Kongre'de Rubio ve Witkoff'a zorlu İran sorgusu

01 Temmuz 2026

ABD ile İran arasında bu ayın başlarında imzalanan uzlaşma muhtırasının ardından, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff Kongre üyelerinin sorularını yanıtladı.

YDH - ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Washington ile Tahran arasında bu ayın başlarında imzalanan uzlaşma muhtırasından bu yana Kongreye ilk brifinglerini verdi.

Brifingin, Temsilciler Meclisi üyeleriyle yapılan bir toplu telefon görüşmesi ve tüm Senato üyelerinin katıldığı ayrı bir telekonferans şeklinde gerçekleştiği bildirildi.

ABD medyasında yer alan ve konuya vakıf kaynaklara dayandırılan haberlere göre hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Kongre üyeleri, Rubio ve Witkoff'u zorlu bir soru yağmuruna tuttu.

Demokrat üyelerin daha keskin sorular yönelttiği oturumda, aralarında California Temsilcisi Darrell Issa'nın da bulunduğu bazı Cumhuriyetçi isimler, İran'ın silah sınıfına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti konusunda yönetim yetkililerine baskı yaptı.

Politico'ya konuşan iki kaynağın aktardığına göre Witkoff ve Rubio, yönetimin daha önce bazı Kongre üyelerine kapalı kapılar ardında verdiği güvenceleri yineleyerek, nihai hedefin İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum bulundurmasını engelleyecek nihai bir anlaşmayı müzakere etmek olduğunu belirtti.

Demokrat Kongre üyeleri ise özellikle uzlaşma muhtırası kapsamında İran'ın elde edeceği mali kazanımların detayları üzerinde durdu.

Üyeler, daha önce yaptırım uygulanan petrol satışlarından elde edilecek gelirler başta olmak üzere, Tahran'a akacak kaynaklar hakkında ayrıntılı bilgi talep etti.

Bu çerçevede, Florida'nın Demokrat Temsilcisi Debbie Wasserman Schultz ile Rubio ve Witkoff arasında yaşanan sert tartışma üzerine yetkililerin görüşmeyi sonlandırdığı aktarıldı.

Bir yönetim yetkilisi ise bağlantının kesilmesinin Wasserman Schultz'un sorularından değil, telekonferans sisteminde yaşanan teknik aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.

Öte yandan Demokrat Temsilci Madeleine Dean ise Witkoff'un İran ile müzakereleri yürütürken Ortadoğu'daki şahsi ticari çıkarlarının bulunmasına dair çekincelerini dile getirdi. Kaynaklar, Bakan Rubio'nun bu suçlamalar karşısında Witkoff'u kararlı bir şekilde savunduğunu aktardı.

Schumer'den "milyarlarca dolarlık gelir" vurgusu

Senato'daki tüm üyelerin katıldığı ayrı görüşmede, Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer, Rubio ve Witkoff'a petrol yaptırımlarının geleceğini sordu.

Schumer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, iki yetkilinin kendisine İran'ın petrol satışlarından milyarlarca dolar gelir elde edeceğini ve aynı zamanda Hürmüz Boğazı üzerinde tehlikeli bir nüfuz kozunu elinde tutmaya devam edeceğini doğruladıklarını bildirdi.

Brifingi "gecikmiş, yetersiz ve ayrıntıdan yoksun" olarak nitelendiren Schumer, yönetimin kapalı kapılar ardındaki savunmasını Bakan Rubio'nun Senato Dış İlişkiler Komisyonu önünde, kamuoyuna açık ve yeminli bir şekilde yapması gerektiğini ifade etti.

Bir yönetim yetkilisi ise Politico'ya yaptığı açıklamada, Schumer'ın ulusal güvenlik konularıyla ilgilenen üst düzey liderler grubunun bir parçası olarak anlaşma hakkında daha önce de bilgilendirildiğini hatırlatarak bu eleştirilere yanıt verdi.

Gözlemciler ve analistler, Demokratların uzlaşma muhtırasına yönelik kaygılarını haklı buluyor. Washington Post gazetesinde yer alan değerlendirmede, Tahran'ın nükleer programına yönelik büyük kısıtlamaları kabul etmek yerine, aylarca süren çatışmaların ardından elde ettiği kazanıma odaklandığı belirtildi.

Gazeteye göre bu kazanım, daha önce teorik bir tehdit olan ancak artık kanıtlanmış bir güce dönüşen Hürmüz Boğazı'ndaki deniz seyrüseferini kontrol etme yeteneği.

İran'ın düşük maliyetli mayınlar ve insansız hava araçlarıyla, dünya petrolünün yüzde 20'sini taşıyan tanker trafiğini asgari maliyetle durdurabileceği kaydedildi.

Gazeteye değerlendirmelerde bulunan Brookings Enstitüsü ABD-İran İlişkileri Uzmanı Suzanne Maloney, son dönemde yaşanan gerilimlere rağmen iki tarafın da diplomasiyi imkansız kılacak adımlardan kaçındığını belirtti.

Maloney, her iki tarafta da diplomatik yolu sürdürme yönünde belirgin bir tercih olduğunu ve bunun ABD yönetimi için neredeyse her zaman geçerliliğini koruyacağını ifade etti.

Lübnan dosyasının diplomatik sürece etkisi

Analistler, İran'ın Lübnan sahasını diplomatik müzakere sürecine bağlama konusundaki kararlılığına dikkat çekiyor. Trump yönetiminin adımlarının İran'a ihtiyaç duyduğunda kullanabileceği yeni nüfuz alanları sağladığı, Lübnan'daki durumun da buna dahil olduğu belirtiliyor.

The Conversation adlı yayında yer alan analizde, uzlaşma muhtırasının imzalanmasından sonraki 72 saat içinde İran askeri liderliğinin Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapattığını duyurmasının şaşırtıcı olmadığı, aksine İran'ın elindeki kozları sergileme konusunda daha cüretkar hale geldiğinin bir göstergesi olduğu aktarıldı.

Analizde, büyük bir askeri baskıyı atlatan İran'ın, Trump'ı ekonomik istikrarsızlıkla tehdit ederek ateşkes şartlarını dikte edecek bir konuma ulaştığı, bu durumun istikrarlı bir uzlaşı zemini sunmadığı ve hem ABD hem de İsrail için ciddi bir kayba işaret ettiği vurgulandı.

İranlı yetkililerin öncelikli gündem maddesinin İsrail'in Lübnan'a yönelik yeni saldırılarını engellemek olduğunu açıkça beyan ettikleri bildiriliyor.

Bu çerçevede Tahran'ın stratejik yaklaşımı netlik taşıyor: İsrail'in Lübnan'da askeri adımlarını artırdığı her durumda, İran Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ekonomiyi baskı altına alarak İsrail rejimini zor bir duruma sevk etmeyi hedefliyor. Askeri kapasitesine, altyapısına ve siyasi liderliğine yönelik darbelere rağmen Tahran'ın bölgedeki güç dengesini değiştirme kararlılığını koruduğu görülüyor.

Uzmanlar, İran'ın dış politikasının devrimci ideoloji, ABD'ye yönelik derin güvensizlik ve kendisini Şii dünyasının hamisi olarak gören dini kimliğin birleşimiyle şekillenmeye devam ettiğini kaydediyor.

Son aylarda yaşanan gelişmelerin Tahran'a bu dünya görüşünü gözden geçirmesi için bir neden vermediği, aksine bu yaklaşıma daha sıkı sarılmasına yol açtığı belirtiliyor.