
YDH - Uluslararası diplomasinin deneyimli isimlerinden, eski ABD Savaş Bakan Yardımcısı ve emekli Büyükelçi Chas W. Freeman, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, küresel siyasetin ve güvenlik mimarisinin içine düştüğü derin krizi ele aldı.
Freeman, ABD dış politikasının kurumsal hafızasını ve stratejik düşünme yeteneğini kaybettiğini, İsrail'in ise kendi sonunu hazırlayacak sadistçe eylemlerle bölgeyi tükettiğini ifade etti.
Ortadoğu'da son dönemde sağlanan uzlaşı çabalarını değerlendiren Freeman, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının aslında hiçbir ortak anlayışa dayanmadığını belirtti.
Freeman, "Buna bir mutabakat zaptından ziyade 'anlaşmazlık zaptı' demek daha doğru olur çünkü temelinde gerçek bir uzlaşı bulunmuyor" ifadelerini kullandı.
Donald Trump'ın kendi imzaladığı metnin içeriğini ya hiç anlamadığını ya da her zamanki gibi imzaladığı şartları yeniden pazarlık konusu yapmaya çalıştığını kaydeden emekli Büyükelçi, ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki İran kontrolünü askeri yollarla geriletmeye çalışarak savaşın sahada oluşan neticelerini inkar ettiğini aktardı.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesinin hemen ardından tüm temel şartların ABD ve İsrail tarafından ihlal edildiğini dile getiren Freeman, "Donald Trump'ın o süslü Sharpie kalemiyle, ağır mürekkeple attığı imza, adeta görünmez mürekkeple atılmış gibidir" diyerek Amerikan diplomasisinin güvenilirlik kaybına dikkat çekti.
Freeman, küresel sistemde ABD ile savaş halinde olan Rusya, İran, Venezuela ve Küba gibi aktörlerin ortak bir paydada buluştuğunu belirterek, "Bu aktörleri birleştiren yegane sonuç, ABD'nin artık 'anlaşma yapamaz' bir devlet haline geldiği gerçeğidir" tespitinde bulundu.
İsrail ile Lübnan hükümeti arasında varılan son anlaşmaya da değinen Freeman, bu belgenin bölgede barış getirmekten ziyade Lübnan içinde yıkıcı bir iç savaşı tetiklemek üzere tasarlandığını belirtti.
Lübnan hükümetinin kendi egemenliğini İsrail'e devrettiğini ve nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şii topluluğuna yönelik etnik temizlik çabalarına ortak olduğunu kaydeden deneyimli diplomat, şu ifadeleri kullandı:
"Lübnan egemenliğini İsrail'e altın tepside sunan bu hükümet, gelecekte Fransızların işbirlikçi Mareşal Petain'e beslediği nefret ve tiksintiyle hatırlanacaktır. Bu anlaşma, Lübnan içindeki büyük bir nüfus kesiminin gözünde hükümeti tamamen meşruiyetten mahrum bırakmıştır."
İsrail'in Lübnan'da bilinçli bir şekilde iç savaş çıkarma formülü uyguladığını belirten Freeman, bu durumun kaçınılmaz olarak Avrupa'ya yönelik yeni ve devasa bir mülteci akınını tetikleyeceğini sözlerine ekledi.
İsrail'in stratejik konumunu ve geleceğini de değerlendiren Freeman, ülkenin çok cepheli bir yıpranma savaşı içinde tükendiğini ifade etti. İsrail kamuoyunun büyük bir kısmının yürütülen saldırganlığı desteklediğini belirten Freeman, "İsrail halkının yüzde 75'i bu yıkımı ve saldırganlığı destekliyor. Bu durum onları kolektif bir suç ortağı haline getiriyor ve İsrail devletinin meşruiyetini uluslararası alanda tamamen bitiriyor" değerlendirmesini yaptı.
İsrail'in ABD askeri ve mali yardımlarına tamamen bağımlı olduğunu hatırlatan eski Bakan Yardımcısı, "Eğer birisi size bu ülke için bir hayat sigortası poliçesi yazmanızı isteseydi, bunu kesinlikle yapmazdınız. Çünkü tüm göstergeler, İsrail'in başkaları tarafından yıkılmakta olmadığını, kendi sadistçe ve kötücül eylemleriyle kendi kendini imha ettiğini gösteriyor" şeklinde konuştu.
ABD'nin küresel liderlik iddiasının arkasındaki kurumsal çöküşü sert sözlerle eleştiren Freeman, Washington'ın artık dünyayı istikrara kavuşturan o eski devasa güç olmadığını, karar alma mekanizmalarının felç olduğunu aktardı.
Freeman, "Dünyayı bir dev gibi ayakta tutan o küresel hegemon, adeta bir ön lobotomi ameliyatı geçirdi. Artık orada çalışan bir beyin yok. Politika üreten, öncelikleri belirleyen kurumsal bir süreç kalmadı. Her şey yalnızca başkanın anlık hislerine ve şahsi dürtülerine göre belirleniyor" ifadelerini kullandı.
Bu stratejik boşluğun küresel güvenliği tehdit ettiğini vurgulayan deneyimli diplomat, nükleer caydırıcılık konusunda da Batı'nın yanlış adımlar attığını kaydetti.
İran'ın nükleer silaha yönelmesinin kaçınılmaz bir güvenlik arayışı olduğunu belirten Freeman, ABD ve İsrail'in İran'da kitle imha silahlarına karşı olan makul liderleri suikastlarla ortadan kaldırarak, nükleer silah yanlısı şahinleri iktidarda yalnız bıraktığını ifade etti.
Mülakatın son bölümünde Ukrayna krizine ve Avrupa'nın güvenlik mimarisine odaklanan Freeman, Avrupa ülkelerinin Kiev'e uzun menzilli silahlar sağlayarak Rusya topraklarını vurmasını teşvik etmesinin büyük bir hata olduğunu belirtti.
Rusya'nın kendi sınırlarında düşman bir NATO varlığını asla tolere edemeyeceğini belirten Freeman, "Ukrayna'nın Rusya'nın iç kısımlarını her vuruşu, Moskova'nın 'sınırlarımızdaki bu düşman varlık devletimiz için varoluşsal bir tehdittir' tezini haklı çıkarıyor" dedi.
Avrupa diplomasisinin tamamen ortadan kalktığını ve yerini askeri körlüğe bıraktığını belirten Freeman, başarısız politikalarda ısrar edilmesini şu sözlerle eleştirdi:
"Her sonsuz savaşın doğasında, başarısızlığı daha fazla kaynak ve asker yığarak besleme dürtüsü vardır. Batı, başarısız olan politikalarını ikiye katlayarak sürdürüyor, ancak aynı şeyi yaparak farklı bir sonuç elde edemezsiniz. Bu kurumsal körlük, kaçınılmaz olarak küresel felaketi beraberinde getirecektir."