İran ile ABD arasındaki mutabakatın uygulanmasında 5 büyük engel

26 Haziran 2026

Mutabakatın imzalanmasının üzerinden henüz bir hafta geçmesine rağmen Tahran ve Washington, özellikle Hürmüz Boğazı'nın yönetimi ve nükleer denetimler başta olmak üzere beş temel başlıkta karşı karşıya.

YDH - İran ile ABD arasında imzalanan mutabakat zaptı önemli bir diplomatik başarı olarak görülmesine rağmen tarihsel tecrübeler, özellikle de 2015 yılındaki nükleer anlaşmanın akıbeti, asıl zorlu sürecin imza anında değil uygulama aşamasında başladığını ortaya koyuyor.

Bugün, mutabakatın üzerinden henüz bir hafta geçmişken taraflar arasında maddelerin yorumlanması ve uygulama mekanizmaları konusunda derin görüş ayrılıkları su yüzüne çıkmaya başladı.

Bu durum, varılan hassas uzlaşmayı hayati sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Başta ABD olmak üzere her iki tarafın da kendi yorumunu tek geçerli anlatı olarak kabul ettirmek ve müzakere sürecini kendi ajandasına göre yönlendirmek için tüm ağırlığını koyduğu bu dönemde, nihai anlaşmaya giden yolda beş ana başlık birer engel olarak öne çıkıyor.

Görüş ayrılıklarının ilk ve belki de en hassas noktasını, dünya ekonomisi için hayati bir koridor ve savaşın ağırlık merkezi olan Hürmüz Boğazı'nın yönetimi oluşturuyor.

İran, boğaz üzerindeki egemenlik haklarına dayanarak, 60 günlük bir geçiş sürecinin ardından bölgeden geçen gemilerden "deniz hizmet bedeli" alma niyetini vurguluyor.

Tahran yönetimi, elde edilecek gelirlerin ekonomik kalkınmanın finansmanında kullanılacağını belirtirken bu konunun doğrudan ulusal egemenlik ve ülkenin bölgedeki stratejik konumuyla ilgili olduğunu ifade ediyor.

Hürmüz Boğazı'nda kontrolün devredilmeyeceğini ve bölgedeki koşulların savaş öncesi duruma dönmeyeceğini savunan Tahran, Umman ile koordinasyon halinde yeni bir geçiş rejimi kurmayı hedefliyor.

Bu doğrultuda İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, Umman'a gerçekleştirdiği ziyarette iki ülkenin boğazda yeni düzenlemeler yapmak üzere ortak bir komisyon kurduğunu açıkladı. ABD ise Hürmüz Boğazı'nda uzun vadeli serbest geçiş hakkı talebini yineleyerek savaş öncesi statüye dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Nükleer denetimlerin zamanlaması kriz yaratıyor

İkinci ve en karmaşık ihtilaf konusu, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından gerçekleştirilen nükleer tesis denetimlerinde odaklanıyor. Haziran 2025'teki savaş sırasında nükleer tesislerinin bombalanmasından bu yana İran, UAEA müfettişlerinin sahalara girişini engelliyor.

Son mutabakat zaptı uranyum zenginleştirme ve mevcut stoklar konusunda müzakere kapısını aralamış olsa da İranlı yetkililer, savaşta hasar gören tesislere müfettişlerin girmesine izin verilmeyeceğini kesin bir dille belirtiyor.

Tahran, bu konunun ancak nihai anlaşma kapsamında ve yaptırımların tamamen kaldırılmasının ardından ele alınabileceğini vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ABD'nin nükleer taahhütler konusundaki iddialarını "son derece zarar verici" olarak nitelendiriyor.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın müfettişlerin dönüşünü kabul ettiğini ileri sürerek denetimlerin yapılacağına yüzde 100 güvendiklerini ifade ediyor ve aksi bir durumda müzakerelerin derhal çökeceği uyarısında bulunuyor.

UAEA Başkanı Rafael Grossi ise konuya ilişkin bir sözlü savaş yaşandığını kabul etmekle birlikte denetimlerin er ya da geç gerçekleşeceğini belirtiyor. Ancak buradaki temel uyuşmazlığı zamanlama oluşturuyor: Tahran denetimlerin yeniden başlamasını nihai anlaşmanın bir sonucu olarak görürken Washington bunu sürecin bir ön şartı olarak kabul ediyor.

Dondurulmuş varlıkların kullanımı

İran'ın egemenlik haklarını doğrudan ilgilendiren üçüncü anlaşmazlık noktası, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılma zamanlaması, yöntemleri ve bu fonların harcanacağı alanlar üzerinde yoğunlaşıyor.

Ekonomisini canlandırmak için bu kaynaklara acil ihtiyaç duyan İran, fonların bir kısmının derhal serbest bırakılması yönünde baskı yapıyor.

El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre İranlı kaynaklar, Katar'ın arabuluculuğunda 6 milyar dolarlık iki taksit halinde toplam 12 milyar doların serbest bırakıldığını bildirirken Tahran'ın bu paranın nasıl kullanılacağı konusunda tek karar verici olduğunu ve hiçbir kısıtlamayı kabul etmeyeceğini vurguluyor.

Buna karşılık Washington, serbest bırakma sürecinin kademeli ve şartlara bağlı olması gerektiğinde ısrar ediyor.

Trump, İran'ın taahhütlerini yerine getirmemesi halinde tek bir sent bile alamayacağını, serbest bırakılacak fonların ABD gözetimindeki bir emanet hesabında tutulacağını ve yalnızca ABD menşeli tarım ve tıbbi ürünlerin ithalatında kullanılabileceğini belirtiyor.

ABD'nin bu yaklaşımı Tahran'da sert tepkiyle karşılanırken İran medyası bu açıklamaları mutabakat zaptının açık bir ihlali olarak nitelendiriyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da ABD'nin soya fasulyesi ve yalandan başka bir şey ihraç etmediğini ifade ediyor.

Dördüncü tartışma konusu, mutabakat zaptının Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sonlandırılmasını öngören birinci maddesiyle ilgili süreçte yaşanıyor.

İran, savaşın sona ermesine yönelik ön anlaşmanın ancak İsrail'in Lübnan'dan çekilmesi şartıyla uygulanabileceğini savunurken güneydeki saha operasyonlarını sürdürüyor ve bölgeden çekilmeyi reddediyor.

Bu durum anlaşmanın uygulanabilirliğini riske atarken Trump'ın İran'a yönelik tehditkar açıklamaları güvensizlik iklimini derinleştiriyor.

İranlı yetkililer, ABD'ye karşı kronik güvensizliklerini yineleyerek bu tür tehditlerin, tarafların birbirine karşı güç kullanma tehdidinden bile kaçınmasını zorunlu kılan birinci maddeyi ihlal ettiğini savunuyor.

Füze programının müzakerelere dahil edilmesi tartışması

Beşinci ve son anlaşmazlık odağını, İran'ın füze programının müzakere masasına getirilmesi ihtimali oluşturuyor. Bu konu doğrudan ABD tarafından gündeme getirilmemiş olsa da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in gelecekteki müzakerelerin İran'ın balistik füze programını da kapsayacağına yönelik açıklamaları tartışmaya yol açtı.

İran resmi medyası, Şerif'in iddialarını tamamen yanlış ve şüpheli olarak nitelendirerek füze programının hiçbir zaman müzakere gündeminde yer almadığını ve almayacağını duyurdu.

Gerilim, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan'ın İslamabad ziyareti sırasında Pakistan'ın İran'ın balistik füze edinme hakkını desteklediğini açıklamasıyla kısmen yatışsa da bu durum, müzakerelere ilgisiz veya yeni konular ekleme girişimlerinin hızlı bir şekilde krize dönüşebileceğini ve taraflar arasındaki kırılgan güveni tamamen sarsabileceğini gösterdi.