Stratfor: İran, Körfez'i iki kampa ayırıyor

26 Haziran 2026

Stratfor, ABD-İran mutabakatı sonrasında Körfez ülkelerinin Tahran'a yönelik politikalarının giderek ayrışacağını, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ile Katar ve Umman arasında yeni jeopolitik fay hatlarının oluşacağını değerlendirdi.

YDH- Amerikan jeopolitik istihbarat ve analiz şirketi Stratfor'un Worldview platformunda yayımlanan analizde, Körfez Arap ülkelerinin kısa vadede ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının uygulanmasını desteklemeyi sürdüreceği, ancak uzun vadede Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içinde İran'a yönelik “farklı” yaklaşımların derinleşeceği değerlendirildi.

Analizde, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi daha sert tutum benimseyen ülkeler ile Katar ve Umman gibi diyalog yanlısı ülkeler arasındaki ayrışmanın Körfez'deki birlik görüntüsünü zayıflatacağı, bunun da bazı ülkeleri gelecekte İran'ın olası misillemelerine karşı daha öncelikli hedef haline getirebileceği belirtildi.

17 Haziran'da ABD ile İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı, bölgedeki tüm askeri operasyonların durdurulmasını, Lübnan'ın da bu kapsama dahil edilmesini ve ABD ile İran arasında nükleer müzakereler için 60 günlük bir takvim oluşturulmasını öngörüyor.

Analizde, söz konusu mutabakatın Hürmüz Boğazı'ndaki ABD ve İran kaynaklı deniz ablukalarının kaldırılması, ABD askerlerinin bölgeden kademeli olarak çekilmesi ve Washington'un Hizbullah'a yönelik askeri operasyonlarını sınırlandırması için İsrail'e baskı yapması gibi gelişmelerin önünü açabileceği ifade edildi.

Körfez ülkeleri temkinli yaklaştı

Stratfor, buna rağmen Körfez ülkelerinin mutabakata “ihtiyatlı” yaklaştığını, bunun da KİK içindeki uzun süredir devam eden “stratejik görüş ayrılıklarını” yansıttığını belirtti.

Analizde, son savaş sırasında KİK üyelerinin tamamının İran'ın füze ve insansız hava aracı misillemelerine maruz kaldığı hatırlatılarak, Körfez başkentlerinin mutabakata kamuoyu önünde güçlü destek vermekten kaçındığı, ancak savaşın yeniden başlamayacağı yönündeki beklentiyi “sessiz biçimde” memnuniyetle karşıladığı kaydedildi.

Stratfor'a göre Katar, Pakistan ve Türkiye ile birlikte yürüttüğü arabuluculuk sayesinde müzakere sürecinin merkezinde yer aldı ve hem bölgesel istikrarı korumayı hem de Tahran ile ilişkilerini sürdürmeyi amaçladı.

Buna karşılık, savaş sırasında en fazla saldırıya uğrayan Körfez ülkesi olduğu belirtilen Birleşik Arap Emirlikleri, mutabakatın eksiksiz uygulanması çağrısı yaparak bölgedeki çatışmaların tamamen sona erdirilmesini istedi.

Analizde Abu Dabi yönetiminin, uluslararası hukuka uyulması, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ticaretinin güvence altına alınmasının bölgesel istikrar açısından temel önemde olduğunu vurguladığı aktarıldı.

İran politikalarında ayrışma derinleşti

Stratfor analizinde, 1979 İran Devrimi'nden bu yana Körfez ülkelerinin Tahran'a karşı hiçbir zaman ortak politika izlemediği belirtildi.

1980'de birçok Körfez ülkesinin Saddam Hüseyin'in İran'a saldırısını desteklediği, ancak Irak'ın 1991'de Kuveyt'i işgal etmesinden sonra İran'ın Bağdat'a karşı “denge unsuru” olarak görülmeye başlandığı ifade edildi.

Analize göre, 2003 Irak işgali ve 2011 Arap ayaklanmalarının ardından İran'ın nüfuzunun Irak üzerinden Lübnan'a kadar uzanması, Körfez ülkelerini iki farklı çizgiye ayırdı.

Suudi Arabistan ile BAE'nin İran'ın bölgesel etkisini sınırlandırmayı savunduğu, Katar ve Umman'ın ise daha pragmatik bir yaklaşım benimsediği belirtildi.

Bu sürecin Donald Trump'ın ilk başkanlık dönemindeki "azami baskı" politikasıyla zirveye ulaştığı ifade edilirken, 2019'da Suudi Aramco tesislerine ve 2022'de Abu Dabi'ye yönelik saldırıların ardından Körfez ülkelerinin doğrudan çatışma yerine “kontrollü pragmatizme” yönelmeye başladığı değerlendirmesi yapıldı.

Analizde, Suudi Arabistan'ın 2023 yılında İran ile normalleşme sürecini başlatmasının bu değişimin en önemli göstergesi olduğu belirtilirken, Körfez ülkelerinin İran'ın füze programı, bölgesel müttefikleri ve nükleer faaliyetlerine yönelik kaygılarının sürmesine rağmen, Washington'un Tahran üzerinde istediği sonucu elde edebileceğine olan inançlarının zayıfladığı ifade edildi.

Savaş sonrası Körfez'de farklı güvenlik arayışları

Stratfor analizine göre, İran ile yaşanan son savaş Körfez ülkelerinin Tahran'a yönelik farklı stratejilerini daha da belirgin hale getirdi.

Analizde, bazı ülkelerin İran ile gerilimi düşürmeyi öncelikli hedef haline getirirken, bazılarının ise güvenlik politikalarını ABD ve İsrail ile daha yakın iş birliği üzerine kurduğu belirtildi.

Savaş öncesinde Körfez ülkelerinin büyük bölümünün ABD ile İran ya da İsrail arasında doğrudan bir çatışmanın kendilerini İran'ın misillemelerine açık hale getireceği endişesiyle gerilimin düşürülmesini savunduğu ifade edildi.

Ancak savaş sırasında, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan dahil bazı Körfez yönetimlerinin İran'ın askeri kapasitesinin zayıflatılmasını istediği ve İran'a yönelik doğrudan saldırılara çeşitli düzeylerde katkı sağladıklarının öne sürüldüğü aktarıldı.

Stratfor'a göre, nisan ayında ilan edilen ateşkes İran'a önemli zarar vermesine rağmen ülkenin askeri kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadı. Buna karşılık mutabakat zaptı, İran'ın ekonomik açıdan yeniden toparlanmasına imkân sağlayabilecek bir sürecin önünü açtı.

Analizde, bu sonucun Körfez ülkeleri arasındaki mevcut görüş ayrılıklarını daha da derinleştirdiği değerlendirmesine yer verildi.

Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn'in savaş boyunca ve ateşkes sonrasında İran misillemelerine en fazla maruz kalan ülkeler olduğu belirtilirken, özellikle Abu Dabi yönetiminin Arap ülkeleri ile KİK'ten yalnızca siyasi açıklamalar gelmesinden rahatsız olduğu ifade edildi.

BAE ile diğer Körfez ülkeleri farklı yollara yöneldi

Stratfor'a göre, savaşın ardından Körfez ülkeleri farklı diplomatik hatlar izlemeye başladı.

Suudi Arabistan, Katar ve Umman'ın yeniden gerilimi düşürme politikasına yöneldiği, İran'la diplomatik temaslarını artırdığı ve Türkiye, Mısır ile Pakistan gibi ülkelerle birlikte yeni arabuluculuk girişimlerinde yer aldığı belirtildi.

Analizde, söz konusu ülkelerin hem yeni çatışma riskini azaltmayı hem de İran üzerinde yeni diplomatik sınırlamalar oluşturmayı hedeflediği ifade edildi.

Buna karşılık Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve daha sınırlı ölçüde Kuveyt'in İran'la daha mesafeli bir politika izlediği kaydedildi.

Özellikle Abu Dabi yönetiminin güvenlik alanındaki iş birliğini ABD ve İsrail ile daha da güçlendirdiği belirtildi.

İsrail-BAE askeri iş birliği

Stratfor, “savaş sırasında İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki güvenlik iş birliğinin dikkat çekici biçimde arttığını” belirtti.

Analizde, Birleşik Arap Emirlikleri'nin savaş boyunca İsrail'e ait Demir Kubbe hava savunma sistemi ile İsrail askerlerine ev sahipliği yaptığı ve bunun bir Arap ülkesinde bu kapsamda gerçekleştirilen ilk konuşlanma olduğu ifade edildi.

Bunun yanı sıra İsrail'in, BAE ile yakın ilişkileri bulunan Somali'nin ayrılıkçı Somaliland bölgesindeki askeri iş birliğini de derinleştirdiği ve bu bölgenin İran'a yönelik operasyonlarda kullanıldığına ilişkin haberlerin yayımlandığı aktarıldı.

Körfez ülkeleri mutabakatın uygulanmasını destekleyecek

Analizde, tüm görüş ayrılıklarına rağmen Körfez ülkelerinin kısa vadede ABD-İran mutabakatının uygulanmasına katkı sağlamayı sürdüreceği değerlendirildi.

Bu kapsamda Körfez ülkelerinin yeni müzakerelere ev sahipliği yapabileceği, İran'a ait dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması sürecini kolaylaştırabileceği, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini izleyebileceği ve yeniden imar ile yatırım desteği sağlayabileceği ifade edildi.

Stratfor'a göre, haftalar süren savaşın ekonomik etkilerinden çıkmaya çalışan Körfez ülkeleri önceliği yeniden ekonomik kalkınma programlarına vermek istiyor.

Ancak analizde, Körfez başkentlerinin Washington'un İran politikasını değiştirebilecek yeterli nüfuza sahip olmadığı, bu nedenle “süreci yönlendiren değil destekleyen aktörler” olarak hareket edecekleri belirtildi.

Özellikle Katar'ın arabuluculuk rolünü sürdürmesinin beklendiği, Suudi Arabistan ve Umman'ın ise hem İran'la ekonomik ilişkileri yeniden geliştirebileceği hem de Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımına ilişkin görüşmelerde aktif rol üstlenebileceği değerlendirildi.

Stratfor ayrıca, Reuters'ta yer alan haberlere atıfla Körfez şirketlerinin İran'ın nükleer dosyada iş birliği yapmasını teşvik etmek amacıyla oluşturulması planlanan yaklaşık 300 milyar dolarlık yeniden imar fonuna katkı sağlayabileceğine ilişkin iddiaların bulunduğunu, ancak bu konuda ayrıntıların henüz netleşmediğini belirtti.

Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'a ait 10 ila 20 milyar dolarlık varlığı serbest bırakmayı kabul ettiğine ilişkin haberleri reddettiği, aksine İran bankalarını kapatma ve İran vatandaşlarına yönelik vize uygulamalarını sıkılaştırma yönünde adımlar attığı ifade edildi.

BAE sert çizgisini koruyacak

Stratfor analizine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'a yönelik sert güvenlik politikasını sürdürmesi ve ABD ile İsrail'le askeri ilişkilerini “daha da güçlendirmesi” bekleniyor.

Analizde, Abu Dabi yönetiminin kısa vadede Tahran ile gerilimi düşürmeye yönelik sınırlı adımlar atabileceği, ancak savaş sonrasında Körfez düzeninde daha bağımsız ve çıkar odaklı bir aktör olarak hareket etmeyi sürdüreceği değerlendirildi.

Bu yaklaşımın arkasında ise İran ve bölgesel müttefiklerinden gelebilecek “tehdit” algısı, İsrail ile yürütülen İbrahim Anlaşmaları çerçevesindeki güvenlik iş birliği ve savaş sırasında Körfez ülkelerinden beklenen ortak desteğin sağlanamamasının etkili olduğu belirtildi.

Stratfor'a göre, İsrail'in savaş sırasında Birleşik Arap Emirlikleri'ne hava savunma sistemleri ve askeri personel göndermesi, iki ülke arasındaki ilişkinin “sembolik normalleşmenin ötesine geçerek fiili savunma ortaklığına dönüştüğünü” gösterdi.

Analizde, Abu Dabi yönetiminin bundan sonraki süreçte İsrail'in istihbarat, hava savunması, siber güvenlik, gözetleme ve savunma teknolojilerini İran'ın füze, insansız hava aracı ve bölgesel müttefiklerinden kaynaklanan tehditlere karşı temel güvenlik araçları olarak görmeye devam edeceği ifade edildi.

Stratfor ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri'nin savaş öncesindeki İran'la ekonomik ilişkilerini tamamen eski seviyesine döndürmesinin beklenmediğini belirtti.

Analizde, Abu Dabi'nin İran'la ticaret hacmini görece sınırlayacağı, özellikle Dubai'deki İran sermayeli şirketler ve ekonomik faaliyetlere yönelik denetimleri artıracağı değerlendirmesinde bulunuldu.

Analize göre, bu strateji Birleşik Arap Emirlikleri'ne daha esnek hareket alanı sağlayabilecek olsa da aynı zamanda İran'ın misillemelerine daha açık hale gelmesine ve diğer Körfez ülkeleriyle görüş ayrılıklarının derinleşmesine yol açabilir.

Stratfor, savaş öncesinde İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ticaret hacminin yılda birkaç milyar dolar seviyesinde olduğunu, bunun önemli bölümünün ise ABD yaptırımlarını aşmaya yönelik kayıt dışı ticaret kanalları üzerinden yürütüldüğünü kaydetti.

Suudi Arabistan, Katar ve Umman farklı yol izleyecek

Analizde, Bahreyn ile Kuveyt'in İran konusunda sert tutumlarını koruyacağı ancak iki ülkenin de tek başına yeni bir güvenlik stratejisi geliştirecek siyasi kapasiteye sahip olmadığı ifade edildi.

Bahreyn'in dış politikasında büyük ölçüde Suudi Arabistan'a bağımlı olduğu, Kuveyt'in ise iç siyasi dengeleri ve İran saldırılarına açık coğrafi konumu nedeniyle daha saldırgan bir İran politikası izlemesinin beklenmediği belirtildi.

Stratfor, Birleşik Arap Emirlikleri'nin 1 Mayıs'ta OPEC'ten ayrılmasını da Körfez İşbirliği Konseyi içindeki görüş ayrılıklarının yeni göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.

Buna karşılık Suudi Arabistan, Katar ve Umman'ın savaş sonrası dönemde daha çok çok taraflı diplomatik girişimlere ağırlık vereceği öngörüldü.

Analizde, bu üç ülkenin hem ABD'ye bağımlılığı azaltacak yeni ortaklıklar geliştirmeye hem de İran'la diyalog kanallarını açık tutmaya çalışacağı ifade edildi.

Stratfor'a göre, Riyad'ın Pakistan'la geliştirdiği askeri ortaklık bu stratejinin en somut örneğini oluşturuyor.

Şirket, Pakistan'ın 2025 karşılıklı savunma anlaşması kapsamında İran savaşı sırasında Suudi Arabistan'a asker, JF-17 savaş uçakları, insansız hava araçları ve HQ-9 hava savunma sistemleri konuşlandırdığını belirtti.

Bunun yanı sıra Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Mısır ve Pakistan arasında gelişen diplomatik koordinasyonun, İran da dahil olmak üzere bölgesel sorunların çözümünde daha gevşek ancak çok taraflı yeni bir iş birliği çerçevesi oluşturabileceği değerlendirmesi yapıldı.

Analizde, Katar'ın ABD ile İran arasındaki diplomatik süreçte temel arabulucu rolünü koruyacağı, Umman'ın ise Hürmüz Boğazı'nın statüsüne ilişkin görüşmelerde aktif olmaya devam edeceği ifade edildi.

Stratfor, Katar ve Umman'ın hem Washington'la güvenlik ilişkilerini korumaya hem de diplomasi yoluyla gelecekteki İran saldırılarının riskini azaltmaya çalışacağını belirtti.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar ve Umman'ın, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik sürecin ilerlemesi halinde İran'la ekonomik ilişkileri yeniden normalleştirmeye Birleşik Arap Emirlikleri'nden daha istekli olacağı öngörüldü.

KİK içindeki ayrışmanın büyümesi bekleniyor

Stratfor analizine göre, Körfez ülkelerinin İran'a yönelik farklı yaklaşımları önümüzdeki dönemde KİK içindeki görüş ayrılıklarını daha da derinleştirecek.

Analize göre, Abu Dabi'nin İran üzerindeki baskının sürdürülmesini savunması, Suudi Arabistan ve Umman gibi ülkelerle yeni anlaşmazlıklara yol açabilir.

Analizde, İran'ın gelecekte komşu ülkelerin ekonomilerine veya güvenliğine zarar vermeyi tercih etmesi halinde ilk hedeflerin Tahran'a karşı daha sert tutum benimseyen ülkeler olabileceği değerlendirildi.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin, Umman'ın Hürmüz Boğazı'nda İran'la varılabilecek ve Tahran'ın geçiş ücreti talep etme hakkını dolaylı biçimde kabul edecek olası bir anlaşmaya karşı çıkmasının beklendiği belirtildi.

Stratfor'a göre, Abu Dabi bu konuda hem Washington nezdinde girişimlerde bulunacak hem de Umman üzerindeki ekonomik etkisini kullanarak Maskat'ın diplomatik tutumunu etkilemeye çalışacak.

Şirket ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri'nin, İran'ın ekonomik olarak yeniden güçlenmesini yavaşlatması için ABD nezdinde lobi faaliyetlerini sürdüreceğini, Katar, Suudi Arabistan ve Umman'ın İran'la ekonomik ilişkileri hızla normalleştirme girişimlerine de karşı çıkacağını öngördü.

Analizde, Birleşik Arap Emirlikleri'nin İsrail güçlerine ev sahipliği yapmayı ve İran'a yönelik örtülü operasyonlara destek vermeyi sürdürmesinin de komşu Körfez ülkeleriyle diplomatik gerilimleri artırabileceği belirtildi.

Bu sürecin, Sudan gibi “vekâlet çatışması” alanlarında yeni anlaşmazlıklara yol açabileceği ve Hürmüz Boğazı'nı baypas edecek Körfez altyapı projelerini de olumsuz etkileyebileceği ifade edildi.

Stratfor son olarak, İran'ın bölgedeki ABD üslerini olası bir çatışmada öncelikli hedef olarak görmeye devam ettiğini, bu nedenle KİK üyesi tüm ülkelerin, İran'a yönelik yaklaşımlarından bağımsız olarak gelecekte de potansiyel hedef olmaya devam edeceğini değerlendirdi.

Analizde, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın Abkayk tesislerine düzenlenen saldırının da Riyad'ın o dönemde İran'a karşı daha sert politika izlemesi ve enerji piyasaları üzerinden Washington'a baskı yapılmak istenmesiyle bağlantılı olduğu belirtildi.

Şirkete göre, ABD-İran mutabakatının Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı yeterince hafifletmemesi halinde İran'ın Körfez'deki enerji altyapısını yeniden hedef alma ihtimali göz ardı edilmemeli.

Stratfor, Körfez ülkelerinin İran'la ekonomik ilişkiler konusunda farklı yönelimler izlemesinin, geçmişte Katar ablukasında görüldüğü gibi bölge içinde yeni siyasi gerilimlerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlayabileceği değerlendirmesinde bulundu.