Suriye'de Şeyh Hassun davasında çifte standart isyanı

30 Haziran 2026

Suriye'de eski hükümet figürlerine yönelik davalar çifte standart tartışmalarını alevlendirirken, el koyma listelerinin sızdırılmasıyla derinleşen kriz BM'nin adil yargılanma çağrılarını yeniden gündeme taşıdı.

YDH- Suriye'deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin, eski hükümetin pek çok ismi ve son olarak Büyük Müftü Ahmed Hassun aleyhine başlattığı davalar Suriye genelinde hararetli tartışmaları alevlendirdi.

Ülkenin dört bir yanında "eski rejimin kalıntılarını temizleme" bahanesiyle eylemlerinin tırmandığı bir döneme denk gelen bu gelişmeler, "Yasadışı Zenginleşmeyle Mücadele Komitesi"nin sert bir uyarısını da beraberinde getirdi.

Komite, soruşturması süren davalarla bağlantılı kişi, şirket veya kurumların isimlerinin paylaşılmasına karşı çıktı.

Varlıklarına el konulan 3 bin 500 kişi ve 70 şirketin listesinin sızdırılmasının ardından medya kuruluşlarına, gazetecilere ve aktivistlere seslenen komite, süreci devam eden davalarda şahısların gizlilik haklarına riayet edilmesi çağrısında bulundu.

Bu hafta Suriye'nin son meşru Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in kuzeni olup "uzlaşma" adı altında Suriye’ye döndükten sonra tutuklanan Vasim Esed ve Şeyh Ahmed Hassun’un yargılanması, Suriye kamuoyunda bölünmüş tepkilere yol açtı.

Silahlı çete yönetmek ve uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan Vasim Esed’in davası geniş kesimlerden destek görürken, eski Büyük Müftü’nün durumu farklı yorumlanıyor.

Kimi çevreler onu Suriyelilerin katledilmesine yol açan fetvalar vermekle suçlarken, kimileri de savaş yılları boyunca takındığı tavrı, özellikle de 2011’de Halep yakınlarında suikasta kurban giden oğlu Sariya’nın katillerini "affettiğini" açıklaması üzerinden hatırlatıyor.

Hassun’un yargılanması, Suriye halkının öldürülmesinde doğrudan sorumluluğu olan ve günümüzde benzeri görülmemiş bir güç ve nüfuz sahibi kişilerin, Hassun’un "ılımlı ve aşırılık karşıtı" söylemlerine sahip olduğu düşünülen figürlerle kıyaslanmasına da kapı araladı.

Bu karşılaştırma, savaş boyunca Suriye’nin çeşitli yerlerinde kendini patlatan intihar bombacılarının eğitimini ve gönderilmesini koordine eden, ardından kendisi de oldukça etkili bir figüre dönüşen Suudi Abdullah el-Muhaysini’ye kadar uzandı.

Muhaysini’nin, yakın zamanda Şam civarında devasa bir gayrimenkul projesine imza attığını ve zaman zaman geçiş dönemi yetkilileriyle yan yana göründüğünü not düşmek gerekiyor.

Hassun’un, doğrudan bir şiddet eylemine karışmadığı halde "kışkırtıcılık" suçlamasıyla yargılanması ironik bulunurken; asıl katliamları işleyen, belgeleyen ve yaymaktan geri durmayanların, sahip oldukları statü ve dokunulmazlık sayesinde yasal kovuşturmalardan tamamen muaf tutulması dikkat çekiyor.

Hassun ve Vasim Esed’in yargılandıklarının duyurulması, eski hükümetle iş birliğiyle suçlananların sınır dışı edilmesi çağrılarıyla tetiklenen şiddet olaylarının hemen ardından geldi.

Bu gerilim dalgası; İdlib ve Halep kırsalında birer kişinin hayatını kaybettiği saldırıları, Şam yakınlarında insan hakları ihlalleriyle suçlanan bir şahsın gömülü olduğu mezarın açılarak cesedinin çıkarılmasını ve sosyal medyada hız kesmeyen kışkırtmaları beraberinde getirdi.

Bu süreç, Birleşmiş Milletler’in Suriye’deki geçiş dönemi adalet mekanizmalarına dair uyarılarının hemen ardından yaşandı.

BM, yalnızca eski rejimle iltisaklı isimlerin değil, tüm suçluların yargılanacağı gerçek bir adalet süreci talep etmişti. BM Suriye Özel Temsilcisi Yardımcısı Claudio Cordone, Güvenlik Konseyi’ne yaptığı sunumda durumu "kritik" olarak tanımlarken, sadece eski hükümetle bağlantılı olanların değil, vahşet ve ağır suçlara imza atan herkesin hesap vermesi gerektiğini, ayrıca çatışmayla bağlantılı cinsel şiddet vakalarının mutlaka ele alınması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan, HTŞ'nin eski hükümetin önde gelen isimleri ve iş dünyasından kişilerle vardığı uzlaşma anlaşmaları hakkındaki tartışmalar, varlıklarına geçici olarak el konulanların isim listesinin sızmasıyla derinleşti.

Suriye piyasalarını derinden sarsan bu liste krizi üzerine komite, veri sızıntılarını önlemek adına sert bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, bilgi ve belge sızıntılarını tespit etmek için kapsamlı bir soruşturma başlatıldığı, yasa ile korunan verilerin sızdırılmasına karışanlar hakkında gerekli yasal ve disiplin süreçlerinin işletileceği duyuruldu; ancak açıklamada atıfta bulunulan "yasanın" ne olduğu belirtilmedi.