Lübnan: Bir ateşkes için iki ayrı yol

27 Haziran 2026

Lübnan konusunda bu kez tartışma savaşın nasıl başlayacağı ya da nasıl sona ereceği üzerine değil; ülkenin geleceğine kimin yön vereceği üzerine yoğunlaşıyor.

Lübnan bir kez daha bölgesel rekabetin kesişim noktasına dönüşmüş durumda. 

Ancak bu kez tartışma savaşın nasıl başlayacağı ya da nasıl sona ereceği üzerine değil; Lübnan’ın geleceğine kimin yön vereceği üzerine yoğunlaşıyor. 

Görünürde tüm taraflar ateşkesten söz ediyor. Fakat daha yakından bakıldığında, ülkenin geleceği için birbirinden tamamen farklı iki çerçevenin şekillendiği görülüyor: 

Biri İran ile ABD arasındaki mutabakata dayanırken, diğeri Washington’ın Lübnan hükümeti ile İsrail arasında ilerlettiği anlaşma çerçevesine dayanıyor.

İran ile ABD arasında varılan mutabakatta Lübnan, anlaşmanın ilk sınavı olarak görülüyordu. 

Çatışmaların durması ve İsrail güçlerinin işgal altındaki bölgelerden çekilmesiyle bölgesel gerilimin azaltılması yönünde ilk adımın atılması öngörülüyordu. 

Bu sürecin başarıyla uygulanması, tarafların verdikleri taahhütleri yerine getirme konusundaki iradelerini de ortaya koyacaktı.

Ancak bu süreç daha uygulama aşamasına geçmeden ABD farklı bir yol izlemeye başladı. 

Washington’ın Lübnan hükümeti ile İsrail arasında şekillendirdiği çerçeve anlaşması, Güney Lübnan dosyasını yeni bir aşamaya taşıdı. 

Bu yeni aşamada İsrail’in çekilmesi artık sürecin başlangıç noktası değil; bir dizi güvenlik şartının yerine getirilmesine bağlanan nihai hedef haline getirildi.

Bu çerçeveye göre Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Lübnan ordusunun güneyde konuşlandırılması, ABD’nin doğrudan katılımıyla askeri koordinasyon mekanizmasının kurulması ve yeni güvenlik düzenlemelerinin hayata geçirilmesi, İsrail’in tamamen geri çekilmesinin ön koşulları olarak sunuluyor.

Başka bir ifadeyle, İran-ABD mutabakatında gerilimin azaltılmasının başlangıcı olarak görülen unsur, yeni anlaşmada uzun ve şartlara bağlı bir sürecin son aşamasına dönüştürülmüş bulunuyor.

İki yaklaşım arasındaki temel ayrışma da tam bu noktada başlıyor. ABD, Lübnan dosyasını İran ile yapılan mutabakatın kapsamından çıkararak, onu Lübnan hükümeti, İsrail ve Washington arasında yürütülen ayrı bir dosya haline getirmeye çalışıyor. 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, “Lübnan dosyası İran’dan ayrıdır.” şeklindeki açıklaması da bu stratejinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise aynı yaklaşımı daha açık ifadelerle dile getirdi. Netanyahu, Hizbullah silahsızlandırılıncaya kadar İsrail ordusunun güvenlik bölgesinde kalacağını açıkladı. 

Ayrıca İran ile ABD arasındaki mutabakatın İsrail’i Lübnan’dan çekilmeye zorlayabileceğini kabul ederken, yeni anlaşmanın koşulları Tel Aviv lehine değiştirdiğini de ifade etti.

Buna karşılık söz konusu anlaşma Lübnan içinde ciddi itirazlarla karşılaştı. Lübnan hükümeti bunu ülkenin egemenliğinin yeniden tesis edilmesi ve yeniden inşa sürecinin başlaması için önemli bir adım olarak değerlendirirken, Hizbullah ve direnişe yakın siyasi ve toplumsal çevreler anlaşmanın İsrail’in çekilmesini Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına bağladığını ve Lübnan’daki iç siyasi dengeleri değiştirmeyi amaçladığını savunuyor.

Beyrut ve Dahiye’de düzenlenen protestolar, siyasi ve dini şahsiyetlerin itirazları ile Hizbullah milletvekillerinin sert açıklamaları, anlaşmanın uygulanmasının yalnızca Lübnan hükümetinin kararına bağlı olmadığını gösteriyor. 

Hizbullah, yalnızca İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini kabul edeceğini açık biçimde ilan etti ve İsrail ordusunun herhangi bir gerekçeyle Lübnan’da kalmasını öngören hiçbir anlaşmayı meşru görmediğini duyurdu.

Bu nedenle bugün Lübnan’da yaşanan mesele, yalnızca bir anlaşmanın maddeleri üzerindeki siyasi bir görüş ayrılığı değildir. 

Asıl mücadele, savaş sonrası dönemin kurallarını kimin belirleyeceği üzerinedir. Güney Lübnan, İran ile ABD arasındaki mutabakat doğrultusunda çatışmaların sona erdiği ve İsrail’in çekildiği bir sürece mi girecek, yoksa Washington’ın ortaya koyduğu yeni çerçeve doğrultusunda İsrail’in çekilmesi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ve ABD ile İsrail’in öngördüğü güvenlik düzenlemelerine mi bağlanacaktır?

Bu sorunun cevabı yalnızca Lübnan’ın geleceğini belirlemeyecek. Eğer Washington’ın yeni çerçevesi, İran ile ABD mutabakatında öngörülen sürecin yerini alırsa, söz konusu mutabakatın ilk maddesi fiilen farklı bir mekanizma üzerinden uygulanmış olacaktır.

Buna karşılık Hizbullah mevcut tutumunu korur ve sahadaki gelişmeler bu çerçevenin uygulanmasına izin vermezse, Lübnan Batı Asya’da iki farklı stratejik yaklaşımın ilk doğrudan karşı karşıya geldiği saha haline gelecektir.

Bu nedenle bugün Lübnan’da yaşananlar yalnızca bir ateşkes ya da bir anlaşma üzerindeki tartışmadan ibaret değildir. 

Asıl rekabet, savaş sonrasında Lübnan’da kurulacak yeni düzenin kurallarını kimin belirleyeceği üzerinedir. 

Bu mücadelenin sonucu ise yalnızca Güney Lübnan’ın geleceğini değil, önümüzdeki aylarda bölgesel gelişmelerin yönünü de önemli ölçüde etkileyecektir.