
YDH- Lübnan’da İsrail ile imzalanan "çerçeve anlaşması", ülkedeki anayasal düzeni ve egemenlik ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle sert tartışmalara konu oluyor.
Anayasal hukuk uzmanları, anlaşmanın Lübnan’ın iç hukuk mekanizmalarını devre dışı bırakarak "ithal bir metin" olarak dayatıldığını ve bunun ulusal egemenliğe yönelik ciddi bir darbe teşkil ettiğini savunuyor.
Lübnan anayasal sisteminin karmaşıklığı; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Kabine ve Parlamento arasındaki hassas yetki dağılımına dayanıyor.
Uzmanlar, hazır formüllere dayalı ve Washington merkezli "ithal metinlerin", Lübnan’ın ulusal iradesini bypass ettiğini belirtiyor.
ABD'nin çıkarları doğrultusunda şekillendirilen ve hukuki denetimden kaçırılmak için "çerçeve anlaşması" kılıfına sokulan bu metinlerin, Lübnan’ın egemenliğini kademeli olarak aşındıran birer "tuzak" olduğu ifade ediliyor.
Lübnan Anayasası'nın 52. maddesi, devleti ilgilendiren hayati anlaşmaların parlamento onayını şart koşarken, 65. madde ise bu tür uluslararası mutabakatların Bakanlar Kurulu'nun üçte iki çoğunluğuyla onaylanmasını zorunlu kılıyor.
Hukukçulara göre, Washington'da imzalanan mevcut çerçeve anlaşması, yasama organının denetimini atlatmak amacıyla anayasal süreci baypas ediyor.
İsrail ile güvenlik düzenlemelerini içeren böyle bir mutabakatın parlamento onayına sunulmaması, anlaşmayı hem hukuken geçersiz kılıyor hem de imzalayan yetkilileri anayasal suç kapsamına alabilecek bir risk doğuruyor.
Metnin hukuki değerlendirmesinde, Lübnan’ın İsrail’i hâlâ bir "düşman devlet" olarak tanımlayan 1955 tarihli boykot yasasına vurgu yapılıyor.
Anayasa'nın giriş bölümünde yer alan ve "Birlikte Yaşama Şartı'na (Ulusal Pakt) aykırı olan hiçbir otorite meşru değildir" hükmünü içeren "y" maddesi, hükümetin bu anlaşmayı imzalayarak yasal, ahlaki ve siyasi meşruiyetini kaybettiğini ortaya koyuyor.
İsrail ile dolaylı tanıma veya güvenlik koordinasyonu anlamına gelecek her türlü adımın, Lübnan kamu düzenini ihlal ettiği ve dolayısıyla "doğmadan ölmüş" bir belge niteliği taşıdığı savunuluyor.