Colani Projesi: Suriye’nin İsrail’in lehine yeniden yapılandırılması

11 Temmuz 2026

❝Bu ülkede yaşananlar yalnızca siyasi aktörlerin değişmesi değil, Suriye’nin Ortadoğu’daki güvenlik denklemleri içindeki jeopolitik konumu ve işlevinde meydana gelen bir dönüşümdür.❞

YDH- Analist Ahmet Erdem, Suriye'deki iktidar değişimini, Batı Asya'nın güvenlik mimarisini ve bölgesel güç dengesini yeniden tanımlamaya yönelik uzun vadeli bir jeopolitik stratejinin sonucu olarak yorumlayan analitik bir çerçeve sunduğu analizinde, iktidar değişimi ile İsrail'in güvenlik kazanımları, Direniş Ekseni'nin zayıflaması ve bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaktadır. Makale, bu gelişmelerin tekil olaylar değil, ortak bir jeopolitik dönüşüm sürecinin parçaları olduğu tezini ortaya koyuyor.

✱✱✱


Giriş

Beşşar Esed hükümetinin Aralık 2024’te devrilmesi, yalnızca bir yönetimin sona ermesi ya da Suriye’de olağan bir iktidar devri olarak değerlendirilemez. 

Bu makalenin perspektifine göre Şam’da yaşananlar, on yılı aşkın bir süre boyuncavekâlet savaşı, kapsamlı yaptırımlar, siyasi baskılar, istihbarat operasyonları ve silahlı gruplara verilen destek yoluyla sürdürülen bir projenin son halkasıydı. 

Bu projenin amacı yalnızca Suriye hükümetini değiştirmek değil, aynı zamanda buülkenin jeopolitik konumunu değiştirmek ve Batı Asya’daki güç dengesini Amerika ve İsrail lehine yeniden şekillendirmekti.

Suriye, bu gelişmelerden önce yalnızca bir Arap devleti değildi; aynı zamanda Direniş Ekseni’nin temel direklerinden biri ve İran, Hizbullah ve Filistinli direnişi arasındaki en önemli bağlantı halkası olarak görülüyordu. 

Şam, birçok Arap devletinin aksine, Amerika ve İsrail tarafından desteklenen güvenlik düzenine katılmayı reddetmişti. 

Tam da bu konumu, onu Washington ve Tel Aviv’in bölgesel stratejisinin başlıca hedeflerinden biri hâline getirdi. 

Bu açıdan hedef yalnızca Suriye Devlet Başkanı’nı değiştirmek değildi; aynı zamanda Suriye’nin bölgesel denklemlerdeki stratejik rolünü dönüştürmek, Direniş Ekseni’ninjeopolitik bağlarını koparmak ve Amerika ile İsrail’in arzuladığı güvenlik düzeninin önündeki en önemli engellerden birini ortadan kaldırmaktı. 

Ancak bu hedef, yıllarca süren savaş, baskı ve yaptırımlara rağmen Beşşar Esed yönetimi döneminde bütünüyle gerçekleştirilemedi.

Bu çerçevede el-Kaide militanlarından Ebu Muhammed el-Colani’nin ‘Ahmed Şara’ adıyla iktidara getirilmesi de yalnızca bir iktidar değişimi ya da Suriye’deki iç gelişmelerin doğal sonucu olarak değerlendirilemez. 

Bu yazı, Şam’daki yeni yönetimin Suriye’nin siyasi ve güvenlik açısından yeniden yapılandırılması sürecinin bir parçası olduğu tezini savunuyor. 

Bu süreçte uluslararası meşruiyet, dış baskıların azaltılması ve Colani iktidarınındevamlılığı, Amerika ile İsrail’in güvenlik öncelikleriyle uyumlu bir politikanınbenimsenmesi şartına bağlanmıştır. 

Bu açıdan İsrail’le etkili bir çatışmadan kaçınılması, Suriye’nin güneyindeki gelişmelere karşı fiilî bir tepki gösterilmemesi ve Şam’ın stratejik yaklaşımındaki değişim, yalnızca yeni yönetimin zayıflığından kaynaklanan unsurlar olarak görülemez; aksine bunlar,söz konusu jeopolitik yeniden yapılandırma çerçevesinde analiz edilmelidir.

Dolayısıyla bu yazı, Suriye’nin askerî altyapısının geniş ölçüde imha edilmesi, İsrail’in ülkenin güneyindeki varlığını genişletmesi, Şam’ın savunma kapasitesini yeniden inşa etmesinin engellenmesi, Suriye’nin bölgesel denklemlerdeki rolünün sınırlandırılması ve Direniş Ekseni arasındaki bağların zayıflatılmasının birbirinden bağımsız gelişmeler olmadığını; aksine Batı Asya’daki jeopolitik güç dengesini değiştirmeye yönelik tek bir sürecin parçaları olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır.

Bu açıdan yazının temel sorusu artık İsrail’in Suriye’deki güç boşluğundan nasıl yararlandığı değildir; asıl soru, bugün Suriye’nin güneyinde yaşananların Beşşar Esedhükümetinin çöküşünün doğal bir sonucu mu, yoksa Suriye’nin stratejik konumunudeğiştirmeyi, İsrail’in uzun vadeli güvenliğini sağlamayı ve Batı Asya’nın güvenlik düzenini yeniden tanımlamayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçası mı olduğudur?

Beşşar Esed ABD teklifini reddedince Amerikan sulta düzeninin hedefi oldu

Beşşar Esed hükümetinin çöküşünü yalnızca 2011 krizinin penceresinden analizedersek, bu krizin kökenlerinin önemli bir bölümünü gözden kaçırmış oluruz. 

Şam ile Washington arasındaki karşı karşıya gelişin nedenlerini anlayabilmek için birkaç yıl geriye gitmek gerekir; Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinin ardından Ortadoğu’nun güvenlik düzenini yeniden şekillendirmeyi gündemine aldığı ve bu düzene karşı çıkan devletleri politikalarını değiştirmeye zorlamaya çalıştığı döneme.

Bu çerçevede dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 2003 yılında Şam’a gitti.Bu ziyaret yalnızca olağan bir diplomatik görüşme değil, Suriye’nin Washington’unöngördüğü bölgesel düzenle ilişkilerinin yeni çerçevesini belirlemeye yönelik bir girişimdi. 

Suriyeli yetkililerin anlatımına göre bu görüşmede Şam’dan, İran İslam Cumhuriyeti ile stratejik ilişkilerini sınırlandırması, Hizbullah’a ve Filistinli direniş gruplarına verdiği desteği sona erdirmesi, Suriye-Irak sınırını Amerikan politikaları doğrultusunda kontrol etmesi ve nihayetinde dış politikasını bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle uyumlu hâle getirmesi istendi.

Washington’a göre bu taleplerin hayata geçirilmesi, Direniş Ekseni’nin en önemlibağlantı halkalarından birini içeriden dönüştürebilir ve Suriye’yi bağımsız bir aktörden, Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisiyle uyumlu bir ülkeye çevirebilirdi.

Ancak Beşşar Esed hükümeti bu talepleri kabul etmedi. Şam, söz konusu istekleri birdizi siyasi öneri olarak değil, Suriye’nin stratejik kimliğini değiştirmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiriyordu. 

Böyle bir değişim, ülkenin İran, Hizbullah ve Filistin direnişiyle ittifakının sona ermesi anlamına geliyordu.

Bu tarihsel dönemin önemi, yalnızca diplomatik bir teklifin reddedilmesinden ibaretdeğildir. Bu gelişme, Şam ile Washington arasındaki anlaşmazlığın yalnızca bir hükümet ya da bir devlet başkanıyla ilgili olmadığını; Suriye’nin jeopolitik konumu ve Ortadoğu’daki güvenlik denklemlerinde üstlendiği rolle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. 

Bu aşamadan itibaren siyasi baskılar, ekonomik yaptırımlar, Suriye’yi uluslararası alanda yalnızlaştırma çabaları ve güvenlik baskılarının artırılması yeni bir evreye girdi; bu süreç sonraki yıllarda daha geniş boyutlara ulaştı.

Bu nedenle Suriye krizi, yalnızca iç gelişmelerin ya da 2011’deki protestoların birsonucu olarak değerlendirilemez. Daha sonra yaşanan tüm olaylar, yıllar önce başlayan bir karşı karşıya gelişin devamıydı. 

Bu karşı karşıya gelişin amacı, Suriye’nin bölgesel konumunu değiştirmek ve Şam’ı dış politikasını yeniden tanımlamaya zorlamaktı. 

Bu hedef siyasi ve ekonomik baskılar yoluyla gerçekleştirilemeyince, söz konusu karşı karşıya geliş askerî ve güvenlik araçlarının da devreye sokulduğu yeni bir aşamaya geçti.

Bu açıdan Suriye savaşı, bu projenin başlangıç noktası değil, aşamalarından biriydi.

Bu sürecin anlaşılması, Beşşar Esed hükümetinin çöküşünden sonraki gelişmelerikavrayabilmek için gerekli bir başlangıçtır. 

Söz konusu gelişmeler, Şam’da yeni bir siyasi yapının oluşmasına yol açmış ve Suriye’nin iç ve bölgesel politikalarının yönünü yeni bir aşamaya taşımıştır. 

Colani Projesi: El-Kaide militanlığından cumhurbaşkanlığı sarayına

Beşşar Esed hükümetinin Amerikan tekliflerini reddetmesi, Suriye’nin bölgeseldenklemlerdeki konumunu değiştirmeye yönelik çabaların sona erdiği anlamına gelmiyordu. 

Şam’ın politikalarını siyasi baskılar, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik tecrit yoluyla değiştirme girişimleri sonuç vermeyince, yeni bir strateji gündeme alındı.

Bu strateji, Suriye hükümetinin politikalarını değiştirmek yerine, Şam’daki iktidar yapısını değiştirmeye odaklandı. Suriye krizinin başlamasını izleyen yıllarda, farklı eğilimlere, hedeflere ve destekçilere sahip çok sayıda silahlı grup sahneye çıktı. Bu grupların birçoğu çatışmalar sırasında ortadan kalktı, bazıları yeni yapılara entegre edildi, bazıları iseişlevini yitirdi. 

Tüm bu aktörler arasında Ahmed eş-Şara’nın, bilinen adıyla Ebu Muhammed el-Colani’nin izlediği yol, diğerlerinden açık biçimde ayrıştı.

Colani, yıllarca el-Kaide’nin Suriye’deki resmî kolu olan Nusra Cephesi’nin komutanıolarak tanındı ve adı terör örgütleri listesinde yer aldı. Buna rağmen zamanla onun siyasi ve medyadaki imajının değiştirildiği bir süreç başladı. 

Nusra Cephesi’nin adının değiştirilmesi, el-Kaide ile bağların kesildiğinin ilan edilmesi, pragmatik bir profil sunma çabası ve bazı bölgesel ve uluslararası aktörlerle ilişkilerin geliştirilmesi, bu dönüşümün işaretleriydi.

Bu değişim yalnızca taktiksel ya da propagandaya dayalı bir dönüşüm olarakdeğerlendirilemez. Gelişmelerin seyri, Colani’nin medyadaki imajı değiştirilirken, aynı zamanda onun Suriye’nin gelecekteki aktörlerinden biri olarak kademeli biçimde kabul edilmesinin zemininin de hazırlandığını göstermektedir. 

Yıllarca Batı’nın güvenlik söyleminde cihatçı bir komutan olarak tanımlanan bir isim,zamanla siyasi ve medyatik söylemin bir bölümünde siyasi bir aktör olarak sunulmaya başlandı. 

Bu süreç, Beşşar Esed hükümetinin çöküşüyle birlikte onun Şam’daki yeni iktidar yapısının başına geçmesiyle sonuçlandı.

Aynı zamanda bazı dış aktörlerin yaklaşımlarında değişim yaşandığına dair işaretler de belirginleşti. 

Siyasi temasların başlaması, diplomatik baskıların bir bölümünün azaltılması, Suriye’nin uluslararası ilişkilere geri dönüşü meselesinin gündeme getirilmesi ve yeni yönetimle etkileşim kurma çabaları, bu gelişmelerin yalnızca sahadaki değişimlerin bir sonucu mu olduğu, yoksa Suriye’nin siyasi olarak yeniden yapılandırılması sürecinin bir parçası mı sayılması gerektiği sorusunu gündeme getirdi.

Bu sorunun yanıtı, ilan edilen tutumlarda değil, yeni yönetimin sahadakiuygulamalarında aranmalıdır. Her siyasi gelişme, ancak etkileri pratikte ortaya çıktığında değerlendirilebilir. Bu nedenle Şam’daki yeni yönetimin ilk sınavı, Esed hükümetinin çöküşünden sonra Suriye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli güvenlik sorunu olan ülkenin güneyindeki gelişmeler ve İsrail’in askerî varlığını genişletmesi karşısında nasıl bir tutum sergilediği üzerinden incelenmelidir.

Bu nedenle “Colani Projesi”ni anlamak, yalnızca onun Nusra Cephesi komutanı olarak geçmişini incelemekle tamamlanamaz. 

Yeni yönetimin icraatları ve izlediği politikaların sahadaki somut sonuçları da değerlendirilmelidir. Bu konu, yazının bir sonraki bölümünde ele alınacaktır.

Güneyde yeni denge: Colani rejiminin sahadaki sınavı

Suriye’nin güneyi ve Golan sınırları, bu yaklaşım değişikliğinin kendisini gösterdiği ilk ve en önemli alan oldu.

Beşşar Esed hükümetinin çöküşünden yalnızca birkaç gün sonra İsrail, Suriye’nin askerî altyapısına yönelik bugüne kadarki en kapsamlı saldırı dalgasını başlattı.

Geçmiş yıllardaki operasyonların çoğunda ağırlıklı olarak İran’a veya Hizbullah’a bağlı merkezler hedef alınırken, bu kez Suriye ordusunun askerî kapasitesinin önemli bir bölümü saldırıların kapsamına girdi; hava savunma sistemlerinden hava üslerine, mühimmat depolarından komuta merkezlerine ve stratejik teçhizata kadar.

Aynı zamanda İsrail ordusu, Suriye’nin güneyindeki bazı bölgelerde varlığını genişletti ve yeni mevziler oluşturarak bölgede yeni güvenlik gerçeklikleri meydana getirdi.

Bu gelişmeleri önceki dönemlerden ayıran unsur yalnızca İsrail’in operasyonlarınıngenişliği değil, Şam’daki yeni yönetimin bu gelişmeler karşısındaki tutumuydu.

Hükümetin resmî tepkileri büyük ölçüde siyasi açıklamalar düzeyinde kaldı vecaydırıcılık kapasitesinin yeniden inşa edilmesi ya da Suriye’nin güneyinde oluşan yeni durumun kalıcı hâle gelmesinin önlenmesi yönünde etkili bir adım atıldığı görülmedi.

Davranış biçimindeki bu farklılık, iktidar değişiminin ardından Şam’ın güvenlik yaklaşımında yaşanan dönüşümün en önemli işaretlerinden biri olarak öne çıktı.

İsrail de izleyen süreçte stratejisini dönemsel saldırıların ötesine taşıyarak sahadakivarlığını kalıcılaştırmaya yöneldi. Yeni askerî mevzilerin kurulması, sınır bölgelerinde kuvvet konuşlandırma derinliğinin artırılması ve kalıcı güvenlik düzenlemeleri oluşturma çabaları, Tel Aviv’in Suriye’deki gelişmeleri yalnızca taktiksel bir fırsat olarak görmediğini, bunları kendi çevresindeki güvenlik ortamını yeniden tanımlama sürecinin bir parçası olarak değerlendirdiğini göstermektedir.

Bu gelişmelerin Şam’daki yeni yönetimin yaklaşımıyla eş zamanlı olması, temel birsoruyu gündeme getirmektedir: Ortaya çıkan bu durum yalnızca geçiş hükümetinin yapısal zayıflığının ve savaş sonrası ağır koşulların bir sonucu mudur, yoksa Suriye’nin bölgesel güvenlik denklemlerindeki konumu ve rolünde daha derin bir değişime mi işaret etmektedir? 

Bu yazı, siyasi ve sahadaki gelişmelere dayanarak ikinci ihtimali üzerinde daha fazla durulmaya değer bulmakta ve Suriye’nin güneyinde yaşananların yalnızca askerî bir gelişme olmadığını, Esed hükümetinin çöküşünün ardından Suriye’nin jeopolitik konumundaki değişimin ilk somut yansıması olduğunu savunmaktadır.

Bu değerlendirme doğruysa Suriye’nin güneyi, yalnızca İsrail güçlerinin konuşlandığıbir bölge ya da birkaç askerî operasyonun sahnesi değildir. Aksine, bölgesel güç dengesindeki değişimin somut ve gözle görülür biçimde izlenebildiği bir noktadır. 

Bu dönüşümün sonuçları yalnızca Suriye sınırlarıyla sınırlı kalmamakta; İsrail’ingüvenliğini, Direniş Ekseni’nin geleceğini ve diğer bölgesel aktörlerin hesaplarını daetkilemektedir. Bu konu, raporun bir sonraki bölümünde ele alınacaktır.

İsrail’in jeopolitik kazanımları

Beşşar Esed hükümetinin çöküşünden sonraki gelişmeler, yalnızca Suriye’ningüneyindeki saha durumunun değişmesiyle sınırlı kalmadı; zamanla etkilerini Ortadoğu’daki güç dengesi üzerinde de göstermeye başladı. 

En fazla dikkat çeken unsur, İsrail’i çevreleyen güvenlik ortamındaki değişimdir. Bu ortam, önceki yıllarla karşılaştırıldığında, söz konusu rejimin stratejik hedeflerini takip etmesi önünde daha az kısıtlama oluşturmaktadır.

Bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri, İsrail’in çevresindeki hareket serbestisinin artmasıdır. Suriye cephesinden kaynaklanan tehdit düzeyinin azalması, Tel Aviv’e diğer bölgesel dosyalardaki güvenlik ve askerî politikalarını daha fazla odaklanma ve esneklikle yürütme imkânı sağlamıştır. 

Bu gelişme yalnızca taktiksel ya da askerî bir kazanım değildir; aynı zamanda İsrail’in uzun vadeli stratejik hesaplarını da etkilemektedir.

Aynı zamanda Suriye’deki değişimler, diğer bölgesel aktörleri de yeni gerçekliklerlekarşı karşıya bırakmıştır. İran, Hizbullah, Türkiye, Arap ülkeleri ve hatta bölge dışı güçler, stratejilerini yeni koşullara uyarlamak zorundadır. Bu nedenle Suriye üzerindeki rekabet artık yalnızca bir ülkenin geleceği üzerindeki rekabet değildir; Ortadoğu’nun gelecekteki güvenlik düzenini şekillendirmeye yönelik daha geniş kapsamlı mücadelenin bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Bu koşullarda İsrail, sahada elde ettiği kazanımları siyasi ve güvenlik alanında kalıcıdüzenlemelere dönüştürmeye çalışmaktadır. Bölgesel gelişmelerin deneyimi, askerî başarının ancak siyasi denklemlerde kalıcı bir gerçekliğe dönüştürülebildiği zaman stratejik değer kazandığını göstermiştir. 

Bu nedenle Suriye’deki gelişmelerin önemi yalnızca temas hatlarının değişmesinde ya da güçlerin yer değiştirmesinde aranmamalı; İsrail’in güvenlik çevresinde yeni bir dengenin kalıcı hâle getirilmesine yönelik çabalar çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte, böyle bir düzenin kalıcı hâle gelmesi kesin ve önceden belirlenmiş bir sonuç değildir. Ortadoğu deneyimi, birçok yeni güç yapılanmasının iç gelişmeler, bölgesel ittifaklardaki değişimler ya da yeni aktörlerin ortaya çıkması sonucunda dönüşüme uğradığını göstermiştir. 

Bu nedenle artık temel soru, İsrail’in mevcut aşamada hangi kazanımları elde ettiği değil, bu kazanımların kalıcı bir düzene dönüşme kapasitesine sahip olup olmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, raporun nihai değerlendirmesini şekillendirecektir.

Sonuç

Beşşar Esed hükümetinin çöküşünden sonra Suriye’de yaşanan gelişmeler, yalnızca bir iktidar devri ya da yönetim değişikliği çerçevesinde analiz edilemez. 

Bu ülkede yaşananlar yalnızca siyasi aktörlerin değişmesi değil, Suriye’nin Ortadoğu’daki güvenlik denklemleri içindeki jeopolitik konumu ve işlevinde meydana gelen bir dönüşümdür. Bu dönüşümün etkileri Suriye sınırlarını aşmış ve bölgedeki tüm başlıca aktörlerin hesaplarını etkilemiştir.

Bu raporda sunulan analize göre siyasi, ekonomik ve güvenlik baskılarıyla başlayansüreç, sonunda Suriye’de yeni bir gerçekliğin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu yenigerçeklikte, ülkenin bölgesel güç dengesi içindeki rolü ve konumu farklı bir aşamayagirmiştir. 

Bu açıdan Şam’daki gelişmelerin önemi, bir hükümetin değişmesinden ziyade, Ortadoğu’nun güvenlik düzeni açısından doğurduğu stratejik sonuçlarda yatmaktadır.

Bununla birlikte bölge tarihi, hiçbir jeopolitik yapılanmanın kesin ve kalıcılaşmış olarak değerlendirilemeyeceğini göstermiştir. Yeni düzenin kalıcı olup olmayacağı; iç, bölgesel ve uluslararası bir dizi etkene bağlı olacaktır. Bu etkenler, önümüzdeki yıllarda gelişmelerin seyrini değiştirebilir.

Bu nedenle bugün belki de en önemli soru artık Şam’ı kimin yönettiği değil, Suriye’nin gelecekte Ortadoğu’nun güvenlik düzeninde nasıl bir konuma sahip olacağıdır. Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca Suriye’nin kaderini değil, bölgedeki jeopolitik rekabetlerin gelecekte izleyeceği yönü de belirleyecektir.

Suriye’nin tarihi henüz sona ermiş değildir. Bugün Şam’da yaşananlar, bu ülkeüzerindeki rekabetin sonu değil, Ortadoğu’nun gelecekteki güvenlik düzeni üzerine yürütülen mücadelenin yeni bir aşamasının başlangıcıdır.