Amerikalı diplomat Miller: İran acele etmiyor ve zamanı olduğunu biliyor

23 Haziran 2026

ABD'li kıdemli Ortadoğu analisti ve eski diplomat Aaron David Miller, İsviçre'de yürütülen müzakereleri değerlendirerek tarafların pozisyonlarını ve bölgedeki güç dinamiklerini analiz etti.

YDH - ABD'li kıdemli Ortadoğu analisti, yazar ve eski müzakereci Aaron David Miller, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği kapsamlı mülakatta, İsviçre'de yürütülen müzakereleri, ABD-İran ilişkilerini, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun siyasi geleceğini ve bölgedeki askeri hareketliliği değerlendirdi.

Kar amacı gütmeyen düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı olan ve daha önce hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat dışişleri bakanlarına danışmanlık yapan Miller, müzakerelerin doğasını ve mevcut durumu derinlemesine analiz etti.

Müzakerelerin başarılı olabilmesi için belirli koşulların bir araya gelmesi gerektiğini belirten Miller, bu süreci şu sözlerle değerlendirdi:

"Müzakereler dört koşul bir araya geldiğinde ciddiyet kazanır ve başarıya ulaşır. Birincisi, bir şeyler başarma konusunda gerçekten ciddi olan iki tarafın varlığıdır. İkincisi, tarafların ortak bir aciliyet duygusuna sahip olmasıdır; bu aciliyet, bir tarafın ne kadar acı çektiği ve ne kadarlık bir kazanım beklentisi olduğuyla tanımlanır. Kısacası, tarafların ya ikisi de acele içindedir ya da ikisinin de acelesi yoktur. Üçüncüsü, etkin bir arabuluculuk sürecidir. Dördüncüsü ise her iki tarafın da masadan önemli bir kazanım elde ettiğine meşru olarak inanarak kalkmasını sağlayacak nihai bir sonuçtur. Şu an bu dört unsurdan herhangi birinin yürürlükte olup olmadığı son derece şüphelidir."

"Sizin saatiniz var ama bizim zamanımız var"

İran'ın müzakerelerdeki stratejik yaklaşımını değerlendiren Miller, Taliban'a atfedilen ancak kökeni daha eskiye dayanan bir ifadeyi hatırlatarak durumun zamana yayılma boyutuna dikkat çekti:

"Bana Taliban'a atfedilen ama bence çok daha eskilere giden bir sözü hatırlatıyor: 'Sizin saatiniz var ama bizim zamanımız var.' Açıkçası, varılan mutabakat zaptı çerçevesinde gerçek dünyada üç somut gelişme yaşandı. Birincisi, İran limanlarına yönelik deniz ablukası hafifletiliyor ya da kaldırılıyor. İkincisi, ABD yönetimi önemli miktarda İran petrolü ve hidrokarbonu üzerindeki yaptırımları kaldırdı. Üçüncüsü ise ABD ve İsrail'in İran topraklarına yönelik askeri saldırıları ile İran'ın İsrail ve Körfez ülkelerine yönelik saldırıları durdu. Bu üç kazanımın tamamı İran'ın lehinedir. İran ise buna karşılık, savaşın asıl amacı olduğunu düşündüğümüz İran nükleer programını sınırlamak, dizginlemek veya sonlandırmak konusunda tek bir taviz bile vermedi."

İran tarafının acele etmediğini, en azından ABD Başkanı kadar aceleci davranmadığını belirten Miller, mutabakat zaptının henüz uygulanmayan dördüncü maddesinin boğazların açılması olduğunu kaydetti.

Bunun ABD yönetimi için en büyük kırılganlık, İran için ise bir avantaj olduğunu vurgulayan Miller, şu ifadeleri kullandı:

"Bu durum yönetim için tek kelimeyle büyük bir utanç kaynağıdır. Günde 130 tankerin geçmesi gereken yerden son günlerde ancak 25 tanker geçebildi ki bu da son haftaların en yüksek rakamıydı. Bugün ise bu sayı yarı yarıya düştü. İranlılar boğazların kapalı olduğunu söylüyor. Sigorta şirketleri ve nakliye firmaları üzerinde belirsizlik ve kararsızlık yaratmak için sadece bunu yapmaları bile yetiyor. İranlıların İsviçre'deki müzakerelerden çekileceklerini söylediklerini, başkanın sosyal medya paylaşımlarından rahatsız olduklarını, sonra tekrar masaya döndüklerini görüyoruz. Bu dinamik sürecin doğasında var. Bunu saat saat takip etmek büyük bir hata olur."

"İran, ABD tarafından evcilleştirilemez"

Miller, müzakerelerin gidişatı açısından tarafların ellerindeki kozları değerlendirirken, ABD yönetiminin yaptırımları gevşeterek ve askeri hareketliliği durdurarak elindeki kaldıraçları zayıflattığına işaret etti.

Geriye kalan tek gerçek kozun finansal baskı olduğunu savunan Miller, ABD Başkan Yardımcısı'nın açıklamalarını şu sözlerle eleştirdi:

"Başkan Yardımcısı'nın görüşmeler başlamadan önce yaptığı, 'Amacımız ABD-İran ilişkilerini dönüştürmek ve İran'ı uluslararası toplumun bir parçası haline getirmek' yönündeki açıklaması büyük bir yanılgıdır. İran'ın ekonomik yardım istediği doğru ancak onların uluslararası ekonomiye entegrasyon anlayışı, halk üzerindeki siyasi baskının hafifletilmesi veya devlet kontrolünden vazgeçilmesi anlamına gelmiyor. İran ekonomisi Devrim Muhafızları Ordusu'nun egemenliği altındadır ve İran, ABD tarafından evcilleştirilemez. Ali Hamenei, herkesin bir arabası, her evin bir geliri olması yönündeki Amerikan refah anlayışına boyun eğerek devrimi tehlikeye atmaz. Aynı yaklaşımı geçmişte Gazze'de de denemişler ve orayı bir turizm merkezine dönüştürme hayali kurmuşlardı. Bu çatışmaların ekonomik bir boyutu vardır ancak çatışmaları yönlendiren temel dinamik bu değildir."

ABD ve İran'ın nükleer başlıklar altında yer alan yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum ve santrifüj faaliyetlerinin sınırlandırılması gibi teknik konularda uzlaşmasının haftalar sürecek uzman müzakerelerine bağlı olduğunu belirten Miller, Amerikan heyetinin yapısına bakıldığında sürecin daha çok siyasi temsilciler üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.

"Netanyahu'nun gidecek başka bir yeri yok"

İsrail'in Lübnan'ın güneyinden çekilmesi yönündeki haberleri ve Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısını değerlendiren Miller, Netanyahu'nun siyasi ve hukuki sıkışmışlığına dikkat çekti.

Netanyahu'nun Kudüs Bölge Mahkemesi'nde rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılandığını hatırlatan Miller, İsrail Başbakanı'nın Trump ile karşı karşıya gelmeyi göze alamayacağını belirtti:

"Eğer Netanyahu gücü kaybederse, siyasi kariyerini bitirecek bir mahkumiyet veya uzlaşma anlaşmasıyla karşı karşıya kalacak. Bu yüzden Trump'ın desteğine ihtiyacı var ve ondan kopamaz. Eğer Trump bir talepte bulunduysa ve İsrail kabul etmediği takdirde bunun sonuçlarına katlanacağını hissettirdiyse, İsrail'in çekileceği bölgelerden Hizbullah'ın tamamen uzaklaşması şartıyla kademeli bir çekilme görebiliriz. Beaufort Kalesi stratejik bir öneme sahip olmasa da psikolojik bir semboldür. Lübnan sınırında Hizbullah tehdidi ve silahsızlanma gibi temel sorunlar varlığını sürdürecektir. Ancak bu aşamada sağlanacak kısmi bir uzlaşı, sonraki adımlar için zaman ve alan kazandırabilir."

Trump'ın daha önceki hiçbir ABD başkanının sahip olmadığı iki büyük avantaja sahip olduğunu belirten Miller, bunları şu şekilde açıkladı:

"Birincisi, Trump Cumhuriyetçi Parti'nin tamamen sahibi durumunda. İsrail'e yönelik sert politikalarına parti içinden gelebilecek her türlü muhalefeti bastırabilecek güce sahip. İkincisi, hiçbir Amerikan başkanı, bir İsrail başbakanının gidecek başka hiçbir kapısının olmadığı böyle bir dönem yaşamamıştır. Netanyahu'nun gidecek başka bir yeri yok. 2015 yılında Cumhuriyetçi liderlerin Netanyahu'yu Obama'nın nükleer anlaşmasını baltalamak için Kongre'ye davet ettiği günler geride kaldı. Ayrıca İsrail ordusunun 7 Ekim'den bu yana Amerikan askeri desteğine olan bağımlılığı, kritik lojistik desteğin sağlandığı 1973 savaşından bile daha ileri düzeydedir."

"Donald Trump ile gerçekten istediği bir şey arasında kalmak çok tehlikelidir"

Netanyahu'nun ABD başkanına "hayır" diyebilen bir lider imajı çizerek iç politikada puan kazanmaya çalışmasının büyük bir risk taşıdığını vurgulayan Miller, İsrail'in ABD ile ilişkilerini bozma lüksünün olmadığını belirtti. Trump'ın elindeki gücü ve Netanyahu üzerindeki baskı kapasitesini şu sözlerle aktardı:

"İsrail düşmanlarını her zaman karşısına alabilir ancak ABD'yi karşısına almayı asla göze alamaz. Eğer Netanyahu Trump'a karşı durmaya karar verirse, bu hamlenin mutlaka başarılı olması gerekir. Ancak Donald Trump ile onun gerçekten istediği bir şey arasında kalmak son derece tehlikeli bir yerdir. Trump'ın askeri yardımları askıya alması veya istihbarat paylaşımını durdurması gibi somut adımlar atmasına bile gerek yok. Trump'ın çıkıp, 'ABD-İsrail ilişkileri güçlüdür ancak bu başbakan bu ilişkiyi baltalıyor. Benyamin Netanyahu'nun bu ilişkiyi yönetme kapasitesine artık güvenmiyorum' şeklinde bir kampanya başlatması bile Netanyahu'nun siyasi sonunu getirmeye yeterlidir."

ABD-İsrail ilişkilerinde uzun vadeli ve yapısal bir kayma yaşandığını ifade eden Miller, iki ülke arasında Güney Kore, Japonya veya NATO ülkeleriyle olduğu gibi resmi bir ittifak anlaşması bulunmadığını hatırlattı.

İlişkilerin üç temel sütun üzerinde yükseldiğini belirten Miller, bu sütunların ortak çıkarlar, ortak değerler ve güçlü bir iç kamuoyu desteği olduğunu söyledi. Günümüzde bu üç unsurun da ciddi bir baskı altında olduğunu kaydeden Miller, "İsrail'in Amerikan kamuoyundaki imajı değişiyor. İsrail uzun zaman önce mağdur konumundaki Davut imajını kaybetti ve artık birçok Amerikalı tarafından devasa güçteki Calut olarak görülüyor" dedi.

"Üç büyük güç merkezi Filistin'i savunmak için tek bir bedel ödemedi"

Mülakatın sonunda Filistin sorununun bölgedeki barışın merkezinde yer almaya devam ettiğini doğrulayan Miller, uluslararası toplumun ve Arap dünyasının 7 Ekim sonrası süreçteki pasif tutumunu eleştirdi:

"7 Ekim sonrasında dünyadaki üç büyük güç merkezinin, yani kilit Arap devletlerinin, Avrupa'nın ve ABD'nin, Hamas'a karşı yürütülen askeri harekatta on binlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve yaşanan büyük yıkıma rağmen ne ABD'ye ne de İsrail'e tek bir bedel ödetemediğini gördüm. Eşi benzeri görülmemiş bir insani trajedi yaşanırken, İsrail'in en çok önem verdiği Avrupa ülkeleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya, İsrail'in barış anlaşması imzaladığı ortakları Mısır ve Ürdün, İbrahim Anlaşmaları ülkeleri ve önce Biden, ardından Trump yönetimindeki ABD, Filistin'i savunmak adına hiçbir somut adım atmadı. Arap dünyasının Gazze'nin yıkımına neden sessiz kaldığı ve Avrupalıların neden sadece diplomatik açıklamalarla yetindiği sorusu benim de cevabını bulmakta zorlandığım derin bir çelişkidir."