
YDH- Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesi, ABD ile İran arasında kısa süre önce varılan mutabakat zaptının nükleer müzakereleri yeniden başlatacak teknik bir çerçeve oluşturmakta yetersiz kaldığını, buna karşılık savaş sonrası geçiş dönemini yönetmeye dönük bir mekanizmaya dönüştüğünü değerlendirdi.
Gazeteye göre, mutabakatın yürürlüğe girmesinin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen taraflar nükleer programın teknik ayrıntılarını görüşmeye başlamadı. Bunun yerine, imza aşamasında çözüldüğü varsayılan Hürmüz Boğazı'nın yönetimi, Lübnan'da savaşın durdurulması ve İsrail'in güneyden çekilmesi ile İran'ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması gibi başlıklar yeniden müzakere masasına taşındı.
El-Ahbar, bu durumun mutabakatın müzakerelerin başlangıç noktası olmaktan ziyade, bizzat müzakerenin konusu haline geldiğini gösterdiğini belirtti.
Gazetede, mutabakatın doğrudan askeri çatışmayı durdurmayı başardığı ancak taraflar arasında çatışmanın nedenleri ve savaş sonrasında kurulacak güvenlik düzeni konusunda ortak zemin oluşturamadığı ifade edildi.
Bu nedenle askeri operasyonların durmasının çatışmanın sona erdiği anlamına gelmediği, mücadelenin askeri caydırıcılık, yeniden silahlanma, ekonomik baskılar, güvenlik mesajları ve diplomatik pazarlıklar gibi farklı araçlarla sürdüğü değerlendirmesinde bulunuldu.
"Asıl mesele müzakerelerin kendisi değil"
El-Ahbar, bu aşamada müzakerelerin başarıya ulaşıp ulaşmayacağından çok, tarafların müzakere süresini hangi amaçlarla kullandığına odaklanılması gerektiğini belirtti.
Gazeteye göre ABD, bölgenin yeniden geniş çaplı bir savaşa sürüklenmesini önleyecek ölçüde gerilimi düşük tutmaya çalışırken, ekonomik ve siyasi baskı araçlarını koruyarak İran'ın esneklik sınırlarını test etmeyi ve daha kapsamlı uzlaşıların zeminini oluşturmayı hedefliyor.
İran'ın ise geçiş dönemini savaşın ve yaptırımların etkilerini hafifletmek, iç ve dış önceliklerini yeniden düzenlemek ve nükleer dosyayı bölgesel güvenlik denkleminden bağımsız teknik bir mesele olarak ele alınmasını engellemek için fırsat olarak gördüğü ifade edildi.
İsrail'in ise İran'ın askeri kapasitesini sınırlayacak somut ve doğrulanabilir kısıtlamalar içermeyen uzun müzakere sürecinin Tahran'a yeniden güç toplama imkânı verebileceği değerlendirmesiyle bu döneme daha temkinli yaklaştığı belirtildi.
"Zaman yeni pazarlık unsuruna dönüştü"
El-Ahbar, mevcut tabloda zamanın müzakere sürecinin belirleyici unsurlarından biri haline geldiğini değerlendirdi.
Gazeteye göre ABD, baskı politikalarının sürdürülmesiyle İran'ın taviz vermeye zorlanacağını hesaplıyor. İran ise zamanın geçmesiyle müzakere pozisyonunu güçlendirebileceğini ve savaş sonrası kapasitesini yeniden inşa edebileceğini düşünüyor.
İsrail'in ise zamanın İran'ın lehine işlemesinden endişe duyduğu ifade edildi.
Gazete, bu nedenle nükleer program, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, ekonomik yaptırımlar, Lübnan'daki savaş ve ABD-İsrail ilişkilerinin artık birbirinden bağımsız dosyalar olmaktan çıktığını belirtti.
El-Ahbar, bu başlıkların tek bir stratejik denklemin parçaları haline geldiğini, dosyalardan herhangi birinde yaşanacak ilerleme ya da tıkanmanın diğer alanları da doğrudan etkileyeceğini değerlendirdi.
Gazeteye göre, mutabakatın imzalanmasının hemen ardından bölgesel dosyaların yeniden gündemin üst sıralarına çıkmasının nedeni de bu karşılıklı bağlantı oldu.
Lübnan ve Hürmüz müzakerelerin merkezinde
El-Ahbar, bu yeni tabloda Lübnan'ın yalnızca bölgesel gelişmelerden etkilenen değil, aynı zamanda onları etkileyen temel cephelerden biri haline geldiğini yazdı.
Gazeteye göre Lübnan'daki askeri ve siyasi gelişmeler, geçiş döneminin yeni angajman kuralları üretip üretemeyeceğinin de sınanacağı alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
Makalede, mutabakat zaptında Lübnan'a ilişkin öngörülen düzenlemelerin hayata geçirilmesinin müzakere sürecinin devamı için gerekli siyasi ortamı güçlendirebileceği belirtildi.
Buna karşılık bu düzenlemelerin başarısız olması veya askeri çatışmaların yeniden başlaması halinde Lübnan'ın yeniden nükleer dosya ile bölgesel krizlerin kesişme noktası haline gelebileceği ve bunun da mutabakatın dayandığı zemini zayıflatabileceği ifade edildi.
Gazete, benzer durumun Hürmüz Boğazı için de geçerli olduğunu belirterek, Washington ile Tahran arasında boğazın yönetimi ve kontrolü ile İran'ın geçişler karşılığında talep ettiği koşullar konusunda anlaşmazlıkların sürdüğünü aktardı.
El-Ahbar, önümüzdeki dönemin seyrinin müzakerelerin başarıya ulaşıp ulaşmamasından çok, savaş sonrasında tarafların yeni stratejik ortamı yeniden şekillendirme kapasitesine bağlı olacağını değerlendirdi.
Gazeteye göre, mevcut durgunluğun sürmesi, geçiş döneminin taraflara asgari düzeyde çıkar sağlamaya devam ettiği anlamına gelecek. Kısmi uzlaşılar ise yeni güvenlik ortamının yalnızca bazı unsurlarını düzenleyebilecek, ancak kapsamlı bir yeniden yapılanma sağlayamayacak.
Makalede, geçici uzlaşıların tamamen çökmesi halinde ise bölgenin yeniden doğrudan caydırıcılık ve askeri karşı karşıya gelişlere dayalı bir çatışma dönemine girebileceği uyarısında bulunuldu.