Prof. Mearsheimer: Batı kendi ürettiği hayallere kanıyor

04 Temmuz 2026

Uluslararası ilişkiler uzmanı Profesör John Mearsheimer, Batı dünyasının Ukrayna ve İran krizlerinde kendi ürettiği propaganda anlatılarına esir düştüğünü belirtti.

YDH - Küresel jeopolitiğin en saygın kuramcılarından, Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör John Mearsheimer, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, uluslararası sistemin içinden geçtiği dönüşüm dalgasını ve ABD öncülüğündeki Batı ittifakının karşı karşıya olduğu stratejik çıkmazları değerlendirdi.

Ukrayna'daki askeri durumdan İran ile yürütülen çok boyutlu mücadeleye, Washington'ın küresel hegemonya arayışından savunma sanayisindeki yapısal çöküşe kadar geniş bir yelpazede analizler sunan Mearsheimer, Batılı siyasi elitlerin gerçeklikten kopuk ve kendi yarattıkları propagandalara inanan bir yaklaşımla hareket ettiklerini vurguladı.

"Rusya sivilleri hedef alan klasik bir cezalandırma kampanyası yürütmüyor"

Söyleşinin başlangıcında Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko'nun "savaşın başlangıcından bu yana kente yönelik en yoğun hava taarruzu" olarak tanımladığı Rus bombardımanını değerlendiren Mearsheimer, Batı medyasında yer alan genel kabulün aksine, Moskova'nın sivil nüfusu hedef alan klasik bir cezalandırma stratejisi izlemediğini belirtti.

Kiev merkezli yayın organlarının aktardığı sivil kayıp verilerinin düşüklüğüne işaret eden Mearsheimer, Rus ordusunun harekat tarzını şu sözlerle çözümledi:

"Son büyük saldırının ardından yükselen gürültüye kulak verirseniz, bunun Ukrayna'nın Rus topraklarına yönelik drone hamlelerine karşı bir misilleme olduğu iddia ediliyor. Bu senaryoya göre Ruslar artık sertleşiyor. Ancak sahaya baktığımızda, Rus ordusunun askeri-endüstriyel hedefleri ve stratejik altyapıyı vurduğunu, sivilleri kasten hedef almadığını açıkça görüyoruz. Kiev Independent gazetesine göre yirmi Ukraynalı hayatını kaybetti. Bu kayıplar şüphesiz üzüntü verici ancak bu sayı, sivilleri katletmek için tasarlanmış sistematik bir cezalandırma kampanyasına işaret etmiyor. Ruslar geçmişte de yaptıkları gibi stratejik hedeflere karşı devasa bir taarruz gerçekleştirdi."

Mearsheimer, Kremlin'in iç kamuoyuna yönelik halkla ilişkiler amacıyla bu saldırıları "drone taarruzlarına yanıt" olarak sunabileceğini, ancak askeri gerçeklik açısından bunun Rusya'nın geleneksel ve sistematik bombardıman stratejisinin olağan bir parçası olduğunu ifade etti.

"Baltık ülkelerinden drone fırlatılırsa Rusya kaçınılmaz olarak buraları vurur"

NATO'nun Ukrayna sahasındaki doğrudan dahline ve savaşın coğrafi olarak genişleme riskine değinen Profesör Mearsheimer, Batı ittifakının çatışmanın derinliklerinde aktif bir rol oynadığını kaydetti.

Estonya cumhurbaşkanlığı danışmanının Rus şakacılar tarafından arandığı ve St. Petersburg saldırılarında koordinat sağladıklarını itiraf ettiği sızıntıya atıfta bulunan Mearsheimer, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova'nın bu durumu "Estonya'nın terör eylemlerine katılımının kanıtı" olarak nitelemesini haklı bulduğunu ima etti. Mearsheimer, ittifakın dahli konusunda şu verileri paylaştı:

"Fransa'daki Grup Yedi toplantısının ardından 17 Haziran günü yayımlanan ortak bildiride, Ukrayna'nın Rusya topraklarının derinliklerine yönelik uzun menzilli bombardıman kampanyasına verilen desteğin hızlandırılacağı ilan edildi. Bu gerçekten olağanüstü bir gelişme. Aynı bildiride Rusya üzerindeki ekonomik baskının da artırılacağı açıklandı. Dolayısıyla Kremlin'de Batı'nın hedefleri konusunda en ufak bir şüphe varsa, bu zirveyle birlikte hepsi dağılmış olmalı. Diğer yandan Donald Trump'ın da Zelenskiy'e Ukrayna'nın askeri faaliyetlerini destekleyen ve daha cesur hareket etmelerini telkin eden mesajlar ilettiği Ukrayna basınında geniş yer buldu."

Batı'nın Ukrayna'ya her türlü istihbarat desteği sağladığını, insansız hava araçlarının geliştirilmesine ön ayak olduğunu ve harekat planlamalarına doğrudan katıldığını belirten Mearsheimer, olası bir doğrudan çatışma senaryosuna dair şu uyarıda bulundu:

"Ukrayna dronlarının Baltık ülkeleri hava sahasını kullandığı birçok durum yaşandı ve Ruslar buna doğrudan askeri yanıt vermedi. Ancak Moskova, Baltık topraklarından Rusya'ya yönelik bir drone fırlatılması durumunda bu fırlatma sahalarını doğrudan vuracağını kesin bir dille ilan etti. Rusya'nın bir NATO üyesine saldırma olasılığının en yüksek olduğu senaryo budur. Bu nedenle hiçbir Baltık ülkesi kendi topraklarından Ukrayna'nın drone fırlatmasına izin vermiyor. Böyle bir şey yaşanırsa Rusya kaçınılmaz olarak askeri karşılık verir, aksi takdirde aptallık etmiş olur."

"Batı medyasında yer alan askeri kayıp verileri tamamen gerçek dışı"

Rus dış politika analisti Sergey Karaganov'un, Batı'nın yardımlarını kesmek için Rusya'nın Doğu Avrupa'daki hedeflere önce konvansiyonel, ardından nükleer silahlarla saldırması gerektiği yönündeki tezini de değerlendiren Mearsheimer, Moskova'nın henüz bu aşamaya gelmediğini ifade etti.

Rusya'nın şu an için Ukrayna'dan gelen drone saldırılarını başarıyla savuşturduğunu ve cephede işlerin Rusya lehine gittiğini belirten uzman, şu tespitleri paylaştı:

"Batı medyasında Rus ordusunun cephede tıkandığı, ağır kayıplar verdiği yönünde uydurulan anlatıların aksine, Ruslar sahada oldukça başarılı bir performans sergiliyor. Hızlı bir zafer elde edemedikleri doğru, bu çok yavaş hareket eden bir silindir gibi. Ancak yine de Rus ordusu Donbass'ın tamamını kontrol altına alma hedefinde emin adımlarla ilerliyor. Rusya'nın cephedeki üstünlüğü ve savunma sistemlerinin etkinliği göz önüne alındığında, Karaganov'un önerdiği radikal ve tehlikeli yola sapmaları için şu an güçlü bir neden bulunmuyor."

Buna karşılık Profesör Glenn Diesen ise Batı'nın Rusya'ya verilen acıyı artırma stratejisinin tehlikelerine değinerek, Rusya'nın doğrudan bir NATO üyesini hedef almamasının nedeninin şu ana kadarki kayıpları tolere edilebilir bulması olduğunu belirtti.

Diesen, Batı'nın baskıyı sürdürmesi halinde Rusya'nın doğrudan Almanya veya Baltık ülkelerini vurarak dünyayı yeni bir Küba Füze Krizi ile karşı karşıya bırakabileceğini ekledi.

"Batılı elitler kendi ürettikleri gerçek dışı anlatılara inanır hale geldi"

Savaşın dezenformasyon ve propaganda boyutuna geniş yer ayıran Mearsheimer, New York Times gazetesinde yayımlanan ve Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin verilerine dayandırılan askeri kayıp raporlarını sert bir dille eleştirdi.

Raporda iddia edilen 450 bin Rus kaybına karşılık 150 bin Ukraynalı kaybı yönündeki üçte birlik oranın askeri mantıkla bağdaşmadığını belirten Mearsheimer, savaştaki kayıp dinamiğini şöyle detaylandırdı:

"Savaşın en büyük katili tüzük gereği topçudur. Savaş boyunca Rusya'nın topçu üstünlüğü en az bire beş, bazı dönemlerde ise bire on seviyesindeydi. Ayrıca Ruslar devasa miktarda havadan bırakılan güdümlü akıllı bombalar kullanırken, Ukrayna'nın elinde bunlardan neredeyse hiç yok. Ukrayna'nın sürekli savunmada olduğu ve bu nedenle daha az kayıp verdiği iddiası da asılsızdır. Kursk taarruzu, 2023 yılındaki büyük karşı taarruz, Herson ve Harkiv'deki harekatlar gibi Ukrayna ordusunun taarruzda olduğu birçok evre yaşandı. Tüm askeri parametreler ışığında, Ukrayna'nın cephede hayatını kaybeden asker sayısının bir milyona yaklaştığını, Batı'nın iddia ettiği 150 bin rakamının ise tamamen gülünç olduğunu söyleyebiliriz."

Bu durumun Vietnam Savaşı sırasındaki "ceset sayımı" yanılsamasına benzediğini hatırlatan Mearsheimer, Lyndon Johnson yönetiminin kamuoyunu ve kendi karar alıcılarını savaşın kazanıldığına ikna etmek için askeri kayıp verilerini sistematik olarak tahrif ettiğini belirtti. Vietnam ile günümüz arasındaki en büyük farkı ise şu sözlerle açıkladı:

"Vietnam döneminde ordunun üst kademesi ve siyasetçiler gerçeği biliyor ve kamuoyunu yönlendirmek için bilinçli olarak yalan söylüyordu. Bugün ise Batılı elitler kendi ürettikleri yalanlara gerçekten inanıyorlar. Ukrayna'nın kazandığına, Rus ekonomisinin çöktüğüne ve Putin'in devrileceğine dair geliştirdikleri hayali senaryoların peşinden gidiyorlar. Bu yanılsamayı sona erdirecek tek şey, Rusya'nın sahada elde edeceği nihai askeri zafer olacaktır."

"İran bu savaştan bölgedeki gücünü katlayarak ve galip çıkarak ayrılacak"

Mülakatın ikinci bölümünde İran ile yaşanan askeri krize odaklanan Mearsheimer, ABD'nin Fars Körfezi'ndeki askeri varlığının ve İran'a yönelik caydırıcılık stratejisinin iflas ettiğini dile getirdi.

İran'a karşı yürütülen savaşın nitelik olarak Ukrayna'daki kara savaşından farklı olduğunu, hava bombardımanları ve ardından abluka aşamalarıyla şekillendiğini belirten uzman, ABD'nin bu çatışmadan yenilgiyle ayrıldığını şu sözlerle savundu:

"Bu savaşı kazanmayacağız, kaybedeceğiz. Kaybederken elde etmeye çalıştığımız iki temel hedef var: Birincisi, küresel ekonominin çökmesini önlemek için Hürmüz Boğazı'nı açık tutarak petrol akışını sağlamak. İkincisi ise İran'ın nükleer silah edinmesini engelleyecek yeni bir anlaşma yapabilmek. Ancak gerçek şu ki, İran bu savaştan bölgedeki gücünü komşularına kıyasla muazzam ölçüde artırmış olarak çıkıyor. ABD'nin Körfez'deki nüfuzu ise ağır bir darbe aldı."

İran ile ABD arasında imzalanan Mutabakat Muhtırası'nın şartlarına değinen Mearsheimer, İran'ın akıllıca bir strateji izleyerek nükleer konuyu müzakerelerin en sonuna bıraktığını kaydetti.

İran'ın elinde bulunan Hürmüz Boğazı'nı kapatma kozunun yanı sıra, dondurulmuş 100 milyar doları aşan varlıkların serbest bırakılması, 300 milyar dolarlık savaş tazminatı fonunun kurulması ve yaptırımların kaldırılması gibi ekonomik taleplerinde ısrarcı olacağını belirtti.

ABD'nin nükleer bir felaketi önlemek için bu ağır şartları kabul etmek zorunda kalabileceğini vurguladı.

"ABD her yerde olma yanılsamasıyla stratejik önceliklendirme yeteneğini kaybetti"

Son olarak ABD'nin küresel büyük stratejisini analiz eden Mearsheimer, Soğuk Savaş dönemindeki net hedeflerin ve çevreleme politikasının yerini, Trump yönetiminin her bölgede aynı anda askeri ve siyasi nüfuz kurma iddiası taşıyan, kontrolsüz ve tehlikeli bir genişlemeye bıraktığını belirtti.

Washington'ın Batı Yarımküre, Doğu Asya, Avrupa ve Fars Körfezi gibi dört kritik bölgede aynı anda yüksek maliyetli çatışmalara girdiğini hatırlatan uzman, askeri üretim kapasitesindeki yetersizliğe dikkat çekti:

"Büyük strateji öncelik belirleme sanatıdır. Ancak ABD her yerde olabileceği ve her şeyi aynı anda yapabileceği yanılsamasıyla yaşıyor. İran ile yaşanan 40 günlük askeri çatışmanın ardından Tomahawk, Patriot ve hava savunma füzelerimizin stokları neredeyse tükendi. Bir çatışma durumunda bu mühimmatların yeniden üretilmesinin ne kadar uzun yıllar alacağını görmek, ulusal güvenlik açısından dehşet verici. Çin gibi devasa bir endüstriyel güce karşı Tayvan veya Güney Çin Denizi'nde uzun soluklu bir savaşa hazırlanmak bu sanayi altyapısıyla mümkün değildir."

Mearsheimer, devasa ulusal borç yükü ve zayıflayan üretim tabanıyla ABD'nin küresel taahhütlerini daraltmak ve kaçınılmaz olarak jeopolitik önceliklerini yeniden tanımlamak zorunda kalacağını belirterek sözlerini noktaladı.