
YDH - Reuters ajansının analizine göre, İran'a yönelik savaş ve bunun yansımaları, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun özellikle İsrail konusundaki tutumlarında belirgin bir görüş ayrılığını ortaya koydu.
Bu durum, Cumhuriyetçi Parti bünyesinde iki farklı akımın varlığını gösteriyor.
Vance, geçen hafta Beyaz Saray'da yaptığı açıklamalarda, ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptını eleştiren İsraillileri hedef aldı.
Başkan Yardımcısı, İsrail'in Beyrut'taki sivil altyapıyı bombalamasının, Washington öncülüğündeki "barış çabalarını" baltaladığına işaret etti.
İranlı yetkililerle bir dizi görüşme gerçekleştirmek üzere İsviçre'ye giden Vance, geçen pazar günü gazetecilere verdiği demeçte, İran ile yürütülen müzakereler hakkında net bir iyimser ton kullandı.
Vance ayrıca son birkaç haftadır mükerrer şekilde, Körfez ülkelerinin İran'ın yeniden imarını finanse edebileceğini dile getirdi. ABD'li yetkili, İran ile ABD arasında daha yakın bir işbirliğinin sergeneceği yeni bir sayfa açılması ihtimaline de defalarca atıfta bulundu.
Diğer taraftan, bu hafta Körfez ülkelerini kapsayan bir tura çıkan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail'in Lübnan'ye yönelik askeri eylemlerini savundu.
Rubio, Vance'in eleştirilerine ilişkin sorular yöneltildiğinde doğrudan yanıt vermekten kaçındı.
Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn'i ziyaret eden Rubio, müttefiklere çıkarlarının korunacağına dair güvence verdi. Bakan Rubio, Körfez ülkelerinden İran'ın yeniden imarını finanse etmelerini istemeyeceğini vurguladı.
Rubio, "Bir anlaşma yapmak istiyoruz ancak ne pahasına olursa olsun bir anlaşma istemiyoruz" diyerek, yapılacak anlaşmanın Washington ve müttefiklerinin çıkarları konusunda katı olması gerektiğini ifade etti.
Bu görüş ayrılığı, ABD yönetimi her ne kadar birlik içinde olduğunu iddia etse de dünya meselelerine yönelik farklı bakış açılarının zaman zaman yüzeye çıktığına işaret ediyor.
Bu da, dış politika konularında ittifakı ciddi şekilde bölünmüş olan Beyaz Saray için bir zorluk teşkil ediyor. Söz konusu ayrışma aynı zamanda, her ikisi de 2028 yılındaki başkanlık seçimleri için potansiyel adaylar olarak görülen Rubio ve Vance üzerinden Cumhuriyetçi Parti'nin geleceğine dair erken bir kesit sunuyor.
ABD yönetimi iki yetkilinin pozisyonları arasında herhangi bir fark olduğunu kesin bir dille reddetse de bazı analistler ve yorumcular bu açıklamaları ikna edici bulmuyor.
Amerikan Girişim Enstitüsü uzmanı Michael Rubin konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Rubio ve Vance açıkça farklı görüşleri benimsiyor. Temelde bu iki isim, iki farklı akımı temsil ediyor" ifadelerini kullandı.
Rubio ve Vance arasındaki bu ayrışma, her iki ismin dış politika alanındaki farklı geçmişlerinden ve Cumhuriyetçi Parti içindeki güçlü, rekabet halindeki iki eğilimin temsilcileri olmalarından kaynaklanıyor.
Geçen yıl göreve başlamadan önce Vance, denizaşırı savaşları sıklıkla "hayat ve para israfı" olarak nitelendirip eleştiriyordu.
Senatoda "şahin" bir isim olarak tanınan Rubio ise İran, Rusya ve Küba'ya karşı daha çatışmacı pozisyonlar alınmasını savunuyordu.
Geçtiğimiz pazartesi günü sona eren bir Reuters/Ipsos anketine göre, Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 52'si mevcut çatışmanın ABD'yi daha güçlü bir konuma getirdiğine inanıyor. Bu veri, partinin söz konusu iki kamp arasında bölündüğüne işaret ediyor.
Buna rağmen hem Rubio hem de Vance; Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması, İran'a yönelik adımlar ve ardından Trump'ın savaşı sona erdirme arayışı yönündeki kararı gibi Donald Trump'ın dış politikadaki tüm temel kararlarını destekledi.
Rubio, perşembe günü bir gazetecinin İran konusundaki görüşlerinin Vance'ten ne derece farklı olduğuna ilişkin sorusuna, her ikisinin de talimatlarını Trump'tan aldığını belirterek yanıt verdi.