NYT: Hürmüz'de Trump'ın hesabı tutmadı, kontrol İran'ın elinde

13 Temmuz 2026

Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açtığını savunduğu anlaşmanın, gerçekte İran’ın boğaz üzerindeki fiili denetimini resmileştirdiği belirtildi.

YDH- New York Times'ta (NYT) yayımlanan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen ay İran ile imzaladığı mutabakat zaptının Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak yerine Tahran'ın stratejik su yolu üzerindeki fiili kontrolünü “resmileştirmiş” olabileceği değerlendirildi.

Analize göre, iki ay boyunca ABD Donanması ile yapılan sessiz bir düzenleme kapsamında ticari tankerler, Hürmüz Boğazı'ndan petrol ve doğal gaz taşırken İran tarafından tespit edilmemek amacıyla transponderlerini kapattı.

ABD ordusu, İran'ın saldırması ihtimaline karşı belirli ölçüde hava koruması sağlarken, deniz subayları gemileri telsiz üzerinden İran kıyısının karşısındaki Umman sahiline yakın seyretmeye yönlendirdi.

Analizde, bu uygulamanın, savaşta varılan geçici ateşkes sırasında mayıstan hazirana kadar boğazdaki trafiğin “istikrarlı” biçimde artmasını sağladığı iddia edildi.

Ancak analize göre, Trump'ın geçen ay İran ile imzaladığı çerçeve anlaşması, “Tahran'a boğazda resmi yetki tanıyan ifadeleri ve bazı önemli maddelerdeki belirsizlikler nedeniyle” bu uygulamanın sona ermesine zemin hazırladı.

Trump, 14 Haziran'da varılan anlaşmayı boğazın yeniden açılması olarak kutlayarak sosyal medyada, "Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!" ifadelerini kullandı.

Ancak eleştirmenler, anlaşmanın gerçekte İranlı yetkililerin savaş boyunca açıkça ortaya koyduğu yeni durumu resmileştirdiğini savunuyor: Hürmüz Boğazı artık İran'ın kontrolünde.

İran'ın ticari gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, ABD ve İsrail'in İran'a karşı savaşı başlatmasından kısa süre sonra boğazdaki trafiği büyük ölçüde durdurmuştu.

ABD ile İran'ın nisan ayı başında geçici ve gayriresmi bir ateşkese varmasından birkaç hafta sonra bazı tankerler, İran kıyısından daha uzakta bulunan güney rotasını kullanmaya başlamıştı.

NYT'ye göre İran, geçen hafta bu bölgede saldırılar düzenleyerek gemileri boğazın kuzeyindeki kendi karasularından geçmeye zorlamaya çalışıyor. Böylece Tahran'ın gemilerden geçiş ücreti talep etmek için gerekçe oluşturabileceği belirtildi.

ABD ordusu, İran birliklerinin salı günü güney rotasında üç gemiye saldırdığını açıkladı. Trump buna İran'a hava saldırıları emri vererek karşılık verdi.

Gerilim, İran Donanması’nın hafta sonu boğazdaki başka bir gemiye ateş açtığını ve su yolunu "ABD'nin bölgeye müdahalesi sona erene kadar" kapattığını açıklamasıyla daha da tırmandı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), buna karşılık yaklaşık 140 İran askeri hedefini vurduğunu ve son bir haftadaki toplam ABD saldırılarının sayısının 310'a ulaştığını ileri sürdü.

Trump'ın haziran anlaşmasının "bittiğini" düşündüğü yönündeki açıklamasıyla birlikte küresel enerji fiyatları yeniden yükselirken, topyekûn savaşa dönüş endişeleri de arttı. Savaştan önce dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gazının beşte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyordu.

Eleştirilerin odağında belirsiz ifadeler var

Eski ABD'li yetkililer ve analistler, son krizin haziran anlaşmasının “öngörülebilir bir sonucu” olduğunu savundu.

Yüksek benzin fiyatları ve artan enflasyon nedeniyle kamuoyunda oluşan tepkiyle karşı karşıya kalan Trump'ın, boğazı yeniden açarak küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifletmeye “istekli” olduğu belirtildi.

Trump, diğer adımların yanı sıra Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması karşılığında ABD'nin İran limanlarına yönelik askeri ablukasını sona erdirmeyi ve Tahran'ın 60 gün süreyle petrol satışlarına yeniden başlamasına izin vermeyi kabul etti.

Mutabakat zaptı olarak adlandırılan haziran anlaşması, daha kapsamlı ve kalıcı bir barış planına ulaşmayı amaçlayan ek müzakerelerin de önünü açtı.

Birçok ABD'li ve yabancı yetkili ateşkesi memnuniyetle karşılarken, eleştirmenler anlaşmanın “tehlikeli ölçüde belirsiz” olduğu uyarısında bulundu.

Eleştirilerin özellikle beşinci paragrafta yer alan, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemilerin güvenli geçişi için "azami çabayı göstererek gerekli düzenlemeleri yapacağı" yönündeki ifadeye odaklandığı kaydedildi.

ABD'nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi ve emekli diplomat Michael Ratney, "İran'ın bunu, Hürmüz'den geçişi kontrol etmede kendisine açıkça kalıcı bir rol verilmesi olarak görmesine kimse şaşırmamalı." dedi.

Ratney, "İran'ın kontrolü açıkça ona güçlü bir koz veriyor ve görünüşe göre Tahran bu kozu korumak için çatışmaların yeniden başlamasını, hatta ateşkesin çökmesini bile göze almaya hazır." değerlendirmesinde bulundu.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise 18 Haziran'daki basın toplantısında Trump'ın boğaza ilişkin taleplerinin gelecekteki bir anlaşmaya dahil edileceğini savunarak, "Bütün kartlar bizim elimizde." demişti.

Boğaz üzerindeki kontrol mücadelesinin denizcilik şirketlerini bir “ikilemle” karşı karşıya bıraktığı belirtildi: Gemiler, Umman'a yakın güney koridorunu kullanarak İran saldırısına uğrama riskini mi göze alacak, yoksa yüksek ücretler ödeyerek ve Tahran'ın otorite iddiasını güçlendirerek kuzeydeki İran koridorundan mı geçecek?

İran'ın boğazdaki rolü nasıl değişti?

Yaklaşık 60 yıl boyunca ticari gemiler, Hürmüz Boğazı'ndan Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen bir rota üzerinden geçti.

İran hükümeti, 1968'de bu rotanın oluşturulmasını desteklemiş ve güzergâh İran karasularından geçmesine rağmen onu kontrol etmeye çalışmamıştı.

1979 İran İslam Devrimi'yle iktidara gelen yönetim, söz konusu BM düzenlemesinin kendisini bağlamadığını belirtse de yıllar boyunca boğazdaki deniz trafiğine yalnızca zaman zaman müdahale etti.

Bu durum, ABD ve İsrail güçlerinin 28 Şubat'ta İran'a saldırmasıyla değişti.

İran ordusu kısa sürede ticari gemileri hedef almaya ve mayın döşemeye başlayarak trafiği durma noktasına getirdi. Yalnızca İran'a yüksek miktarlarda ödeme yapmayı kabul eden gemilere ülkenin kıyıları boyunca güvenli geçiş izni verildi.

Eleştirmenlere göre Trump, Tahran ile imzaladığı haziran anlaşmasıyla bu yeni statükoyu “kabul etti.” İranlı müzakerecilerin ısrarıyla hazırlanan 14 maddelik belge, İran'ın boğazdaki yetkisini tanıdı.

Anlaşma, geçiş ücreti alınmasını yasaklıyor ancak bu yasak, yeni bir anlaşmaya yönelik müzakereler sürerken yalnızca 60 gün için geçerli. Trump da daha önce ABD'nin geçiş ücreti talep etmeyi deneyebileceğini söylemişti.

Mutabakat ayrıca, gemilerin boğazın herhangi bir bölümünden güvenli biçimde geçebileceğine dair kesin bir güvence içermiyor.

İranlı yetkililer ve diplomasi uzmanlarına göre anlaşmanın son cümlesi, boğazın yönetiminde İran'a resmen “merkezi bir rol” verdi:

"İran İslam Cumhuriyeti, yürürlükteki uluslararası hukuk ve Hürmüz Boğazı'na kıyısı bulunan devletlerin egemenlik hakları doğrultusunda, diğer Basra Körfezi kıyı devletleriyle istişare ederek Hürmüz Boğazı'nın gelecekteki yönetimini ve denizcilik hizmetlerini belirlemek üzere Umman Sultanlığı ile diyalog yürütecektir."

Trump o dönemde anlaşmayı boğazda serbest seyrüsefere dönüş olarak övmüştü. Analize göre, ancak İranlı yetkililer kısa süre sonra anlaşmayı, gemilerin nereden seyretmesi gerektiğini, özellikle de İran kıyılarına yakın bir rotayı kullanmasını belirleme yetkilerinin dayanağı olarak göstermeye başladı.

Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi başkanlar döneminde uzun yıllar Ortadoğu müzakereciliği yapan Dennis Ross, İran'ın anlaşmaya ilişkin yaklaşımının açık olduğunu söyledi.

Ross, "Boğazı açıyordunuz ama yalnızca İran'ın tamamen kontrol sahibi olması ve diğer rotaların kabul edilmemesi şartıyla." dedi.

Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü’nden araştırmacı Hüseyin İbiş ise "Uluslararası hukukun tamamı bir yöne, mutabakat zaptı ise diğer yöne gidiyor." değerlendirmesini yaptı.

Müzakerelerde yer alan bir ABD'li yetkili, İran'ın görüşmeler sırasında gemilerin Umman kıyılarına yakın bir rota kullandığını bildiğini ve hatta bunlardan bazılarına insansız hava araçlarıyla saldırdığını söyledi.

Yetkiliye göre, bu nedenle İran'ın güvenli geçiş için "azami çabayı" göstermeyi kabul etmesi, söz konusu bölgede saldırı düzenlemeyeceği anlamına geliyordu.

ABD'nin gizli yönlendirme operasyonu

NYT'ye göre İranlı müzakereciler, yaz başındaki anlaşma görüşmeleri sırasında ABD karşısında “önemli bir koza” sahip olduklarını biliyordu.

ABD ordusu, 4 Mayıs'ta boğazda mahsur kalan ticari gemilere eskortluk ederek su yolunu yeniden açmak amacıyla "Özgürlük Projesi" adlı bir operasyon başlattı.

Ancak Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin İran'ın misillemesinden endişe ederek ABD'nin operasyon için Suudi hava sahasını kullanmasına izin vermemesi üzerine Trump, 48 saatten kısa bir süre içinde girişimden vazgeçti.

Pentagon bunun ardından ağırlıklı olarak telsiz yönlendirmesine dayanan daha örtülü bir yöntem uygulamaya başladı.

CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, mayıs ayı başından bu yana ABD güçlerinin 400 milyon varil ham petrol taşıyan 800'den fazla ticari gemiye Umman kıyıları boyunca rota yönlendirmesi sağladığını iddia etti.

Gemiler, küresel deniz taşımacılığını düzenleyen BM'ye bağlı Londra merkezli Uluslararası Denizcilik Örgütünün Umman ile istişare ederek belirlediği rotayı kullandı. Bu güzergâh, uzun süredir mahsur kalan yaklaşık 600 geminin tahliye edilmesi amacıyla oluşturulmuştu.

Gayriresmi ateşkes, haziran anlaşmasının imzalanmasıyla resmi hale geldi. Denizcilik veri şirketi Kpler'e göre 20 Haziran'dan itibaren yedi gün içinde yaklaşık 400 gemi boğazdan geçti. Bu, savaşın başlamasından bu yana bir haftalık dönemde kaydedilen en yüksek sayıydı.

Ancak İran'ın saldırılarının ardından perşembe günü boğazdan yalnızca 22 gemi geçebildi.

İki uçak gemisinin de aralarında bulunduğu bir düzineden fazla ABD Donanması savaş gemisi ile uçak gemilerinde ve kara üslerinde konuşlandırılmış onlarca saldırı ve gözetleme uçağı, Umman Denizi'nin genelinde faaliyetlerini sürdürüyor.

ABD ordusu ayrıca, otonom deniz araçlarını kullanarak boğazda mayın tespit görevleri yürütüyor.

Hawkins, "ABD güçleri, ticari deniz taşımacılığına yönelik gerekçesiz saldırganlığı nedeniyle İran'dan hesap sorarken aynı zamanda boğazdan geçişi kolaylaştırmayı sürdürdü." dedi.

Ancak Hawkins, ABD ordusunun yönlendirmesinin boğazdan geçen ticari gemileri koruyacağına dair "hiçbir garanti bulunmadığını" da kabul etti.

İran rotası ve 2 milyon dolarlık geçiş ücreti

Savaşın en yoğun döneminde bazı denizcilik şirketleri İran kıyılarına daha yakın seyretmeyi ve İran ordusunun güvenli geçiş garantisine güvenmeyi tercih etti.

İran, bu gemilere geçiş başına 2 milyon dolara kadar ödeme yapmaları gerektiğini bildirdi.

Tahran, boğazdan geçen tüm gemilerin bu rotayı kullanması ve İran'ın mayıs ayında kurduğu Fars Körfezi Boğazı İdaresinden izin alması gerektiğini belirtti.

İran, haziran ateşkesi kapsamında uygulamaya ara verene kadar söz konusu ücretlerin güvenlik ve çevre hizmetleri karşılığında alındığını söyledi.

Bazı uzmanlar bunu, İran'ın belirli koşullar altında bu tür ücretlere izin veren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne uygun hareket ettiği görüntüsü vermeye yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Uzmanlara göre, İran gerçekte sözleşmenin yasakladığı fiili geçiş ücretleri oluşturuyor. İran, sözleşmeyi imzalamasına rağmen onaylamadığı için hükümlerinin kendisi açısından bağlayıcı olmadığını savunuyor. ABD de sözleşmeyi hiçbir zaman onaylamadı.

ABD ve bazı diğer ülkeler, İran'ın gemilerin kuzey rotasını kullanması yönündeki talebini reddetti. Bunun üzerine ABD ordusu mayıs ayında Umman kıyıları boyunca uzanan güney rotasını oluşturdu.

Trump, geçen ay İran ile anlaşmayı imzaladıktan sonra bu rotanın "tamamen güvenli, emniyetli ve kusursuz" olduğunu iddia etmişti.

Ancak yatırım araştırma şirketi Alpine Macro'nun baş jeopolitik stratejisti Dan Alamariu, İran ve ABD'nin özellikle askeri güçlerini kullanarak karşılıklı koz elde etmeye çalışması nedeniyle denizcilik şirketlerinin karşı karşıya olduğu risklerin artabileceğini söyledi.

İran'ın ciddi ekonomik baskıya maruz kaldığını ancak daha fazlasına katlanmaya hazır olabileceğini belirten Alamariu, Trump'ın geçen ay geçici olarak kaldırdığı İran petrol satışlarına yönelik ABD yasağını geçen hafta yeniden yürürlüğe koyduğuna dikkat çekti.

Bununla birlikte Trump, İran limanlarına yönelik deniz ablukasını henüz yeniden uygulamaya koymadı.

Alamariu, krizin temel sorusunu şu sözlerle özetledi:

"Önce hangisi çatlayacak: İran ekonomisi mi, küresel ekonomi mi?"