
YDH- New York Times'a göre, İsrail ve Lübnan’ın Cuma günü Washington’da sözde ''kalıcı bir barış zemini oluşturmayı'' amaçlayan ön anlaşmayı imzalaması, Lübnan kamuoyunda anında ve keskin bir ayrışmaya yol açtı.
ABD arabuluculuğunda varılan mutabakatın destekçileri, atılan bu adımı İran’ın Lübnan üzerindeki nüfuzunu kısıtlamaya yönelik bir hamle olarak görüyor.
Bu kesime göre anlaşma, İsrail ile savaş halindeki Hizbullah’ın silahsızlandırılması için somut bir yol haritası çiziyor ve Lübnan’ın kendi toprakları üzerindeki egemenliğini perçinliyor.
Hizbullah başta olmak üzere anlaşmaya karşı çıkan diğer cepheler ise metni İsrail ve ABD’nin taleplerine boyun eğmek olarak nitelendiriyor; bu girişimin Lübnan içindeki mevcut ayrılıkları derinleştireceğini savunuyor.
Anlaşmanın kalbinde, aşamalı bir güvenlik düzenlemesi yatıyor. Bu plana göre Lübnan Silahlı Kuvvetleri; Hizbullah gibi devlet dışı silahlı gruplar silahsızlandırılıp askeri altyapıları tasfiye edildikçe, kontrolü kademeli olarak tüm ülke genelinde devralacak.
Buna paralel olarak İsrail ordusu, mart ayı başından bu yana işgal altında tuttuğu Lübnan topraklarından sınırın on kilometre derinliğine kadar kademeli bir çekilme gerçekleştirecek.
Cuma gecesi, yani anlaşmanın duyurulmasından sadece saatler sonra, büyük ölçüde Hizbullah ile aynı çizgide olan protestocular Beyrut sokaklarına döküldü. Hizbullah'ın bayraklarını sallayan kalabalık, hükümeti sert bir dille protesto etti.
Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın sosyal medyaya yansıyan görüntülerinde; motosiklet ve mopedlerle yolları kapatan, lastik yakan ve hükümet binasının yakınında toplanan onlarca gencin eylemleri dikkat çekti.
İsrail’in aylardır işgal altında tuttuğu Güney Lübnan’daki Blida kasabasından olan 30 yaşındaki Abbas Kasım, “Bu utanç verici anlaşmayı kesinlikle kınıyor ve reddediyoruz,” ifadelerini kullandı.
Ön anlaşmaya yönelik temel eleştirilerden biri, İsrail’in çekilme takviminin sabit olmayıp Hizbullah’ın ne hızla silahsızlandırılacağına endekslenmesi.
Kasım bu durumu, “Düşmana hareket alanı ve güneyde istediği kararı alma yetkisi veriliyor,” sözleriyle eleştirdi.
Beyrut’ta yaşanan bu sahneler, ülkenin İsrail ile Hizbullah arasında üç ayı aşkın süredir devam eden sınır ötesi çatışmaların kıskacında olduğu bir dönemde, Lübnan’daki toplumsal bölünmenin şiddetini gözler önüne seriyor.
Lübnan’ın ekonomik ve siyasi krizlerini daha da derinleştiren, bir milyondan fazla insanın yerinden edilmesine yol açan bu çatışmalar, bölgesel gözlemcileri endişelendiriyor.
Uzmanlar, Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma çabalarının ülkeyi daha büyük bir istikrarsızlığa, hatta iç savaşa sürükleyebileceği korkusunu dile getiriyor.
Başbakan Nevaf Selam yaptığı açıklamada, çerçeve metnin mevcut Lübnan anlaşmaları ve Birleşmiş Milletler kararları üzerine inşa edildiğini belirtti.
Selam, nihai hedefin “İsrail’in tüm Lübnan topraklarından çekilmesini sağlamak, devlet egemenliğini yeniden tesis etmek ve bölge sakinlerinin evlerine dönmelerine imkan tanımak” olduğunu vurguladı.
New York Times'a göre, durumun ne kadar hassas olduğu, diplomasinin sahada bir sükunete dönüşmesinin ne denli zor olduğunu kanıtlıyor.
Zira anlaşmanın duyurulmasından 24 saat bile geçmeden, Lübnan devlet ajansı bir İsrail insansız hava aracının güney Lübnan’daki bir kavşağı vurduğunu bildirdi.
Cuma günkü “Üçlü Çerçeve” anlaşmasına, iki ülke arasında Nisan ayında başlayan ve ABD’nin arabuluculuk yaptığı çok sayıda müzakere turunun ardından ulaşıldı.
Lübnan’daki savaş, Tahran ile Washington arasındaki ateşkes görüşmelerini de doğrudan etkiliyordu. Çatışmaların durması, İran ile ABD arasındaki daha geniş kapsamlı müzakerelerin rayından çıkma riskini de taşıyordu.
Cuma günkü anlaşmaya göre İsrail’in çekilmesi için başlangıçta iki “pilot bölge” belirlendi; daha sonraki bölgelerin ise ortak mutabakatla seçilmesi kararlaştırıldı. Ayrıca taraflar, ABD gözetiminde bir askeri koordinasyon grubu kurulmasını kabul etti.
Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Cumartesi günü anlaşmayı oldukça sert bir dille eleştirdi.
Sosyal medyadan paylaştığı açıklamada anlaşmayı “aşağılayıcı, utanç verici ve egemenliğin teslimi” olarak niteleyen Kasım, metnin “hükümsüz” olduğunu ilan etti. İsrail’in geri çekilmesini Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına bağlamanın “tüm kırmızı çizgileri aşan, çok tehlikeli bir öneri” olduğunu belirtti.
Uzun süredir silahsızlanmaya direnen örgüt, silahlarının İsrail’e karşı caydırıcılık için hayati önem taşıdığını savunuyor.
Şeyh Naim Kasım, “Hiç kimsenin Lübnanlıları, topraklarımızın işgalcisine ve halkımızın katiline karşı kendilerini savunma hakkından mahrum bırakma yetkisi yoktur,” diye ekledi.
ABD, anlaşmanın bir parçası olarak Lübnan’ın yeniden inşasına yardımcı olmak ve ekonomisini canlandırmak için uluslararası destek toplayacağını açıkladı.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Birleşmiş Milletler ile koordinasyon içinde Lübnan’a 100 milyon dolarlık acil insani yardım sağlayacağını belirtti.
İmza töreninin ardından Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun, anlaşmaya tam destek verdi. Aun bunu, tam egemenliğin yeniden tesisi ve yerinden edilmiş toplulukların güneye dönüşünün sağlanması yolunda atılmış ilk adım olarak nitelendirdi.
Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Her özgür, sorumlu ve onurlu Lübnanlının üzerinde uzlaştığı şey budur. Bu onlara verdiğimiz söz ve onlara karşı görevimizdir.”
Ancak tüm Lübnanlılar bu iyimserliği paylaşmıyor.
Bazıları her iki tarafa da güvenmediklerini belirterek, anlaşmanın çatışmalara geri dönüşü sadece geciktirdiğini ve daha derin bir iç çatışma riski taşıdığını savunuyor.
Beyrutlu iş insanı 60 yaşındaki Elias Yaghi şu yorumları yaptı:
“Bu anlaşma uygulanabilir değil. Tüm taraflar zaman kazanmaya çalışıyor. Hiçbir şey değişmedi.”