
YDH - Washington'da yürütülen Lübnan ile İsrail arasındaki müzakerelerde ortaya çıkan temel görüş ayrılıkları, büyük dış müdahaleler neticesinde çözüldü.
ABD yönetiminin, sürecin Lübnan askeri heyetinin önerilere yönelik çekinceleri nedeniyle tıkandığı bilgisini almasının ardından, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio doğrudan devreye girdi.
Rubio'nun yürüttüğü temaslar sonucunda Beyrut'tan gelen bir talimatla Lübnan askeri heyeti toplantılardan çıkarıldı.
Büyükelçiler Simon Kerem ve Nida Muavvad başkanlığındaki, "vesayet makamı" altında çalışan siyasi heyet müzakerelerde yalnız bırakılarak bir "niyet beyanı" taslağını onaylamaya yönlendirildi.
Taslağın temel amacının Lübnan'ın sürecini İran-ABD hattından ayırmak olduğu, ancak İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini Lübnan hükümetinin ülke genelinde Hizbullah'ı silahsızlandırması şartına bağlayarak sahada uygulanması imkansız koşullar öne sürdüğü belirtiliyor.
Bu adımın Lübnan ordusunu zorlu bir sınava sokarak, toprakların geri alınmasını sağlamadan, yalnızca ABD ve İsrail'i memnun edecek bir iç çatışmaya sürükleme riski taşıdığı ifade ediliyor.
Geçtiğimiz gece geç saatlere kadar, pozisyonlardaki formülasyon anlaşmazlıklarını çözmek amacıyla basın açıklaması ertelendi.
Askeri heyet, İsrail'in taleplerinin geçişine karşı ciddi bir engel oluşturuyordu. Lübnanlı subaylar; pilot bölgelerin net bir şekilde sınırlandırılmasını, çekilme için kesin bir takvim belirlenmesini, ateşkesin kalıcı hale getirilmesine ilişkin terimlerin tanımlanmasını istiyor ve Lübnan ordusu ile işgal ordusu arasında doğrudan koordinasyon kurulmasını reddediyordu.
Ayrıca askeri heyet, İsrail'in pilot bölgeleri işgal edilmemiş topraklara kadar genişletme hakkı olmadığını savunuyordu.
Onaylanan niyet beyanı taslağında, ABD ve İsrail'in, sürecin nihai hedefinin Lübnan ile işgal yönetimi arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış anlaşmasına varmak olduğu yönünde onay aldığı görülüyor.
Taslağa göre silahsızlandırma süreci yalnızca Litani Nehri'nin güneyinde değil, tüm Lübnan genelinde gerçekleştirilecek.
Bu mekanizma, Lübnan ordusunun faaliyetleri üzerinde ABD denetimi ve gözetimi öngörürken, İsrail, 2 Mart tarihinden önce bulunduğu beş nokta da dahil olmak üzere işgal altındaki tüm Lübnan topraklarından tamamen çekileceğine dair nihai ve öncül bir taahhüt vermiyor.
Lübnan hükümet heyeti, pilot bölgelerdeki çalışmaların tamamlanması için herhangi bir zaman çizelgesi öngörmeyen ve Lübnan-İsrail hattını sorunun çözümünde tek yetkili merci olarak kabul eden sonuçları onayladı.
Heyet ayrıca asıl sorunun işgalde değil, Hizbullah'ın silahlarında olduğunu savunan bir tutum benimsedi.
ABD ve İsrail tarafı ise görüşmelerde, İsrail'in taleplerinin Lübnan hükümetinin direnişi yasa dışı ilan eden kararları ile silahların sadece güneyde değil tüm ülkede teslim edilmesini öngören önceki kararlarının uygulanmasından ibaret olduğunu vurguladı.
Konuya aşina kaynaklar, çekilmenin silahsızlanmaya bağlanmasının İsrail'in işgalini gerekçelendirmesine olanak tanıyacağını ve sorunu bir iç tartışmaya dönüştüreceğini belirtiyor. Aynı yetkililerin, direnişin işgale karşı sessiz kalmama kararı neticesinde doğabilecek her türlü güvenlik krizinden yine direnişi sorumlu tutacağı ifade ediliyor.
El-Ahbar'ın haberine göre, müzakereleri yürüten ABD heyeti, Lübnan ile İsrail arasında kapsamlı bir güvenlik anlaşması öngören taslak bir plan hazırlıyordu.
Bu plan, İsrail'in Lübnan'dan tamamen çekilmesini, buna karşılık Lübnan ordusunun güney sınır hattında güçlü şekilde konuşlandırılmasını ve Hizbullah'ın silahı konusunun daha sonraki bir aşamada müzakere edilmesini içeriyordu.
Plan ayrıca savaşta zarar gören köylerin yeniden imarını, pilot bölgeler projesinin merkezi unsuru olarak ele alıyor ve imar fonunun ABD denetiminde Körfez ülkelerinin katılımıyla sağlanmasını öngörüyordu.
İran dosyasıyla bağlantılı olarak, nükleer anlaşma ve yaptırımların ele alınacağı, 29 Haziran'da başlayıp 6 Temmuz'a kadar kesintisiz sürecek kritik bir müzakere haftasına giriliyor.
ABD Başkanı, bu turdan sadece bir mutabakat zaptı değil, ön anlaşma niteliğinde somut bir sonuç elde etmek istiyor.
ABD Başkanı Trump, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan 36. NATO Zirvesi'ne katılmak üzere 7 Temmuz'da bölgede olacak.