
YDH - Lübnan Meclisinde Hizbullah'ı temsil eden Direnişe Vefa Bloku milletvekilleri Ali el-Mikdad ve İhab Hamade, Lübnan hükümeti ile İsrail arasında yürütülen anlaşma sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.
El-Menar kanalının aktardığına göre Hizbullah kanadından yapılan açıklamalarda, sunulan anlaşma taslağına sert eleştiriler yöneltilerek sürecin anayasal ve askeri boyutları hedef alındı.
Gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Milletvekili Ali el-Mikdad, üzerinde çalışılan taslağın "düşmanla barış yapma amacı taşıdığını" belirterek, bu anlaşmanın hayata geçmeyeceğini ifade etti.
İsrail'in sahada askeri olarak elde edemediği kazanımları bu anlaşma yoluyla diplomatik olarak almaya çalıştığını kaydeden el-Mikdad, Lübnan yönetiminin ABD'ye İsrail ile barış yapma yönünde taahhüt verdiğini belirtti.
El-Mikdad, "Ülkemizin bir evladının bize karşı düşmanla anlaştığı kötü bir döneme ulaştık" dedi.
Kamuoyunun bu uzlaşı metnini reddettiğini söyleyen el-Mikdad, "Bir devletin içindeyiz ancak bu devlet, devlet gibi davranmıyor" diye konuştu.
Hükümet yetkililerinin İsrail ile imza aşamasında olduğu sırada altı Hizbullah mensubunun hayatını kaybettiğini hatırlatan el-Mikdad, müzakere sürecini eleştirerek, "İsrail heyeti kendi kendisiyle müzakere ediyordu, hatta karşılarında başka bir İsrail heyeti vardı" ifadelerini kullandı.
El-Mikdad, geçmişteki 17 Mayıs Anlaşması'nda dahi düşmanla barıştan söz edilmediğini kaydetti.
Lübnan hükümetini kararlarından geri dönmeye çağıran el-Mikdad, aksi takdirde ülkenin çok büyük bir sorunla karşı karşıya kalacağını belirtti. Litani Nehri'nin güneyi dışındaki silahların kendileri için "kırmızı çizgi" olduğunu vurgulayan el-Mikdad, Hizbullah'ın durumun kötüleşmesini önlemek için gece boyunca çalıştığını aktardı.
Bölgesel gelişmelere de değinen el-Mikdad, İran ile ABD arasındaki anlaşmanın garantörleri olan Katar ve Pakistan'ın nerede olduğunu sorarak, Lübnan'ın güneyinden çekilmeyi garanti edecek olan mekanizmanın İran-ABD hattı olduğunu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ise bu süreçten zarar gördüğünü dile getirdi.
Direnişe Vefa Bloku'nun bir diğer milletvekili İhab Hamade ise Bekaa Vadisi'ndeki Yammune beldesinde düzenlenen askeri cenaze töreninde konuştu.
Hamade, Lübnan hükümeti, İsrail ve ABD arasında "üçlü çerçeve" olarak nitelendirilen taslakta, İsrail'in geri çekilmesinin direnişin silahsızlandırılması şartına bağlanmasını eleştirdi.
Hamade, geri çekilmenin gerçekleşmesi imkansız bir koşula bağlanmasının, Lübnan hükümetinin sözde meşruiyeti üzerinden işgalin Lübnan topraklarında kalıcı hale getirilmesi anlamına geleceğini belirtti.
Söz konusu taslağın Lübnan'da fitne çıkarmaya yönelik açık bir davet olduğunu ifade eden Hamade, Amerika ve İsrail'in bu girişimin elindeki tüm güç kartlarını kaybettiğini ve elinde kalan tek kart olan Lübnan hükümetinin de henüz doğum aşamasında yandığını söyledi.
Hamade, bu uzlaşı çerçevesinin "ölü doğduğunu ve hiçbir değerinin olmadığını" ekledi. İran'ın müzakerelerde Lübnan'ın güneyini Hürmüz Boğazı'na eş değer bir stratejik unsur olarak masaya getirdiğini belirten Hamade, "Şimdi yeniden birinci kareye döndük. Hürmüz Boğazı'nın ne zaman kapatılacağını ve direnişin gücü karşısında ABD ile İsrail'in ne yapacağını göreceğiz" dedi.
Hükümetin attığı adımların "yazıldığı kağıt kadar bile değeri olmayan bir mürekkep kütlesinden ibaret" olduğunu söyleyen Hamade, geçmişteki askeri hareketliliklere atıfta bulunarak direniş güçlerinin sahada savaşmaya devam ettiğini hatırlattı.
Lübnan Cumhurbaşkanı ve hükümetinin anayasayı ihlal ettiğini belirten Hamade, Lübnan Anayasası'nın 52. maddesinin devlet başkanına müzakere yetkisi verdiğini ancak ceza kanununun 273 ile 285. maddeleri arasında düşman olarak tanımlanan bir işgalciyle sınırsız müzakere yetkisi tanımadığını vurguladı.
Mevcut yasalar uyarınca İsrail ile temas kurmanın suç teşkil ettiğini belirten Hamade, anayasa ve kanunlara bağlılık iddiasında olan yetkililerin normal şartlarda hapiste olması gerektiğini söyledi.
Hamade, anayasanın "y" fıkrasına göre ortak yaşam paktına aykırı olan hiçbir otoritenin meşruiyeti olmadığını hatırlatarak sözlerini tamamladı.