Ayetullah Hamenei'nin siyasi mirasının kalbi: Filistin

06 Temmuz 2026

Şehit Ayetullah Hamenei, Filistin'i yalnızca işgal altındaki bir toprak değil, İslam ümmetinin merkezi meselesi ve Direniş Ekseni'nin ortak pusulası olarak gördü.

YDH- El-Meyadin'de Janna Kadri imzasıyla yayımlanan analizde, Seyyid Ali Hamenei'nin Filistin yaklaşımının yalnızca dış politika tercihi değil, tüm siyasi ve ideolojik düşüncesinin temel ekseni olduğu belirtiliyor. Analize göre Ayetullah Hamenei, Filistin'i İslam ümmetinin merkezi meselesi, direnişin meşruiyet kaynağı ve ABD ile Siyonist yapıya karşı mücadelenin ana cephesi olarak tanımlarken; müzakereleri çözüm yolu olarak reddedip direnişi tek kurtuluş seçeneği olarak savundu. Yazıda ayrıca Filistin'in Direniş Ekseni'ni birleştiren ortak dava olduğu, Arap ülkelerinin normalleşmesini "ihanet" olarak değerlendirdiği ve Filistin'in özgürlüğünü bölgenin onuru ile bağımsızlığının yeniden kazanılmasının anahtarı olarak gördüğü vurgulanıyor.

İran, İslam Devrimi Lideri Şehit Seyyid Ali Hamenei için düzenlenen cenaze törenlerinin dördüncü gününü geride bırakırken ve Tahran'daki ana uğurlama törenine yüz binlerce kişi katılırken, onun siyasi ve ideolojik mirasının merkezinde yer alan en önemli dava Filistin olarak öne çıkıyor.

Onlarca yıl boyunca yaptığı konuşmalarda, yazılı açıklamalarında ve Filistin Direnişi liderlerine gönderdiği doğrudan mesajlarda Seyyid Hamenei, Filistin'i geçici bir siyasi dosya, bir sınır anlaşmazlığı ya da yalnızca Filistinlileri ilgilendiren bir mesele olarak değil; İslam ümmetinin temel meselesi, insani ve ahlaki bir dava ve Batı Asya'daki daha geniş direniş hareketinin etrafında şekillendiği eksen olarak tanımladı.

Onun söyleminde Filistin yalnızca işgal altındaki bir toprak değildi. Filistin, İslam ümmeti ile Kibir Cephesi arasındaki mücadelenin kalbi; Müslüman dünyanın bedenindeki ve insanlığın vicdanındaki bir yara; kurtuluşu ise bölge halklarının onurunun, bağımsızlığının ve iradesinin yeniden tesis edilmesine bağlı olan bir davaydı.

Bu yaklaşım, Seyyid Hamenei'nin Nisan 2018'de Hamas'ın şehit lideri İsmail Heniyye'nin mektubuna verdiği yanıtta açık biçimde ortaya çıktı. Hamenei bu mektupta Filistin'in "İslam ümmetinin önemli meselesi" olduğunu yeniden vurguladı ve direnişin birçok seçenekten biri değil, Filistin halkının haklarını geri kazandırabilecek tek yol olduğunu ifade etti.

Seyyid Hamenei mektubunda şöyle yazdı:

"Hiç şüphe yok ki direniş, mazlum Filistin'i özgürlüğüne kavuşturmanın tek yoludur ve o cesur ve onurlu milletin bedenindeki yaraların tek ilacıdır."

Filistin: İslami, insani ve ahlaki bir mesele

Seyyid Hamenei, Filistin'i defalarca İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu en önemli uluslararası mesele olarak tanımladı. Konuya ilişkin en açık ifadelerinden birinde şöyle dedi:

"Şüphesiz Müslümanların hayatında ve İslam dünyasında Filistin meselesinden daha önemli ve daha ciddi hiçbir konu yoktur."

Konuşmalarında Filistin'in işgali münferit bir trajedi olarak değil, Müslümanların birliğini zayıflatmayı ve bölgeye Batı ile Siyonist hâkimiyetini dayatmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir projenin parçası olarak sunuldu.

Hamenei, işgalin İslam dünyasının kalbinde düşmanca bir üs oluşturduğunu, İslam dünyasının doğusu ile batısını birbirinden ayırdığını ve Filistin topraklarını çevredeki Arap ve Müslüman ülkelere baskı uygulamak için kullanılan bir platforma dönüştürdüğünü savundu.

Bu çerçevede Seyyid Hamenei, Siyonist yapıyı Batı Asya'daki Batılı hegemonya projesinin ileri karakolu olarak konumlandırdı; onu Müslümanların birliğini parçalamak, sömürgeci çıkarları korumak ve küresel kibir güçlerinin nüfuzunu genişletmek amacıyla bölgeye yerleştirilmiş bir proje olarak değerlendirdi.

Bu nedenle Siyonist yapıyı tarihsel olarak sürdürülebilir olmayan bir oluşum olarak nitelendirdi; bölge halklarının iradesinden doğmuş doğal bir devlet değil, zorla dayatılmış, Batı desteğiyle ayakta duran ve meşruiyet eksikliği nedeniyle zayıflayan yapay bir oluşum olarak gördü.

Bu bakış açısından Filistin'in önemi dini, insani, siyasi, güvenlik ve ekonomik boyutlar taşıyor. Dini açıdan Hamenei, Filistin'in savunulmasını bir görev olarak değerlendirdi; çünkü işgal altındaki Filistin Müslüman toprağıdır. İnsani açıdan Filistinlileri yurtlarından, haklarından ve onurlarından mahrum bırakılmış bir halk olarak tanımladı. Siyasi ve stratejik açıdan ise Siyonist yapıyı bölgeye egemen olmak ve halklarının gerçek bağımsızlığa ulaşmasını engellemek amacıyla Batı tarafından desteklenen bir proje olarak değerlendirdi.

İmam Humeyni'nin Dünya Kudüs Günü'nü ilan etmesiyle birlikte Filistin, İslam Cumhuriyeti'nin devrimci kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Filistin, mevsimlik bir slogan ya da diplomatik bir tutum değil, kalıcı bir devrimci taahhüt olarak tanımlandı.

Seyyid Hamenei'ye göre Kudüs Günü, İslam Devrimi'nin, mazlumlar ve yoksun bırakılanlar (mustazaflar) ile milletler üzerinde tahakküm kurmaya çalışan kibir güçlerine (müstekbirler) karşı durma anlayışını somutlaştırıyordu. Bu anlamda Filistin yalnızca İslami bir dava değil, aynı zamanda işgal, yurdundan edilme ve direniş karşısında insanlığın ahlaki tutumunu sınayan bir ölçüydü.

Kudüs de bu bakışta merkezi bir yer işgal ediyordu. Seyyid Hamenei, Kudüs'ü "Filistin'in başkenti" olarak tanımlıyor, şehrin Filistin halkına ve İslam ümmetine ait olduğunu, onu savunmanın ise işgale karşı verilen daha geniş mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyordu.

Bu nedenle Seyyid Hamenei, Filistin meselesini müzakerelere, diplomatik formüllere ya da sınırlı toprak düzenlemelerine indirgeme girişimlerini sürekli reddetti. Ona göre mesele yalnızca 1967 sınırları değil, Filistin'in bütünüyle gasp edilmesi ve Filistin halkının kendi geleceğini belirleme hakkının inkâr edilmesiydi.

Bu konuda şöyle dedi:

"1967'den önce ya da sonra işgal edilen topraklar arasında hiçbir fark yoktur. Filistin topraklarının her karışı Müslümanların vatanının bir parçasıdır."

Direniş, tepki değil doktrindir

Seyyid Hamenei'nin konuşmalarındaki en belirgin sürekliliklerden biri, direnişin gerçek bir çözümün temeli olduğu yönündeki ısrarıdır. Defalarca, Siyonist yapıyla yürütülen müzakerelerin yalnızca Filistin'in zaferini geciktirdiğini ve işgalin kendisini daha da güçlendirmesine imkân verdiğini savundu.

Şehit İsmail Heniyye'ye 2018 yılında gönderdiği mektupta Seyyid Hamenei, "hilekâr, gaspçı ve yalancı rejimle müzakerelere yönelmenin geri dönüşü olmayan bir hata" olduğu uyarısında bulundu.

Bunun, "Filistin halkının zaferini geciktireceğini" ve mazlum Filistin halkına "zarardan başka hiçbir şey getirmeyeceğini" ifade etti.

Bu dil daha geniş bir doktrini yansıtıyordu: Filistin ancak Filistinlilerin kendi kararlılığıyla, Müslüman halklar ve bölgedeki Direniş hareketlerinin desteğiyle özgürlüğüne kavuşabilirdi.

Başka bir konuşmasında bunu daha açık şekilde dile getirerek şöyle dedi:

"Filistin'i Birleşmiş Milletler'e, tahakkümcü güçlere ya da Siyonist rejime yalvararak kurtarmak mümkün değildir. Filistin'i kurtarmanın tek yolu direniştir."

Seyyid Hamenei ayrıca, Filistin intifadasının dışarıdan üretilmiş bir hareket olmadığını da vurguladı.

Ona göre İntifada, Filistin halkının çektiği acılardan, öfkesinden, inancından ve kararlılığından doğdu.

Şöyle dedi:

"Filistin intifadası ne İslam Cumhuriyeti'nin ne de Lübnan halkının eseridir... Onu başlatan Filistin halkının kendisidir."

Hamenei'nin tanımladığı şekliyle İran'ın rolü, Filistin halkının yerine savaşmak değil; onların direnişini desteklemek ve davanın baskılar, normalleşme ya da tavizler altında gömülmesini engellemekti.

Arap ihaneti ve terk edilme siyaseti

Seyyid Hamenei'nin şehit İsmail Heniyye'ye verdiği cevapta, Hamas liderinin bazı Arap devletlerinin Filistin'e ihanet ettiği yönündeki değerlendirmesine de doğrudan yer verildi.

Seyyid Hamenei, Heniyye'nin "bazı Arap ülkelerinin komplolarını ve ikiyüzlülüğünü" ile ABD'nin arkasında yürüttükleri "kötü niyetli planları" doğru biçimde tespit ettiğini ifade etti.

Seyyid Hamenei'ye göre, Filistin'e destek geçici bir siyasi tutum ya da bölgesel dengelere göre değişebilecek bir politika değildi.

Mektubunda şöyle yazdı:

"Filistin'e destek, siyasi gelişmelerin ve değişimlerin ötesine geçen dini bir görev ve insani bir sorumluluktur."

Ayrıca, "bütün Müslüman hükümetlerin, Müslüman halkların ve İslami hareketlerin" bu görevi yerine getirmekle yükümlü olduğunu ifade etti.

Hamenei, Arap ülkelerinin ihanetini ve işgalle yürütülen müzakereleri aynı hedefe hizmet eden iki unsur olarak değerlendirdi.

Filistin'in zaferini geciktirmeyi ve direnişi zayıflatmayı amaçladıklarını belirterek şöyle dedi:

"Filistin meselesi, İslam ümmetinin Kibir Cephesi'ne karşı mücadelesinde karşı karşıya bulunduğu bütün uluslararası meydan okumaların merkezinde yer almaktadır."

Siyonist yapıyla yürütülen müzakerelerin Filistin halkına yalnızca zarar vereceği uyarısında bulundu.

Şöyle dedi:

"Bazı Arap liderlerinin giderek daha görünür hâle gelen bu ihanet eylemi de aynı hedefi izlemektedir."

Seyyid Hamenei'ye göre, normalleşme ve Arap ülkelerinin sessizliği tarafsız bir tutum değildi.

Bunlar, Siyonist yapının işgalini sürdürmesine, suçlarını genişletmesine ve Filistin'i bölgesel ve küresel hafızadan silmeye çalışmasına imkân veren siyasi zincirin parçalarını oluşturuyordu.

Filistin'e ilişkin daha geniş kapsamlı konuşmalarında da birçok Arap hükümetinin sessizliğinin, bazı durumlarda ise açık ihanetinin işgali daha saldırgan hale getirdiğini ve Siyonist projenin yeniden açık biçimde yayılmacı hedeflerden söz etmesini cesaretlendirdiğini savundu.

Bu nedenle Seyyid Hamenei özellikle Müslüman ve Arap halklarına, özellikle de gençlere büyük önem verdi.

Hükümetler geri çekilse bile halkların Filistin davasını ileri taşımaya devam edebileceğini savundu.

Aynı mektupta şöyle yazdı:

"Tek çare, İslam dünyasında direnişi güçlendirmek, gaspçı Siyonist rejime ve onun müttefiklerine karşı mücadeleyi pekiştirmektir."

Filistin etrafında şekillenen Direniş Ekseni

Seyyid Hamenei'nin Filistin merkezli dünya görüşü, Direniş Ekseni'ne ilişkin yaklaşımının da ideolojik temelini oluşturuyordu.

Filistin, Lübnan, Irak, Yemen, Suriye ve İran'daki direniş cephelerini birbirinden kopuk alanlar olarak değil; işgale, tahakküme ve ABD destekli Siyonist projeye karşı yürütülen tek ve daha geniş bir mücadelenin parçaları olarak değerlendiriyordu.

Bu çerçevede Filistin pusula konumundaydı.

Direniş eksenine ahlaki meşruiyetini ve stratejik yönünü veren dava Filistin'di.

Seyyid Hamaney'in ifadesiyle:

"Bugün Filistin meselesi bu hareketin eksenidir."

Seyyid Hamenei defalarca Lübnan Direnişi'ni, kararlılığın Siyonist yapıyı taviz vermeden geri çekilmeye zorlayabileceğinin kanıtı olarak gösterdi.

Konuşmalarında Güney Lübnan'ın kurtuluşunu, Filistinliler ve daha geniş anlamda İslam ümmeti için bir model olarak sundu.

Silahlı direnişin, sabrın ve imanın; müzakerelerin ve zirvelerin başaramadığını başarabileceğini ifade etti.

Şöyle dedi:

"Direniş, İslam ümmeti için başarılı bir model olarak ilk kez İsrail'e hiçbir taviz vermeden işgal altındaki toprakları kurtarmayı başardı."

Lübnan deneyimini, Siyonist yapının tavizlerle değil direniş yoluyla geri çekilmeye zorlanabileceğinin kanıtı olarak değerlendirdi.

Aynı zamanda Seyyid Hamenei, Filistin Direnişi'nin dışarıdan ithal edilmiş bir proje ya da dış yönlendirmelerin ürünü olmadığını özellikle vurgulamaya çalıştı.

Bunun yerine, Filistin Direnişi'ni Filistin halkının kendi acılarından, biriken mağduriyetlerinden ve haklarını geri alma kararlılığından doğan doğal bir ayaklanma olarak tanımladı.

Bu bakış açısına göre İran ve Lübnan, zaten var olan Filistin direniş iradesinin kaynağı değil, onun destekçileriydi.

Seyyid Hamenei ayrıca, Filistin'i İslami Uyanış'ın ekseni olarak tanımladı ve şöyle dedi:

"Aksa İntifadası Filistin sınırlarını aşmayı ve bütün Müslüman ve Arap halklarını harekete geçirmeyi başardı."

Bu bakışa göre Filistin yalnızca Direniş tarafından desteklenen bir dava değil, aynı zamanda Direniş'i şekillendiren ve bölgedeki hareketlere ortak bir yön veren davaydı.

Silinmeye ve normalleşmeye karşı

Seyyid Hamenei'nin konuşmalarındaki bir diğer temel tema ise Filistin'in unutturulmasına karşı verilen mücadeleydi.

Siyonist yapının ve destekçilerinin Filistin adını tarihten, siyasi söylemden ve kamuoyunun hafızasından silmeye çalıştığını söyledi.

Şöyle dedi:

"Bugün gaspçı Siyonist rejimin liderleri ve Amerikalı destekçileri... Filistin adını tarihten ve dünya halklarının hafızasından silmeye çalışıyor."

Bu nedenle Filistin'in konuşmalarda, medyada, sanatta, halkın seferber edilmesinde ve siyasi faaliyetlerde sürekli gündemde tutulması gerektiğini savundu.

Küresel medya sisteminin onlarca yıl boyunca işgalciyi mağdur gibi gösterdiğini, Filistin halkının çektiği acıları ise gizlediğini ifade etti.

Bu bağlamda işgalin gerçek yüzünü ortaya koyacak kültürel ve sanatsal çalışmalar yapılması çağrısında bulundu.

Şöyle dedi:

"Bu uygun şekilde anlatılmalıdır. Bununla ilgili filmler yapılmalı ve dünyaya Filistin'de neler yaşandığını göstermek için sanatsal eserler üretilmelidir."

Seyyid Hamenei'ye göre, bu konu Gazze'deki soykırım sırasında daha da acil hale geldi.

Filistin'den dikkatlerin başka yönlere çekilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Onun değerlendirmesine göre dikkat dağıtmak, özellikle İsrail'in işlediği suçların dünya çapında büyük tepki topladığı dönemlerde, Filistin'in düşmanlarının kullandığı silahlardan biriydi.

Dönüş hakkına dayanan siyasi çözüm önerisi

Seyyid Hamenei, Siyonist yapıyla yürütülen müzakereleri kurtuluş yolu olarak reddetmesine rağmen, uluslararası hukuk ve halkların kendi kaderini tayin hakkıyla uyumlu demokratik bir siyasi çözüm önerisini defalarca dile getirdi.

Bu öneri, Filistin'in asli halkı arasında -Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler dahil, ister Filistin'de ister sürgünde yaşıyor olsunlar- referandum yapılmasını öngörüyordu.

Şöyle dedi:

"Mantıklı çözüm, Filistin halkı arasında, Filistin'den sürgün edilmiş ve elbette vatanına dönmek isteyen herkesin katılacağı bir referandum düzenlemektir."

Bu öneriye göre sürgün edilen Filistinliler vatanlarına dönecek, siyasi sistemin belirlenmesine katılacak ve ülkenin geleceğine karar verecekti.

Seyyid Hamenei, referanduma "1948 yılından önce Filistin'de yaşayan herkesin", Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler dahil olmak üzere katılması gerektiğini söyledi.

Bu öneriyi temel siyasi haklar meselesi olarak tanımlayarak şu soruyu yöneltti:

"Demokrasi dünyanın bütün halkları için iyiyse neden Filistin halkı için iyi olmasın? Dünyanın bütün halklarının kendi kaderini tayin etme hakkı varsa neden Filistin halkının böyle bir hakkı olmasın?"

Aynı zamanda böyle bir çözümün ABD'ye, Batılı hükümetlere ya da onlarca yıldır işgali koruyan uluslararası kuruluşlara güvenilerek gerçekleştirilemeyeceğini savundu.

Bunun için direniş, baskı, birlik ve Filistin halkının haklarından vazgeçmeme iradesi gerektiğini ifade etti.

Filistin kaderdir

Seyyid Hamenei'nin düşüncesinde Filistin yalnızca zulmün sembolü değildi.

Aynı zamanda kesinliğin de sembolüydü: İşgalin sonsuza kadar süremeyeceği, direnen halkların yok edilemeyeceği ve geleceğin direnenlere ait olduğu inancı.

Konuşmalarında sürekli aynı düşünceye döndü: Filistin kalacaktır; Siyonist yapı ise geçicidir.

Şöyle dedi:

"Filistin adını yok edemeyecekler."

Ve ekledi:

"Filistin ve Filistin halkı varlığını sürdürecektir."

Bu inanç, işgalin yalnızca siyasi bir mücadeleyle değil, kaçamayacağı tarihsel bir gerçekle de karşı karşıya olduğu düşüncesine dayanıyordu.

Seyyid Hamenei şöyle dedi:

"Filistin, Filistin halkına aittir. Er ya da geç gaspçılar bu gerçeği kabul etmek zorunda kalacaktır."

Bu nedenle Filistin, onun dünya görüşünde böylesine merkezi bir yer işgal ediyordu. ABD ve Siyonist yapıyla yürütülen mücadelenin eksenini belirliyordu. Arap ülkelerinin normalleşmesini ve ihanetini gözler önüne seriyordu. Direniş cephelerini birleştiriyordu. İslam ümmetine ortak bir siyasi ve ahlaki pusula kazandırıyordu.

Seyyid Hamenei'ye göre Filistin, korunacak bir hatıra ya da tekrarlanacak bir slogan değildi. O, bölgenin özgürlük mücadelesinin kalbi ve Direniş'in zafere ulaşıncaya kadar etrafında örgütlenmeyi sürdürdüğü davaydı.

Çeviri: YDH