
YDH - Direniş ekseniyle ilişkili ekonomik ve sosyal kurumların hedef alınması, artık münferit tedbirler olmaktan çıkarak, bu yapıyı çevrelemeyi ve iç dengeleri hukuki, mali ve idari araçlarla yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir siyasi ve mali stratejinin parçası haline geldi.
Bu bağlamda, Kard'ul Hasen dosyası, direniş tabanındaki sosyal ve ekonomik rolü nedeniyle en hassas başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Kuruma yönelik her türlü müdahale girişimi, yalnızca yasal bir boyutta kalmayıp, direnişin Lübnan'daki konumu ve rolü üzerindeki geniş siyasi mücadelenin doğrudan yansıması niteliğini taşıyor.
Nitekim Lübnan yönetimi, haziran ayı başında Al Karz el Hasan dosyasını kapatmaya yönelik bir süreç başlattı. Adalet Bakanı Adil Nasır'ın geçen ayın başında ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaretin bu süreçte belirleyici bir dönüm noktası oluşturduğu belirtiliyor.
El-Ahbar gazetesinin haberine göre Nasır'ın Washington’da ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, kuruma karşı yargısal adımların atılması talep edildi.
Lübnan Merkez Bankası’nın, söz konusu kurumun finansal ve bankacılık sisteminin dışında yer alması sebebiyle konuyla doğrudan bir ilişkisinin bulunmadığını resmi makamlara bildirmesinin ardından, kurumun hukuki ve idari statüsünün yeniden değerlendirilmesi amacıyla resmi bir hareketlilik başlatıldı.
Bu gelişmeler üzerine Hizbullah, siyasi bir girişim başlatarak İçişleri ve Maliye bakanlıklarına temsilciler gönderdi. Temsilciler, kurumu kapatmaya yönelik herhangi bir girişimin "kırmızı çizginin aşılması" anlamına geleceğini net bir dille aktardı.
Bu durumun sonuçlarının yalnızca idari veya hukuki sınırlarla kalmayacağını, kurumun toplumsal tabanla doğrudan bağı nedeniyle siyasi ve sosyal düzeyde de ciddi yansımaları olacağını vurguladılar.
İçişleri Bakanı Ahmed el Haccar, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said’in, Cumhurbaşkanı Jozef Aun, Başbakan Nevaf Selam ve ABD tarafına, Kard'ul Hasen'in faaliyetlerine ilişkin kapsamlı bir inceleme raporu sunduğunu aktardı.
Rapora göre, kurumun bankacılık sistemi, döviz büroları veya para transfer şirketleriyle doğrudan bir bağı tespit edilemedi.
Kurumun dernekler kanununa tabi olduğunu belirten Said, ruhsatlandırma veya faaliyetlerin devamına ilişkin kararların, ilgili bakanlıklar ya da Bakanlar Kurulu başta olmak üzere yetkili idari mercilerin sorumluluğunda olduğunu kaydetti.
Bakan Haccar, uluslararası çevrelerin bu konuyu kendisiyle defalarca görüştüğünü, ancak usulsüzlük iddiası veya şikayeti olanların yargıya başvurması gerektiğini ifade etti.
Haccar ayrıca, herhangi bir üyenin bu konuyu Bakanlar Kurulu gündemine getirmesini engelleme yetkisinin bulunmadığını belirtti.
Maliye Bakanı Yasin Cabir ise kurumun kapatılması fikrine kesin bir şekilde karşı çıkarak, Merkez Bankası Başkanı üzerinde bu yönde bir baskı kurulmasına müsaade etmeyeceğini açıkladı.
İdari yolların tıkanması üzerine alternatif bir yöntem olarak yargı seçeneği devreye sokuldu. Adalet Bakanı’nın yönlendirmesiyle, hakkındaki yolsuzluk iddialarına rağmen siyasi iradenin taleplerini yerine getireceği gerekçesiyle göreve getirilen Başsavcı Rami el Hac talimatıyla soruşturma başlatıldı.
El Hac, güvenlik birimlerine Kard'ul Hasen'in çalışma yöntemi, finansman kaynakları ve mali ilişkilerini kapsayan detaylı bir araştırma yapılması yönünde talimat gönderdi.
Yürütülen ön incelemelerde, kurumun resmi bankacılık sistemi, döviz büroları veya kayıt dışı para transfer ağlarıyla doğrudan bir bağına rastlanmadı.
Güvenlik birimlerinin raporları da konunun herhangi bir cezai suç unsuru barındırmadığını ortaya koydu. Bu durum, dosyayı hukuki bir tartışma zemininde bırakarak cezai yaptırım uygulanmasını zorlaştırdı.
Lübnan içindeki hukuki tıkanıklık karşısında soruşturmanın sınır dışına taşınması kararlaştırıldı. Adalet Bakanı Adil Nasır, Abu Dabi’de düzenlenen Mali Eylem Görevi Gücü (FATF) periyodik toplantısını fırsat bilerek bölgeye bir heyet gönderdi.
Heyette Yargıtay Başsavcılığını temsilen yargıçlar Muhammed Raad, Rana Akum ve Mirna Klas ile birlikte güvenlik birimlerinden temsilciler ve Lübnan Merkez Bankası Özel Soruşturma Komisyonu'ndan Abdülhafız Mansur yer aldı.
Heyete, BAE makamlarıyla koordinasyon halinde Kard'ul Hasen, Hizbullah bağlantılı transferler ve bu kurumla ilişkisi olduğundan şüphelenilen tutukluların dosyalarını takip etme görevi verildi.
Ancak Lübnan heyetinin katılımı, toplantıda bir İsrail delegesinin yer alacağının anlaşılması üzerine diplomatik bir krize dönüştü. Durumu önceden bilen Adalet Bakanı’na karşın, Lübnanlı yargıçlar toplantıya katılmaya itiraz etti.
Heyetteki emniyet mensupları da Emniye Genel Müdürü Tümgeneral Raid Abdullah ile temasa geçerek görüş aldı. Abdullah, İsrail temsilcisinin bulunduğu oturumlardan uzak durulması talimatını verdi.
Adalet Bakanı Nasır, Yargıç Muhammed Raad’ı ikna etmek için devreye girse de Raad geri adım atmadı. Krizin büyümesi üzerine Başbakan Nevaf Selam ve Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Yargıç Suheil Abbud yargıçlara salona girmeleri talimatını iletti.
Yargıç Raad bu talimata rağmen salona girmeyi reddederken, diğer yargıçlar Rana Akum, Mirna Klas ve Merkez Bankası temsilcisi Abdülhafız Mansur toplantıya katıldı. Güvenlik görevlileri ise salon dışında beklemeyi tercih etti.
Lübnan, geçmiş FATF toplantılarında İsrail delegelerinin katıldığı oturumları boykot eder, sorulara yalnızca yazılı olarak e-posta yoluyla yanıt vermeyi tercih ederdi.
Ancak bu kez Başbakan Selam’ın doğrudan müdahalesiyle Lübnan heyeti toplantıda hazır bulundu.
Washington yönetiminin, Adalet Bakanı Nassar’dan yürütülen bu soruşturmaların sonuçlarını ve Kard'ul Hasen'in kapatılmasına yönelik hükümetin atacağı adımları içeren somut bir plan sunmasını beklediği bildiriliyor.