Trump'ın MAGA mirası nereye evrilecek?

04 Temmuz 2026

Seçimlerin ardından ABD siyasi yelpazesinde yaşanan köklü dönüşümleri değerlendiren Stimson Enstitüsü Rusya Programı Direktörü Pyotr Slezkine, Donald Trump'ın şahsıyla özdeşleşen MAGA hareketinin kalıcı bir kurumsal yapıya bürüneceğini öngörüyor.

YDH - Donald Trump liderliğindeki Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel serbest ticaret ve dış müdahalecilik yanlısı muhafazakar çizgiden saparak korumacı gümrük vergileri ve yeni bir sanayi politikasına yönelmesi, Amerikan siyasetindeki dönüşümün geçici bir lider hegemonyası mı yoksa kalıcı bir paradigma değişimi mi olduğu sorusunu tartışmaya açıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stimson Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı ve Rusya Programı Direktörü Pyotr Slezkine, Rus medya kuruluşu RBK'ya verdiği mülakatta, Trump'ın kurduğu "Make America Great Again" (Amerika'yı Yeniden Harika Yap - MAGA) hareketinin ve şahsiyetinin Amerikan siyasi manzarasını geri dönülemez biçimde şekillendirdiğini belirtiyor.

Slezkine, "Trump'ın kişiliği pek çok şeyi belirliyor, ancak onun ardından ne Dışişleri Bakanı Marco Rubio ne de Başkan Yardımcısı James David Vance partiyi George W. Bush, John McCain veya Mitt Romney döneminin geleneksel pozisyonlarına geri döndürecektir" değerlendirmesini yapıyor.

Ekonomik dönüşümün küresel yapısal değişimlerin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurgulayan Slezkine, hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların artık yeni bir sanayi politikasına bağlı kalacağını ifade ediyor.

Geçmişteki serbest ticaret rejiminin ABD'nin küresel sistemdeki mutlak hakimiyetine dayandığını, ancak Çin'in küresel ekonomik yapıyı kökten değiştirdiğini hatırlatan Rusya Programı Direktörü, "Joe Biden, Trump'ın ilk başkanlık döneminde uygulamaya koyduğu gümrük tarifelerinin tek birini bile yürürlükten kaldırmadı. Dolayısıyla gelecekte iktidara ister bir Cumhuriyetçi ister bir Demokrat gelsin, bu korumacı ekonomi politikasının sürdürüleceğini öngörebiliriz" şeklinde konuşuyor.

"Trump'ın kişiliği MAGA'nın ta kendisidir"

Trump'ın dış politikada izolasyonist ilkelerden saparak Venezuela'daki operasyonlara girişmesi veya İran'a yönelik askeri hamleler yapması, MAGA hareketinin temel doktriniyle çeliştiği yönünde yorumlara neden oluyor.

Bu durumu analiz eden Slezkine, Trump için MAGA'nın, kendisinin o an neyi doğru buluyorsa ondan ibaret olduğunu ifade ederek, "Hareketi o tanımlıyor; onun kişiliği bizzat MAGA'nın kendisidir" diyor.

Trump'ın hiçbir zaman tam anlamıyla bir izolasyonist olmadığını ve seçmen tabanının da ülkeyi dar sınırların içine hapsetme amacı gütmediğini belirten uzman, Batı Yarımküre'de kurulacak bir hegemonyanın MAGA doktriniyle tamamen uyumlu olduğunu savunuyor.

İran konusunu özel bir parantez açarak değerlendiren Slezkine, Trump ailesinin Ortadoğu coğrafyasıyla yoğun ticari ve kişisel bağları bulunduğunu ve bölgeyi yakından izlediğini kaydediyor.

Trump'ın, eski neokonservatif çizginin yıllardır Ayetullah rejiminin devrilmesi yönünde çağrılar yaptığı Fox News yayınlarından etkilendiğini aktaran analist, şu saptamalarda bulunuyor:

"İran'a yönelik askeri harekat, partinin eski şahin kanadının alkışlarıyla başladı ancak Ortadoğu'daki 'sonu gelmeyen savaşların' biteceğine inanan yeni nesil Cumhuriyetçi seçmen tabanında ciddi bir hayal kırıklığı ve olumsuz reaksiyon yarattı. Yine de İran'a yönelik bu hamle, neocon senatör Lindsey Graham ekibinin, Vance temsilciğindeki yeni nesil üzerinde mutlak bir zafer kazandığı anlamına gelmiyor. Nitekim tiranlığa karşı yürütüldüğü iddia edilen bu haçlı seferi dünyanın diğer bölgelerine yayılmadı; Trump Pekin'i ziyaret etmeyi sürdürdü ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i aramaya devam etti. Üstelik Trump, İran ile sonuna kadar savaşmaya niyetli olmadığını gösterdi ve şimdi Vance aracılığıyla bu çıkmaz sokaktan sıyrılmaya çalışırken, Lindsey Graham ve Fox News yorumcuları hayal kırıklığı içinde kalıyor."

MAGA hareketinin geleceği

Donald Trump'ın siyaset sahnesinden çekilmesi durumunda MAGA'nın bir aile hanedanlığına dönüşerek oğulları Donald Trump Jr. ve Eric Trump'a miras kalıp kalmayacağı sorusunu yanıtlayan Slezkine, Trump ailesinin Beyaz Saray'da kalıcı olacağını düşünmediğini ifade ediyor.

Trump klanının Florida'daki malikanelerinde nüfuzlu konukları ve genç siyasetçileri ağırlamaktan memnuniyet duyacağını belirten uzman, "Trump, iki başkanlık dönemi arasında yaptığı gibi arka plandan ipleri elinde tutan bir Deng Şiaoping rolü üstlenmek isteyebilir. Fakat Beyaz Saray koltuğuna başka bir isim oturduğunda, Trump ailesinin fiili gücü kaçınılmaz olarak zayıflayacaktır" öngörüsünde bulunuyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi Parti'nin kurumsal olarak kalıcı bir evrim geçirdiğini vurgulayan Slezkine, Vance veya Rubio'nun liderliğe yükselmesi durumunda karizmatik tek bir liderin yerini kurumsallaşmış yeni bir parti yapısının alacağını belirtiyor.

Bu aktörlerin Trump'ın mirasını farklı şekillerde yorumlayıp kendi siyasi soykütüklerini bu yapı üzerine inşa edeceklerini kaydediyor.

Kamuoyu yoklamaları, Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğunun 2028 başkanlık seçimlerinde James David Vance'i aday olarak görmek istediğini gösteriyor. Ancak yapılan araştırmalar Vance ile Rubio arasındaki yarışın oldukça başa baş geçtiğine işaret ediyor.

Emerson College tarafından mayıs ayı sonunda yayımlanan ankette iki isim arasındaki farkın sadece yüzde 1 düzeyinde kaldığı, Vance'in yüzde 36, Rubio'nun ise yüzde 35 oranında destek bulduğu görülüyor.

Aynı ankette Florida Valisi Ron DeSantis ile ABD'nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley'nin oy oranları yüzde 5 seviyesinde kalırken, bizzat Trump'ın 2028 yılı için Vance ve Rubio ikilisini başkan ve başkan yardımcısı adayı olarak ortak bir listede yarıştırma fikrini dile getirdiği biliniyor.

Vance ve Rubio arasındaki nüanslar

Slezkine, iki potansiyel halef arasındaki farkların kamuoyunda bazen gereğinden fazla keskinleştirildiğini ifade ediyor. Rubio'nun artık eski usul klasik bir muhafazakar olmadığını, partinin yeni konjonktürüne uyum sağlayarak pozisyonunu dönüştürdüğünü belirten uzman, Rubio'nun liderliğinde Latin Amerika politikalarına ve geleneksel aile değerlerine ağırlık verileceğini tahmin ediyor.

Aile odaklı politikaların Vance için de temel bir eksen olduğunu belirten analist, Vance'in teknoloji sektörüyle olan çelişkili ilişkisine dikkat çekiyor:

"Vance, bir yandan Silikon Vadisi'nin güçlü aktörlerinden Peter Thiel ile olan yakın dostluğu sayesinde teknoloji çevrelerini iyi tanıyor, diğer yandan ise Ohio'nun taşrasından gelen bir 'hillbilly' (dağlı) ve popülist kimliği taşıyor. Burada yapısal bir çelişki söz konusu. Onun seçmen tabanı büyük kurumsal yapılardan korkuyor ve Kaliforniyalı teknoloji oligarklarına şüpheyle yaklaşıyor. Vance liderliği devralırsa, bir taraftan bu teknoloji milyarderlerinin desteğini ve sadakatini korumak, diğer taraftan da popülist sahiciliğini yitirmeyip şirketlerin kuklası gibi görünmemek için son derece hassas bir denge oyunu oynamak zorunda kalacaktır."

Siyasetçilerin dinsel aidiyetlerinin oynayacağı rolü de değerlendiren Slezkine, tıpkı mevcut Başkan Joe Biden gibi Rubio ve Vance'in de Katolik olduğunu hatırlatıyor.

Cumhuriyetçi siyasetçiler için dindarlığın yeni bir unsur olmadığını belirten uzman, Vance'in Katoliklik yorumunun arkasındaki jeopolitik derinliğe işaret ediyor:

"Vance için Katoliklik; Avrupa Birliği'ni (AB) veya liberal düzeni değil, Roma'yı, yani köklü bir Batı medeniyetini simgeliyor. Bu, farklı kanonlara ve Rusya'yı da bir Hristiyan devleti olarak içine alabilecek alternatif bir jeopolitik mimariye dayanan bir tasarımdır. Bu çerçevede, Vance'in böyle bir 'alternatif Batı' vizyonu doğrultusunda geliştireceği dış politikayı izlemek son derece ilginç olacaktır."

Demokrat Parti'de kimlik arayışı

MAGA'nın küresel popülist dalganın bir parçası olduğunu doğrulayan Slezkine, bu akımın 2008 küresel finans krizinin ardından sistem karşıtı hem sol hem de sağ hareketlerin yükselişiyle başladığını belirtiyor.

Avrupa ve Kanada'daki Trump öykünmecisi sağ partilerin henüz kayda değer bir başarı elde edemediğini ve Trump ile müttefik olmanın onlara yerelde seçim kazandırmadığını ifade eden uzman, Macaristan Başbakanı Viktor Orban örneğini vererek, ulusal çıkarların bazen Washington'daki "imparatorluk" ile örtüşmediğini kaydediyor.

Latin Amerika'da ise durumun farklı olduğunu, Kolombiya, Peru ve Arjantin'de Javier Milei gibi Amerikan yanlısı sağcı figürlerin yükselişe geçtiğini aktarıyor.

Demokrat Parti'nin bu dönüşüm karşısındaki durumunu da analiz eden Slezkine, 2008 sonrasında sol kanatta Occupy Wall Street ve Bernie Sanders gibi güçlü popülist dalgalar yükselmesine rağmen Demokrat elitlerin Sanders'ı tasfiye ederek partiyi statükonun ve salt Trump karşıtlığının kalesi haline getirdiğini savunuyor. Bunun Demokratların manevra alanını daralttığını belirten araştırmacı, sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Siyaseti sonsuza dek rakibinizi 'yeni Hitlerler', ırkçılar veya faşistler olarak nitelendirerek yürütemezsiniz; zira bu nitelenen aktörler sürekli seçim kazanıyor. Bunu bir kez olağanüstü bir durum olarak sunup kendinizi demokrasinin koruyucusu ilan edebilirsiniz ama ikinci kez bu söylem karşılık bulmaz. Demokratlar henüz kendi kimliklerini nasıl inşa edeceklerine dair bir yanıt bulabilmiş değiller. New York Belediye Meclisi Üyesi Zohran Mamdani gibi demokratik sosyalist figürlerin yerel düzeyde bir karşılığı olsa da, ulusal ölçekte sol sosyalizmin zamanı henüz gelmiş görünmüyor. Bu nedenle 2028'de Alexandrea Ocasio-Cortez gibi radikal bir ismin aday gösterilmesi zayıf bir olasılık. Parti muhtemelen Kamala Harris veya Kaliforniya Valisi Gavin Newsom gibi kurulu düzeni temsil eden isimlere yönelecektir. Ancak Newsom, 'Amerika'yı önceleriz' fikrini daha sistem içi ve medeni bir sanayileşme söylemiyle sunarak bir alternatif yaratabilir. Diğer yandan pragmatik ve esnek bir siyasetçi olan Ocasio-Cortez'in de söylemini yumuşatarak yarışa dahil olma ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerekir."