İran'daki kitlesel cenaze töreni: Kimliğin güçlendirilmesi ile müzakere hesapları arasında

04 Temmuz 2026

❝Dış baskılar veya rejimin liderliğini hedef alan müdahale girişimleri sonuçsuz kalacak; aksine bu tür hamleler, rejimin etrafındaki ulusal kenetlenmeyi daha da güçlendirecektir.❞

YDH- Lübnan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Leyla Nikola, el-Meyadin'de yer bulan yazısında, Şehit Devrim Lideri için düzenlenen kitlesel cenaze töreninin, İran'ın hem iç kamuoyunda ulusal birlik ve rejim meşruiyetini pekiştiren hem de dış politikada, özellikle ABD ile olası müzakerelerde elini güçlendirmeyi amaçlayan stratejik ve sembolik bir siyasi araç olarak kullanıldığını açıklıyor.

✱✱✱


Siyasi veya dini bir liderin toplu cenaze töreni, özellikle dış bir çatışma yahut iktidar yapısının merkezini hedef alan bir suikast bağlamında gerçekleştiğinde, ulusların hayatında oldukça sembolik bir kırılma noktası yaratır.

İran özelinde Şehit Devrim Lideri Ayetullah Hamenei için düzenlenen geniş katılımlı halk cenaze töreni ve ülkeye karşı yürütülen savaş sürecinde "İsrail" ve ABD tarafından gerçekleştirilen suikast, İran'ın iç ve dış politikada stratejik bir mesaj üretmek için araçsallaştırdığı bir siyasi olgu olarak okunabilir.

Birinci bölüm: Şiilik, ulusal kimlik ve egemenliği güçlendirme aracı

Uluslararası ilişkilerde yapılandırmacı kuram perspektifinden bakıldığında, dış politikalar yalnızca maddi çıkarlara değil; fikirlere, kimliklere ve kolektif sembollere dayanır.

Devletin kurucu ya da sembolik liderleri için düzenlenen halka açık cenaze törenleri, ulusal anlatıyı yeniden üretmek, aidiyet duygusunu tazelemek ve ortak bir tehdit algısını pekiştirmek için önemli fırsatlardır.

Suikast veya dış saldırı gibi durumlarda ölen lider, bireysel kimliğinden sıyrılarak devletin egemenliği, onuru ve siyasi bağımsızlığıyla özdeşleşen ulusal bir sembole dönüşür.

Bu bağlamda İran'ın kitlesel cenaze töreniyle verdiği mesaj, hem yurt dışına hem de yurt içine yönelik siyasi bir bildiri niteliğindedir.

Temel mesaj şudur: Dış baskılar veya rejimin liderliğini hedef alan müdahale girişimleri sonuçsuz kalacak; aksine bu tür hamleler, rejimin etrafındaki ulusal kenetlenmeyi daha da güçlendirecektir.

Gerçekçilik kuramı, bu durumu tamamlayıcı bir biçimde açıklar. Dış tehditlere maruz kalan devletler, varlıklarını korumak adına iç birliği tahkim etme eğilimi gösterir.

Bu çerçevede Devrim Lideri'nin cenazesi, yalnızca toplumsal bir yas süreci değil, devrimci rejimin siyasi meşruiyetini yeniden inşa etme hamlesinin bir parçasıdır.

ABD ve İsrail, askeri operasyonlar ve savaş baskısıyla kitlelerin rejime karşı ayaklanacağını varsaysa da, İran halkı 2025 ve 2026’daki iki farklı savaşta "bayrak etrafında kenetlenme" teorisini hayata geçirdi.

Hem muhalifler hem de rejim yanlıları ülkelerine yönelik yabancı müdahalelere karşı durdu ve halkın büyük çoğunluğu savaşı reddetti.

Cenaze töreni yaklaştıkça İran halkı, benzeri görülmemiş bir seferberlikle bayrağa olan sadakatini pekiştiriyor; dış dünyaya, muhalif seslere rağmen halkın devleti zayıflatacak yabancı projeleri kabul etmeyeceği mesajını veriyor.

İran'ın rejim değişikliği girişimlerine karşı duyarlılığı, toplumların devletin bekasını kendi kimliklerinin devamı olarak gördüğü "varoluşsal güvenlik" kavramıyla açıklanabilir.

İranlılar devleti kaybetmekten derin bir korku duyuyorlar; çünkü tarihleri, güçlü devletlerin ve görkemli medeniyetlerin nihayetinde nasıl yok olduğunu gösteriyor.

Bu sebeple modern çağda o acı dolu tarihi yeniden yaşamak istemiyorlar.

İkinci bölüm: Mesajın Amerikalılarla müzakereler üzerindeki etkisi

Olayın etrafındaki güçlü ulusal sembolizme ve halk seferberliğine rağmen İran tarihi, liderliğin nihai kararlarını duygusal tepkilerden ziyade soğukkanlı ulusal çıkar hesaplarına göre aldığını kanıtlamaktadır.

Bu noktada ekonomik krizin ağırlığı, uluslararası yaptırımlar, ekonominin acil ihtiyaçları ve iç istikrar gereklilikleri, İran'ın pragmatik politikalarını belirleyen temel faktörlerdir.

İran-Amerikan ilişkilerinin, en üst düzeyde gerilim ve düşmanlığa rağmen dolaylı müzakerelerin ve anlaşmaların yürütüldüğü sayısız örnekle dolu olduğunu vurgulamak gerekir.

Gerçekçilik ve rasyonel tercih yaklaşımı; devletlerin düşmanlık ve güvensizlik ortamında dahi ortak bir çıkar bulunduğunda veya çatışmanın maliyeti kazanımları aştığında uzlaşabileceğini gösterir.

Bu nedenle, yas dönemi boyunca düzenlenen kitlesel törenler veya yükselen milliyetçi ve Amerikan karşıtı söylemler, tarafların stratejik hedeflerine ulaşmak için anlaşmanın gerekliliğine inandıkları sürece, uzlaşma olasılığını ortadan kaldırmaz.

Sonuç olarak; cenaze törenindeki sert söylemler, müzakere kanallarının kapanması anlamına gelmemelidir.

Devletler, müzakere süreçlerinde hem iç kamuoyunu hem de uluslararası muhataplarını etkilemek için sıklıkla bu tip söylemlere başvururlar.

Devrim Lideri'nin ardından gerçekleşen kitlesel yas, uzlaşmanın önünde kesin bir engel olmaktan ziyade, İran'ın müzakere masasında elini güçlendirmeye yarayan bir hamle olarak okunmalıdır.


Çeviri: YDH