İsrail, Lübnan ile varılan anlaşmadan umutsuz

01 Temmuz 2026

İsrail basınında ve düşünce kuruluşlarında, Lübnan ile imzalanan çerçeve anlaşmasının uygulanabilirliğine yönelik karamsar bir yaklaşım öne çıkıyor.

YDH - İsrail merkezli medya organları ile düşünce kuruluşlarında yer alan yorum ve analizler, Lübnan yönetimi ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasına yönelik karamsar bir yaklaşımı yansıtıyor.

Çok sayıda yazar ve analist, anlaşmanın uygulanma şansını sorgulama konusunda fikir birliği içinde hareket ederken, başta Hizbullah’ın bölgedeki varlığının sürmesi olmak üzere sahadaki gerçeklerin anlaşma maddelerinin fiiliyata dökülmesini engellediği görüşünü paylaşıyor.

Yapılan değerlendirmeler, anlaşmanın hedeflediği amaçlara ilişkin farklı yaklaşımları da ortaya koyuyor. Bazı analistler bu adımı ABD’nin şekilsel bir siyasi başarısı olarak görürken, diğer bazı analistler ise Lübnan’daki çatışmaları sona erdirmek yerine süreci daha da uzatacak yeni bir güvenlik dinamiğinin kurulduğunu ifade ediyor.

İsrailli siyasi yazar Aryeh Egozi, Times of Israel gazetesinde yayımlanan analizinde, anlaşmanın uygulanmasının önündeki temel engelin Hizbullah olduğunu belirtti.

Lübnan hükümetinin sadece kâğıt üzerinde varlık gösterdiğini, sahada ise fiilen Hizbullah’ın kontrolü elinde tuttuğunu kaydeden Egozi, anlaşmanın uygulanmasını denetlemesi beklenen Lübnan ordusunun güçsüz olduğunu ve Hizbullah ile karşı karşıya gelecek kapasiteye sahip olmadığını aktardı.

ABD yönetiminin, Başkan Donald Trump’a yeni bir törensel "başarı" sunabilmek amacıyla bu anlaşmanın tamamlanması için yoğun çaba harcadığını belirten Egozi, bu durumun Gazze’de otel ve kumarhaneler inşa etmekten ya da nükleer silahtan ve balistik füzelerden arındırılmış bir İran’dan bahsetmeye benzediğini ifade etti.

Amerikalıların başarı elde etmeye çalıştığını ancak bu adımların sahada karşılığı olmadan sadece kâğıt üzerinde kaldığını vurgulayan Egozi, durumun oldukça kötü seyrettiğini ve İsrail’in hiçbir kazanım elde edemediğini yazdı.

Egozi, Ortadoğu’daki krizlerle ilgilenmekten yorulan ABD’nin bu anlaşmaları dayattığını ekleyerek, bu sürecin bir "şaka" olduğunun kanıtının, cumartesi günü Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın anlaşmayı reddetmesi ve barış anlaşmasına giden olası bir yol olarak nitelendirilen bu adıma yönelik ağır eleştirileriyle ortaya çıktığını belirtti.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) Ulusal Güvenlik Politikası Programı Direktörü Ofer Shelah de İsrail ile Lübnan yönetimi arasında imzalanan belgenin içeriğinin olağanüstü bir önem taşımadığını ifade etti.

Kasım 2024 ile Mart 2026 arasındaki dönemin Lübnan ordusunun kendisinden bekleneni yerine getiremeyeceğini gösterdiğini kaydeden Shelah, Kanal 12 televizyonunun internet sitesinde yayımlanan yazısında, anlaşmanın tek olumlu yanının Lübnan’daki resmi makamların Hizbullah’ın nüfuzunu sonlandırma konusundaki kararlılıklarını tazelemeleri olduğunu belirtti.

Ancak bu makamların bunu gerçekleştirecek güce sahip olmadığını ve gelecekte de bu güce ulaşmalarının şüpheli olduğunu aktaran Shelah, Lübnan ordusuna vaat edilen ABD desteğinin ise Amerikalı askerlerin hayatını kaybedeceği ilk olayın ardından sürüp sürmeyeceğinin belirsiz olduğunu vurguladı.

Trump yönetiminin Ortadoğu’daki askeri varlığını en kısa sürede azaltmak istediğini belirten Shelah, İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşmanın, ABD açısından İran ile imzalanan kötü anlaşmanın bir parçası olduğunu yazdı.

Belgenin, ABD’nin nüfuz sahibi olduğu taraflara kendi iradesini dayatma gücünü gösterme çabasını yansıttığını ancak çatışmanın sonuçlarını kontrol edebileceği anlamına gelmediğini kaydeden Shelah, ABD’nin Lübnan’ı, güneyde İsrail kontrolünün sürmesini kabul eden bir belgeyi imzalamaya zorlayabileceğini fakat Lübnan’ın bu kontrole karşı yürütülen mücadelenin niteliğini ve sonuçlarını belirleyecek taraf olmadığını ifade etti.

Maariv gazetesinin askeri analiz yazarı Avi Ashkenazi ise Benyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin, Lübnan’da kalıcı bir savaş gerçeğini yerleştirmeye yöneldiğini belirtti.

İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion’un uzun süreli sakin dönemlerle bölünen hızlı ve kısa savaşlara dayalı savunma doktrininin terk edildiğini kaydeden Ashkenazi, Netanyahu hükümetinin "çatışma dönemleri" anlayışının sona erdiğine ve siyasi bir ufku olmayan sürekli savaşlar dönemine geçildiğine dair net bir mesaj verdiğini aktardı.

Hükümetin, Haredi Yahudileri muaf tutulduğu sürece askeri mezarlıkların hayatını kaybeden askerlerle dolmasından rahatsızlık duymadığını yazan Ashkenazi, Başbakan Netanyahu’nun "İsrailliler gelecekte hangi bölgeden çekilineceğini öğrenmek için nefeslerini tutmasın, çünkü bu gerçekleşmeyecek" şeklindeki sözlerini aktardı.

Ashkenazi, Netanyahu’nun İsrail’in Lübnan’da toprak talebi olmadığını ancak Hizbullah tüm ülkede silahsızlandırılmadan tek bir milimetre bile geri çekilmeyeceklerini söylediğini belirtti.

İsrail medyasında, askeri ve güvenlik kaynaklarına dayandırılarak yayımlanan analiz ve haberlerde, ABD’nin Lübnan hükümetine baskı uygulayarak Ordu Komutanı General Rudolf Heykel'i görevden alması ve askeri yapı içerisindeki "Hizbullah yanlısı subay ve unsurları temizlemesi" yönünde çağrılar yapıldı.

Heykel'i hedef alan bu kampanyanın yalnızca İsrail medyasıyla sınırlı kalmadığı, İsrail Kanal 14 televizyonunun Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli medya kuruluşlarıyla işbirliği yapan muhabirleri aracılığıyla Arap platformlarına ve oradan da Lübnan basınına taşındığı belirtildi.

Lübnan’daki el-Cedid televizyonunun, Emniyet Genel Müdürü Tümgeneral Hasan Şukayr dışındaki askeri ve güvenlik kurumlarının liderlerini görevden almayı hedefleyen bir projeye dair bilgileri gündeme getirmesinin ardından, ordu komutanlığı ve cumhurbaşkanlığı çevrelerinden edinilen bilgiler, bu iddiaların Lübnan güvenlik kurumları üzerinde baskı kurmayı amaçlayan İsrail kaynaklı bir medya kampanyasının parçası olduğuna işaret etti.