
YDH- ABD merkezli Foreign Policy dergisinde yayımlanan analizde, İran'a karşı yürütülen "Destansı Operasyonu"nun, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri üslerinin “stratejik değerine” ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdiği belirtildi.
Analizde, savaş sırasında İran'ın sekiz ülkedeki “en az 20 ABD askeri tesisini” hedef aldığı, saldırılarda “ciddi hasar” meydana geldiği ve çok sayıda ABD askerinin bölgedeki otel ve ofis binalarına taşınmak zorunda kaldığı ifade edildi.
Yazıda, Tahran'ın hangarlar, kışlalar, uçaklar, yakıt depoları ve hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere en az 228 yapı veya askeri ekipmana zarar verdiği ya da bunları “kullanılamaz” hale getirdiği belirtildi.
Buna karşılık Washington'un hasar gören üsleri yeniden inşa etme, savunmalarını güçlendirme ve imha edilen ekipmanları yenileme kararı aldığı hatırlatıldı.
Ancak analizde bu yaklaşımın yanlış olduğu savunularak, "Bu bir hatadır." değerlendirmesine yer verildi.
"ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı ters etki yaratıyor"
Foreign Policy'deki analizde, İran’a karşı savaşın ABD'nin Ortadoğu'daki geniş askeri varlığının "ters etki yarattığını" gösterdiği ileri sürüldü.
Yazıya göre, bu askeri konuşlanma ABD'nin çıkarlarını korumak için “gerekli değil.” Buna karşın Washington'un bölgedeki savaşlara daha kolay dahil olmasına veya tek taraflı askeri operasyonlar başlatmasına zemin hazırlıyor.
Analizde, bu askeri duruşun maliyetlerinin sağlayabileceği muhtemel faydalardan daha yüksek olduğu savunularak, Washington'un üsleri yeniden inşa etmek yerine kapatması, Ortadoğu'dan çekilmesi ve "deniz aşırı dengeleme" stratejisini benimsemesi gerektiği belirtildi.
Yazıda, ABD'nin Ortadoğu'daki geniş askeri varlığının görece yeni olduğu, bölgeye artan müdahaleleriyle birlikte şekillendiği ifade edildi.
ABD asker sayısının yıllar içinde değişiklik gösterdiği belirtilen analizde, Washington'un bugün açıklanan askeri üslerinde ortalama 40 ila 45 bin asker bulundurduğu, ayrıca kamuoyuna açıklanmayan ileri harekât üslerinde de bilinmeyen sayıda personelin görev yaptığı kaydedildi.
"Petrol için kalıcı askeri varlık gerekli değil"
Analizde, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını savunan çevrelerin iki temel gerekçe öne sürdüğü belirtildi. Bunların, petrol akışının güvence altına alınması ve bölgede tek bir hâkim gücün ortaya çıkmasının engellenmesi olduğu ifade edildi.
Ancak yazıda, bu iki hedefin de ABD'nin bölgede doğrudan askeri varlık bulundurmasını gerektirmediği savunuldu.
Foreign Policy'ye göre Ortadoğu'daki ülkeler, ekonomik ve siyasi varlıklarını sürdürebilmek için petrol ihracatını devam ettirmek zorunda olduklarından, ABD askeri varlığı olmasa da petrol akışı sürecek.
Analizde ayrıca petrolün küresel bir emtia olduğu, bu nedenle petrol tüketen tüm ülkelerin Ortadoğu petrolünün dünya piyasalarına ulaşmasında ortak çıkara sahip bulunduğu ve küresel enerji piyasalarının geçmişte de benzer krizlere uyum sağlayabildiği belirtildi.
Hürmüz örneği
Yazıda, "Destansı Öfke Operasyonu"nun “en çok korkulan senaryoyu” ortaya çıkardığı değerlendirmesi yapıldı.
Analize göre İran, Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatarak küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini piyasadan çekti.
Bunun “benzeri görülmemiş bir gelişme” olduğu ancak felaketle sonuçlanmadığı belirtilen yazıda, savaş öncesi yüksek stoklar, alternatif üreticilerin üretim artışı, stratejik rezervlerin kullanılması ve alternatif sevkiyat güzergâhlarının devreye alınmasının küresel piyasalardaki şoku “sınırladığı” ifade edildi.
Bu önlemlerin Hürmüz'ün kapanmasının etkilerini tamamen telafi etmese de küresel petrol piyasalarının bu tür kesintilerle başa çıkabildiğini gösterdiği savunuldu.
Analizde ayrıca, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının doğrudan ABD'nin İran'a saldırı kararı sonrasında yaşandığına dikkat çekildi.
Yazıya göre Tahran, ülkenin varlığının tehdit altında olduğu sonucuna vardıktan sonra boğazı son çare olarak kapattı.
Foreign Policy, buna karşın Washington'un Hürmüz'ü askeri güç kullanarak yeniden açmanın ağır maliyetlerini üstlenmek istemediğini belirterek, ABD açısından bunun "tercihe bağlı bir savaş" olduğunu ve ortaya çıkan sonuçların büyük ölçüde Washington'un kendi kararlarının ürünü sayılabileceğini savundu.
"İran bölgesel hegemon değil"
Foreign Policy analizinde, İran'ın gelecekte herhangi bir gerekçe olmaksızın Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatmaya çalışması halinde bunun özellikle Ortadoğu petrolünün en büyük ithalatçısı olan Çin başta olmak üzere çok daha güçlü bir uluslararası tepkiye yol açabileceği iddia edildi.
Yazıda ayrıca, böyle bir stratejinin uzun vadede İran açısından da ters sonuçlar doğurabileceği, çünkü ülke ekonomisinin Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen ticarete bağımlılığını sürdürdüğü ifade edildi.
Analizde, Basra Körfezi'nin kalıcı istikrarının ancak “İran'ı da kapsayan yeni bir bölgesel denge” kurulmasıyla mümkün olabileceği savunuldu.
Bunun, ABD tarafından dayatılan bir güvenlik düzeni yerine bölge ülkelerinin kendi içinde oluşturacağı ve sürdürebileceği bir denge olması halinde daha kalıcı sonuçlar vereceği kaydedildi.
Yazıda, Washington'un uzun yıllardır Ortadoğu'da bölgesel bir hegemonun ortaya çıkmasının ABD'nin güvenliği açısından tehdit oluşturacağı düşüncesiyle hareket ettiği belirtildi.
Ancak analizde, bu gerekçenin de ABD'nin askeri varlığını “haklı çıkarmadığı” savunuldu.
Foreign Policy'ye göre Ortadoğu'da hiçbir devlet, bölgeye tek başına hâkim olabilecek siyasi, ekonomik ve askeri kapasiteye sahip değil.
Yazıda, bölgenin siyasi açıdan parçalı, ekonomik bakımdan dağınık ve coğrafi yapısının bölgesel bütünleşmeye elverişsiz olduğu belirtilerek, hiçbir aktörün rakiplerini etkisiz hale getirerek bölgesel hâkimiyet kurabilecek askeri güce ulaşamadığı ifade edildi.
Analizde bunun İran için de geçerli olduğu vurgulandı.
Yazıya göre İran, bölgesel hegemon olabilmek için gerekli “siyasi meşruiyet, ekonomik güç ve konvansiyonel askeri üstünlükten” yoksun bulunuyor.
Foreign Policy, "Destansı Öfke Operasyonu"nun da bu gerçeği değiştirmediğini savundu.
Analizde, İran'ın yoğun baskıya direnme kapasitesi gösterdiği, Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini kullanabildiği ve Washington'u stratejisini değiştirmeye zorlayacak ölçüde maliyet oluşturduğu kabul edilirken, bunun bölgeye hâkim olma kapasitesiyle aynı şey olmadığı ifade edildi.
Yazıda, “İran'ın siyasi bakımdan yalnızlaştığı, ekonomik açıdan sınırlı imkânlara sahip olduğu ve konvansiyonel askeri kapasitesinin de sınırlı kaldığı” savunuldu.
Analize göre, İran önemli bir bölgesel güç olsa da bölgedeki birçok aktörden yalnızca biri konumunda bulunuyor.
Foreign Policy, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin azaltılabilmesi için öncelikle bu gerçekliğin kabul edilmesi gerektiğini savundu.
"ABD üsleri savaşları teşvik ediyor"
Analizde, “ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığının yalnızca gereksiz olmadığı, aynı zamanda Washington'un çıkarlarına zarar verdiği” vurgulandı.
Yazıya göre bölgedeki üs ağı, ABD yönetimlerini “diplomasi yerine askeri güce” başvurmaya teşvik ediyor.
Analizde, bu üslerin askeri operasyonların önündeki lojistik ve siyasi engelleri azalttığı, böylece zorlayıcı güç kullanımının diplomatik seçeneklerin önüne geçtiği ifade edildi.
Foreign Policy, bunun sonucunda Washington'un son yıllarda Ortadoğu'daki birçok savaşı ya doğrudan başlattığını ya da bu savaşlara doğrudan müdahil olduğunu savundu.
Yazıda bu kapsamda Irak, Libya, Yemen, Suriye ve son olarak İran savaşları örnek gösterildi.
Analizde ayrıca, ABD'nin bölgedeki kalıcı askeri varlığının Washington'u normalde kaçınabileceği çatışmaların içine çektiği ileri sürüldü.
Yazıya göre, bu durum “ABD'nin stratejik hareket alanını daraltıyor ve Washington'un olaylara kendi öncelikleri doğrultusunda değil, gelişmelere tepki vererek hareket etmesine yol açıyor.”
Foreign Policy, ABD'nin bölgesel ortaklarının da bu durumun farkında olduğunu ve “Washington'un kendilerini koruyacağı beklentisiyle normalde almayacakları riskleri alabildiklerini” kaydetti.
Analizde, bu ortakların zaman zaman ABD'nin çıkarlarıyla çelişen politikalar izlemesine rağmen, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) bölgesel güvenlik koordinasyonu sayesinde askeri iş birliğinin “kesintisiz “sürdüğü belirtildi.
Yazıda bunun Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Yemen'deki savaşı ile İsrail'in Gazze ve Lübnan'daki savaşlarında görüldüğü belirtilerek, ortaya çıkan tablonun Washington'u Ortadoğu'daki çatışmalara giderek daha fazla bağımlı hale getiren "kısır döngü" oluşturduğu savunuldu.
"Deniz aşırı dengeleme" önerisi
Foreign Policy analizinde, ABD'nin Ortadoğu'da izlediği mevcut politikanın yerine "deniz aşırı dengeleme" stratejisinin benimsenmesi gerektiği savunuldu.
Yazıya göre, bu yaklaşım kapsamında ABD, Ortadoğu'daki doğrudan askeri varlığını sona erdirecek, bölgenin temel güvenlik garantörü rolünden çekilecek ve güvenlik sorumluluğunu bölgedeki aktörlere bırakacak.
Analizde, Washington'un diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdüreceği ancak askeri açıdan "ufuk ötesi" bir konuşlanmaya geçeceği, yalnızca ABD'nin bölgesel çıkarlarına yönelik “ciddi bir tehdit” ortaya çıkması halinde müdahalede bulunacağı ifade edildi.
Yazıda, ABD'nin siyasi ve askeri açıdan Ortadoğu'dan uzaklaşmasının Washington'a hangi krizlere müdahale edeceği konusunda “daha seçici” davranma imkânı sağlayacağı savunuldu.
Analize göre, mevcut geniş askeri varlık ve ABD'nin kendisini bölgenin güvenlik sağlayıcısı olarak konumlandırması, Washington'un bu “esnekliğini” sınırlandırıyor.
Foreign Policy, böyle bir strateji değişikliğinin ABD'nin stratejik özerkliğini artıracağını ve Washington'un Ortadoğu ile yalnızca kendi belirlediği koşullar çerçevesinde ilişki kurmasına olanak sağlayacağını öne sürdü.
"Bölgesel iş birliği artabilir"
Analizde, ABD'nin bölgeden çekilmesinin Ortadoğu ülkeleri arasında daha fazla iş birliğini teşvik edebileceği savunuldu.
Yazıya göre, ABD'nin uzun yıllardır sürdürdüğü askeri varlık, müttefiklerini izledikleri politikaların siyasi, ekonomik ve güvenlik maliyetlerinden büyük ölçüde korudu.
Bu durumun bölgede "yapay bir güç dengesizliği" yarattığı belirtilen analizde, Washington'un ortaklarını kendi politikalarının sonuçlarından korumasının komşularıyla “daha istikrarlı” ilişkiler kurmalarını da geciktirdiği ileri sürüldü.
Foreign Policy, "deniz aşırı dengeleme" stratejisinin ABD'yi doğrudan saldırılar ve kaçınılabilecek rakiplerle yaşanan gereksiz gerilimler gibi olası geri tepme risklerinden de koruyacağını savundu.
"Askerleri eve getirin"
Analizin sonuç bölümünde, "Destansı Öfke Operasyonu"nun sonuçlarının “ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığının yeniden değerlendirilmesini” zorunlu kıldığı belirtildi.
Yazıda, “mevcut askeri konuşlanmanın Washington'a yüklediği stratejik, ekonomik ve insani maliyetlerin sürdürülebilir olmadığı” ifade edildi.
Foreign Policy, “ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını korumasının bu maliyetlere değmediğini” savunarak, Washington için en doğru seçeneğin bölgedeki askerlerini geri çekmek olduğu değerlendirmesinde bulundu.