
YDH- Washington Post gazetesi, İran’ın Kuveyt’teki Port Şuayba’da konuşlu ABD askerlerinin harekât merkezine düzenlediği SİHA saldırısını ele aldı. Söz konusu misillemede altı ABD askeri ölmüş, 30’dan fazla asker de yaralanmıştı.
Gazete, saldırının ardından ABD ordusunun komuta kademesinin aldığı kararlar, önceden iletilen istihbarat uyarıları ve yaralı askerlere sağlanan tıbbi bakım konusunda “ciddi” soru işaretleri ortaya çıktığını belirtti.
Washington Post'un saldırıdan kurtulan askerler, doğrudan görgü tanıkları ve askeri soruşturma hakkında bilgi sahibi kişiler dahil 17 kişiyle yaptığı görüşmelere dayandırdığı habere göre, 1 Mart'taki saldırıdan saniyeler sonra içerideki askerlerden sorumlu Tuğgeneral Clint Barnes yerden kalktı, koruyucu yeleğini ve miğferini aldı ve yanındaki askere, "Çık!" diye bağırdı.
İran SİHA'sının binanın merkezine isabet etmesiyle meydana gelen patlama askerleri duvarlara savururken, ölümcül bir yangın çıktı. Barnes'ın acil çıkış kapısından yakındaki korunaklı sığınağa doğru koştuğu sırada, komutası altındaki onlarca kadın ve erkek askerin binada kaldığı belirtildi.
Saldırı sonucunda ABD ordusunun 103. İkmal Komutanlığına bağlı altı asker öldü, 30'dan fazla asker ise yaralandı. Washington Post, saldırının İran savaşında ABD personelinin verdiği en ağır kayıplardan biri olduğunu ve Trump rejiminin çatışmayı başlatma kararına yönelik Amerikan kamuoyundaki tepkiyi artırdığını belirtti.
Haberde, saldırının aynı zamanda çatışma bölgesine gönderilen ABD askerlerini korumak için önceden alınan tedbirlerin yeterliliğine ilişkin ciddi sorular doğurduğu kaydedildi.
Askerlerden komuta kademesine suçlama
Washington Post'a konuşan askerler, saldırının ardından “suçluluk ve ihanete uğramışlık” duygularıyla mücadele ettiklerini söyledi. Bazıları ölen arkadaşlarını kurtarmak için yeterince çaba gösterip göstermediklerini sorguladıklarını belirtirken, yaralı askerler ABD ordusunun sağlık sisteminin kendilerini” yüzüstü” bıraktığını ifade etti.
Çok sayıda asker, Tuğgeneral Barnes ile onun üstü Tümgeneral John Hinson'a öfkeli olduklarını belirterek, iki komutanın Port Şuayba'nın muhtemel bir İran hedefi olduğuna ilişkin istihbarat uyarılarını “görmezden” geldiğini ileri sürdü.
Askerlere göre komutanlar, tesisin özellikle SİHA saldırılarına karşı yeterli savunmadan “yoksun” olduğunu belirten kurum içi değerlendirmelere rağmen birlikleri Port Şuayba'ya gönderdi.
Haberde, askerlerin bir bölümünün, ölenlerin aileleriyle paylaşılan askeri soruşturmanın, bilinen güvenlik açıklarına rağmen askerlerin Port Şuayba'ya gönderilmesinden veya saldırı sonrasında bazı askerlere yeterli tıbbi bakım sağlanmamasından dolayı herhangi bir kişiyi sorumlu tutacağından şüphe duyduğu aktarıldı.
Saldırı sırasında binada bulunan Binbaşı Stephen Ramsbottom, "Bu hatalardan ders çıkarmazsak, hepimiz aynı yalana inanırsak, daha sonra başka bir birliğin de başına aynı şey gelecek ve onlar da bizim düştüğümüz duruma düşecekler," dedi.
Soruşturmanın bulguları hakkında bilgi sahibi bir ABD'li yetkili, mevcut soruşturmanın herhangi bir cezai işlem öngörmediğini ve saldırı ile sonrasında yaşananlar konusunda kimseye sorumluluk yüklemediğini doğruladı.
Bir başka ABD'li yetkili ise askerlerin tesisin savunma kapasitesine ilişkin değerlendirmelerinin doğru olmadığını ve soruşturmanın Port Şuayba ile çevresinde SİHA ve füzelere karşı katmanlı bir savunma sistemi bulunduğu sonucuna vardığını söyledi.
ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı da Port Şuayba'nın "operasyonel planlara uygun olarak" seçildiğini, tahkim edildiğini ve burada görevlendirilen askerler için yeterli sığınak alanı bulunduğunu savundu.
Komutanlık ayrıca, saldırıya ilişkin istihbarat uyarıları ve savunma kapasitesi konusunda ayrı ve gizli bir soruşturmanın tamamlandığını bildirdi. Ancak bu soruşturmanın bulgularının kamuoyuna açıklanmasının beklenmediği kaydedildi.
İran'ın hedef listesinde olduğu biliniyordu
ABD ordusunun 103. Seferi İkmal Komutanlığı, Eylül ayında Kuveyt'teki Arifcan Kampı'na konuşlandırılmış ve Ortadoğu'daki binlerce ABD askerine lojistik destek sağlamakla görevlendirilmişti.
Pentagon, savaştan önceki haftalarda İran'ın ABD personelini hedef almasını zorlaştırmak amacıyla bölgedeki büyük üslerde bulunan askerleri daha küçük tesislere dağıtmaya başladı.
Basra Körfezi kıyısında ve Arifcan Kampı'ndan yaklaşık 30 dakika uzaklıkta bulunan Port Şuayba da değerlendirilen tesislerden biriydi. Ancak Washington Post'a konuşan üç askere göre, bölgeyi incelemek üzere gönderilen ekip daha ilk aşamada ciddi sorunlar tespit etti.
Üs genelindeki tehdit uyarılarını hoparlörler aracılığıyla duyuran "Big Voice" sistemi çalışmıyordu. Yakındaki hava savunma sistemleri bazı küçük SİHA'ları engelleyebilse de Şuayba'da tek yönlü saldırı gerçekleştiren Şahid tipi SİHA'ları düşürebilecek sistemlerin bulunmadığı ve ilk güvenlik değerlendirmelerinde üssün yeterince korunmadığının tespit edildiği belirtildi.
Haberde, bu eksikliğin 2024 yılında Ürdün'de yeterli hava savunması bulunmayan bir üsse bir direniş grubunun düzenlediği ve üç ABD askerinin öldüğü SİHA saldırısını hatırlattığı ifade edildi.
Ayrıca Şuayba'da saldırıların etkisini azaltacak veya askerleri havadan gözetlemeye karşı gizleyecek üst örtülerin de “bulunmadığı” kaydedildi.
Bir askerin haziran ayında ABD Ordusu Genel Müfettişliğine sunduğu ve Washington Post tarafından incelenen şikâyette, birliğin kuvvet koruma değerlendirmelerinin "Şuayba Limanı'na hiçbir personelin konuşlandırılmamasını tavsiye ettiği" belirtildi.
Askerlerin aktardığına göre, İran'la gerilimin arttığı ve Trump yönetiminin Ortadoğu'ya büyük bir askeri yığınak yaptığı aralık ayında hem Barnes hem de Hinson, Port Şuayba'nın güvenlik açıkları konusunda gizli brifingler aldı. İki generale ayrıca Şuayba'nın İran'ın hedef listesinde bulunduğuna ilişkin istihbarat sunuldu.
"Belirlenmiş bir hedef olduğunu biliyorduk"
Washington Post'a göre, Port Şuayba'nın güvenli kabul edilmesinde, Donald Trump'ın 2025 yazında İran'ın başlıca nükleer tesislerine saldırı emri vermesinin ardından Kuveyt'teki önceki ABD birliklerinin buraya taşınması ve herhangi bir saldırıya uğramaması etkili olmuş olabilir.
Ancak İran o dönemde yalnızca sınırlı bir karşılık vermiş, büyük bir ABD üssünü hedef almış ancak diğer Batılı hedeflere yönelik saldırıları genişletmemişti.
Trump'ın askeri harekât tehdidini kamuoyu önünde giderek artırdığı dönemde Barnes ve Hinson'a, İran liderliğinin öldürülmesi halinde "yalnızca askeri üslerin değil, ABD güçlerinin bulunabileceği tüm noktaların hedef alınacağı" yönünde uyarı yapıldığı aktarıldı.
Bir asker, saldırıdan aylar önce Barnes'a, "Planımızı değiştirmeliyiz. Bu tehlikeli," dediğini söyledi.
Savunma sistemi talebi reddedildi
Port Şuayba'ya taşınmadan önce askerlerin tesisin koruma önlemlerini güçlendirmeye çalıştıkları belirtildi.
1 Mart saldırısında hayatını ölen Astsubay Robert M. Marzan'ın, diğer bazı askerlerle birlikte "Big Voice" uyarı sistemini işler hale getirdiği bildirildi. ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı da sistemin saldırı sırasında çalıştığını doğruladı.
Komutanlığın ayrıca EAGLS adı verilen, kamyona monte edilmiş bir SİHA savunma sisteminin tesise gönderilmesini talep ettiği, ancak bu talebin “karşılanmadığı” aktarıldı.
Bir asker, "Yeterli sistem bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi," dedi.
Askerlerin ayrıca Şuayba'ya silahsız olarak konuşlandırıldığı öne sürüldü. Bir asker, "Hiç kimsede silah yoktu. Mürettebat tarafından kullanılan silahlar da otomatik silahlar da yoktu. Hepsini Arifcan'daki silah odasında bıraktık," ifadelerini kullandı.
Saldırıdan önceki günlerde birden fazla askerin Port Şuayba üzerinde, muhtemelen keşif amacıyla uçan küçük dört pervaneli SİHA'lar gördüğü de bildirildi.
Bununla birlikte askerler, tüm istihbarat uyarılarına rağmen İran'a karşı başlatılacak askeri operasyonun 2025 yazında olduğu gibi “kısa süreceği ve sınırlı bir karşılıkla sonuçlanacağı” varsayımının yaygın olduğunu söyledi.
Ölümcül saldırıdan yarım saat önce "tehlike geçti" duyurusu
ABD ve İsrail güçleri, 28 Şubat saat İran genelinde "Destansı Öfke Operasyonu"nu başlattı. İran ise yüzlerce SİHA ve füzeyle karşılık verdi.
Port Şuayba'da bir tehdit tespit edildiğinde Arifcan Kampı'ndan gelen uyarı üzerine "Big Voice" sistemi devreye sokuluyor ve askerlerin sığınaklara gitmesi isteniyordu.
İlk gün boyunca Binbaşı Cody A. Khork ve diğer askerler sistemi kullanarak personeli sığınaklara yönlendirdi. Askerler zaman zaman saatlerce sığınaklarda bekliyor ve ancak "tehlike geçti" duyurusunun ardından görev yerlerine dönüyordu.
Ancak Washington Post'a konuşan çok sayıda askere göre, bu kesintiler komuta kademesinde “rahatsızlık” yaratmaya başladı. Barnes, az sayıda temel personelin alarm sırasında binada kalmasını isterken, Hinson'ın başka bir askere, "İnsanların sığınaklarda uyumasına izin veremeyiz." dediği aktarıldı.
Altı asker, Barnes'ın kıdemli danışmanı Başçavuş Javier Camposano Jr.'ın da personelin alarm sırasında binaya dönmesi yönünde baskı yaptığını söyledi.
1 Mart günü ölümcül saldırıdan önceki son uyarı saat 04.30 sıralarında yapıldı. Askerler dört saatten fazla sığınaklarda beklerken sabırların tükendiği ve bazı askerlerin "tehlike geçti" duyurusunu beklemeden işlerini tamamlamak üzere binaya döndüğü belirtildi.
Altı askerin aktardığına göre Camposano, başka bir askerden Khork'a ulaşmasını ve personelin harekât merkezine dönebilmesi için "tehlike geçti" duyurusunun yapılmasını istemesini talep etti.
Saat 09.00 sıralarında "tehlike geçti" duyurusu yapıldı.
Yaklaşık 30 dakika sonra tek bir İran Şahid SİHA'sı hedefini buldu ve binaya daldı.
"Tepki verecek zaman yoktu"
Saldırı sırasında dışarıda yürüyen iki asker, SİHA'nın isabetinden hemen önce ıslığa ve çim biçme makinesine benzer bir ses duyduklarını anlattı.
Askerlerden biri, "Yukarı baktığımda neredeyse dikey olarak geliyordu. Tepki verecek gerçek anlamda hiçbir zaman yoktu." dedi.
Şahid SİHA'sı binanın merkezine çarptı. Bilgisayarlar ve ışıklar patlarken metal, cam ve plastik parçaları şarapnele dönüşerek odadaki askerleri yaraladı.
Patlama Binbaşı Ramsbottom'ı sandalyesinden koridora savurdu ve başının arkasına bir şarapnel parçası saplandı. Ramsbottom, "Burada yardıma ihtiyacımız var!" diye bağıran bir ses duyduktan sonra kendine geldiğini anlattı.
Ramsbottom, enkazın arasından ilerleyerek saldırıda ölen Binbaşı Khork ile Başçavuş Noah L. Tietjens'i kurtarmaya çalışan askerlerin yanına ulaştı.
"Her yerde bir şeyler yanıyordu," diyen Ramsbottom, Tietjens'in dışarı çıkarılmasına yardım ettiğini ve ardından defalarca binaya geri döndüğünü söyledi.
Ramsbottom, saldırı sonrasında iki generali de görmediğini belirtti. İki generalin Port Şuayba'daki toplanma noktasında bulunmadığını ve kullandıkları Chevrolet kamyonetlerin de ortadan kaybolduğunu söyledi.
"Onların nerede olduğunu sorduk." diyen Ramsbottom, birinin kendisine, "Hinson oldukça kötü kanıyordu." dediğini hatırlattı.
Washington Post'a konuşan askerlerin Hinson'ı son gördüğü yer, Barnes'la birlikte bir sığınağın yakınıydı. İki askere göre Hinson'ın yüzü kan içindeydi ve sersemlemiş görünüyordu.
Barnes'ın ise görünürde herhangi bir yarası olmadığı belirtildi.
ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı, generallerin saldırı sonrasındaki tutumlarını savunarak, komuta kademesinin "personelin olay yerinden tahliyesine derhal yardım ettiğini ve kendi yaralanmaları nedeniyle tıbbi tahliyeleri gerçekleştirilmeden önce ilk personel sayımını yapmak üzere sahadaki personelle doğrudan çalıştığını" öne sürdü.
Komutanlık, Hinson'ın travmatik beyin hasarı ve elinden yara aldığını bildirdi ancak Barnes'ın yaralanıp yaralanmadığı konusunda bilgi vermedi.
Buna karşılık Washington Post'a konuşan askerlerin hiçbiri, Hinson veya Barnes'ın hayatta kalan askerler ölüleri ve yaralıları binadan çıkarırken yardım ettiğini görmediğini söyledi.
Ramsbottom, "Birçoğumuz yaralıydık. Biz kaldık ve herkesin dışarı çıktığından emin olduk." dedi.
Saldırıda 35 yaşındaki Binbaşı Cody A. Khork, 54 yaşındaki Astsubay Robert M. Marzan, 42 yaşındaki Başçavuş Noah L. Tietjens, 39 yaşındaki Başçavuş Nicole M. Amor, 20 yaşındaki Çavuş Declan J. Coady ve 45 yaşındaki Binbaşı Jeffrey R. O'Brien öldü. 30'dan fazla asker de yaralandı.
Yaralı askerler kendi imkânlarıyla hastaneye gitti
Saldırıdan kurtulan askerler, Port Şuayba'daki toplanma noktasından birliklere ait minibüs ve kamyonlara binerek kendi imkânlarıyla Kuveyt kentindeki bir hastaneye gitti.
Yaralıların burada bir gün kaldıktan sonra yakındaki “güvenli evlere” gönderildiği belirtildi.
Birkaç gün sonra en ağır yaralı yaklaşık 10 asker daha kapsamlı tedavi için Kuveyt'ten tahliye edildi. Diğer 24 asker ise saldırıdan dokuz gün sonra, 10 Mart'ta bölgeden çıkarıldı.
Askerler, bu aşamada hâlâ şarapnel yaraları ve kırık kemikler nedeniyle tıbbi bakıma ihtiyaç duyduklarını, bazılarının beyin travması veya iç yaralanmalar açısından dahi taranmadığını söyledi.
Askerler, Almanya'daki Landstuhl Bölgesel Tıp Merkezine gideceklerini öğrendiklerinde rahatladıklarını ancak buraya ulaştıklarında askeri sağlık ekiplerinin uçakta yaralı personel bulunduğundan haberdar olmadığını anlattı.
Bir asker, "Uçakta yaralı personel bulunduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu." dedi.
Doktorlar, askerlerin uçuş listesinde tıbbi tahliye edilen personel olarak kaydedilmemeleri ve ordunun kayıp işleme veri tabanında ağır yaralı olarak görünmemeleri nedeniyle hastaneye yatırılamayacaklarını bildirdi.
Askerlerin yaraları sarıldı ve acil serviste ayakta tedavi uygulandı, ardından ABD'ye gidecek uçuşu beklemeleri için yakındaki kışlalara gönderildiler.
Bir asker, Landstuhl'da kendilerine sürekli aynı cevabın verildiğini belirterek, "'Üzgünüz. Sistem böyle. Yapılabilecek hiçbir şey yok,' dediler," ifadelerini kullandı.
ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı ise yaralıların durumlarının bölgedeki sağlık personeli tarafından sınıflandırıldığını ve etkilenen tüm personele "kesintisiz fiziksel, davranışsal ve travmatik beyin hasarı tedavisi" sağlandığını savundu.
"Kendimizi soruşturduk ve yanlış bir şey bulamadık"
Saldırının soruşturulması için Hinson'ın başlangıçta kendi komutası altındaki orta rütbeli bir subayı görevlendirdiği bildirildi.
Bu durum, soruşturma kapsamında ifade veren bazı askerlerde rahatsızlığa yol açtı. Bir asker, süreçten edindiği izlenimi, "Kendimizi soruşturuyoruz ve hiçbir yanlışlık bulmuyoruz." sözleriyle anlattı.
Port Şuayba saldırısı gibi yüksek profilli olaylarla ilgili soruşturmalar yürütmüş bir askeri yetkili, bu tür incelemelerin objektif olabilmesi için soruşturmayı yöneten kişinin olaydan etkilenen kurumun dışından gelmesinin şart olduğunu söyledi.
Yetkili, "Bütün mesele, tarafsız bir subayın görevlendirilmesidir." dedi.
ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı ise Hinson tarafından görevlendirilen subayın yalnızca ön bilgi toplamakla görevlendirildiğini, soruşturmanın daha sonra komutanlık tarafından devralındığını ve daha kıdemli bir subayın gözetiminde yürütüldüğünü bildirdi.
Soruşturmanın bulgularının Korgeneral Patrick Frank tarafından onaylandığı belirtildi. Frank, Port Şuayba saldırısı sırasında ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığının başındaydı. Trump rejimi kısa süre önce onu İran'a karşı yürütülen harekâtın tüm boyutlarını koordine eden ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının iki numaralı generali olarak atadı.