabilir" dedi.

Profesör, Washington'un tam tersine koşulsuz destek sağladığını belirterek, bunun Ben-Gvir, Bezalel Smotrich ve Netanyahu gibi isimlerin etkisini artırdığını savundu.

"Miriam Adelson Trump'ın durumunu anlamıyor"

Programın son bölümünde İsrailli iş insanı Miriam Adelson'un sahibi olduğu bir İsrail gazetesinde Trump'a yöneltilen eleştiriler gündeme geldi.

Napolitano, gazetenin Trump'a "Bize ihanet ettin", "İran'a teslim oldun" ve "Sana nasıl güvenebiliriz?" şeklinde yüklendiğini belirtti.

Mearsheimer ise Adelson'un önceliğinin İsrail olduğunu söyleyerek, "Miriam Adelson İsrail'i önceleyen bir isim. Netanyahu, Smotrich ve Ben-Gvir ile aynı çizgide. Böyle bir durumda İsrail'in yanında yer almasını beklersiniz" dedi.

Trump'ın İsrail karşıtı olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu savunan Mearsheimer, "Trump bunu İsrail'den nefret ettiği için yapmıyor. Uluslararası ekonominin durumu ve İran'ın sahip olduğu baskı araçları nedeniyle anlaşma yapmak zorunda olduğunu görüyor. Başka seçeneği yok" ifadelerini kullandı.

Adelson'un Trump'ın içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi baskıları anlamadığını söyleyen Mearsheimer, "İçinde bulunduğumuz çıkmazdan çıkmak için İsrail ile ABD arasında bir uzlaşma yolu aramak yerine Trump'ı suçlamayı tercih ediyor" değerlendirmesinde bulundu.