
YDH - İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki bölgesel gelişmelere, ABD ile yürütülen diplomatik süreçlere ve komşu ülkelerle ilişkilere dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın İran'a yönelik açıklamalarına ve Tahran'ın adımlarını İsrail'in eylemleriyle kıyaslamasına değinen Bekai, bu değerlendirmeyi sert bir şekilde eleştirdi.
Bekai, "Sayın Fidan gibi deneyimli bir siyasetçinin böyle temelsiz bir kıyaslama yapması şaşkınlık verici. Kendisi de çok iyi biliyor ki İsrail rejimi yapısı gereği yayılmacı bir karakter taşıyor ve Türkiye dahil olmak üzere tüm bölgeye zarar vermeyi hedefliyor. Ankara'nın nasıl böyle tuhaf bir analize ulaştığını anlamakta güçlük çekiyoruz" dedi.
İran'ın bölgede hiçbir vekil gücü olmadığını vurgulayan Sözcü, "Bölgedeki tek gerçek vekil güç İsrail'dir. Türk dostlarımızdan sahadaki gerçeklerle örtüşen analizler yapmalarını ve İsrail rejiminin kendi çıkarları doğrultusunda suistimal edebileceği argümanları tekrarlamaktan kaçınmalarını bekliyoruz" diye konuştu.
ABD ile varılan mutabakatın geleceğine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, "İslamabad Mutabakatı'nın bir kriz aşamasına girdiğine dair hiçbir şüphe yok" değerlendirmesini yaptı.
İran'ın katıldığı tüm müzakerelere büyük bir ciddiyet ve hassasiyetle yaklaştığını dile getiren Sözcü, ülkesinin imza attığı anlaşmalardaki taahhütlerini her zaman iyi niyetle yerine getirdiğini savundu.
Karşı tarafın ise anlaşmayı bozma konusunda sabırsız davrandığını ifade eden Bekai, şöyle devam etti:
"O kadar sabırsızlardı ki beşinci maddede Hürmüz Boğazı ile ilgili öngörülen bir aylık sürenin dolmasına bile izin vermediler. İlk günlerden itibaren anlaşmadan caymanın yollarını aramaya başladılar. 14 maddelik mutabakat zaptının neredeyse tüm unsurları ABD tarafından çok kısa bir süre içinde fiilen ortadan kaldırıldı. Biz en başından beri taahhüde karşı taahhüt ilkesini benimsedik. Karşı taraf yükümlülüklerine bağlı kaldığı sürece biz de taahhütlerimizi yerine getireceğiz."
Suikasta uğrayan direniş liderlerinin ve savaşta hayatını kaybeden tüm vatandaşların intikamının alınması yönündeki toplumsal taleplere değinen Bekai, adaletin tesis edilmesinin ahlaki, siyasi ve uluslararası hukuk açısından temel bir ilke olduğunu belirtti.
Son dönemde işlenen suçların hiçbir şekilde zaman aşımına uğramayacağını kaydeden Sözcü, ABD'nin İran halkına yönelik düşmanca adımlarının sürdüğüne dikkat çekti.
Dışişleri Bakanlığının bu sürecin hukuki ve diplomatik ayağını yürüttüğünü belirten Bekai, "Uluslararası alanda tüm hukuki araçları ve fırsatları değerlendireceğiz. İç hukukta da yargı makamlarımız kendi sorumluluklarını hassasiyetle takip ediyor. Hayatını kaybeden, zarar gören ya da mal varlığını yitiren her bir vatandaşımızın hakkını savunmak için dava süreçlerini işleteceğiz. Elleri masumların kanına bulanan katiller, bugün mağdur rolü oynayarak dünyanın bu cürümleri unutacağını sanıyor ancak bu yapay tavırlar kimseyi aldatamaz" ifadelerini kullandı.
Fransa, Almanya ve İngiltere'den oluşan Avrupa üçlüsünün (E3) İran'a yönelik ortak bildirisine de değinen Bekai, bu metnin hiçbir hukuki veya siyasi geçerliliği olmadığını beyan etti. Avrupa ülkelerinin gerçekleri çarpıtma konusunda ısrarcı olduğunu savunan Sözcü, bölgedeki ve dünyadaki istikrarsızlığın yegane kaynağının ABD ve İsrail'in saldırgan politikaları olduğunu, bu tür taraflı açıklamaların sorunların çözümüne hiçbir katkı sağlamayacağını dile getirdi.
Ayrıca Fransa Dışişleri Bakanı'nın iddialarına da yanıt veren Bekai, "Fransızlar, kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen konularda rol kapmaya çalışmaktan vazgeçmeli. Dile getirdikleri hususlar bizim için hiçbir zaman bağlayıcı olmayan klişelerin tekrarından ibaret. Ulusal egemenliğimizi ilgilendiren konularda kararlarımızı yalnızca kendi önceliklerimize göre alırız" dedi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer konuda uzlaşmaya dünden razı olduğu yönündeki iddialarını yalanlayan Bekai, yalan söylemenin ABD siyasetinde bir alışkanlık haline geldiğini ifade etti.
Cumartesi günü Maskat'ta gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin yalnızca Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik mimarisine odaklandığını açıklayan Sözcü, "Amacımız Umman'ın arabuluculuğunda gemilerin güvenli geçişini sağlayacak ortak bir mekanizma kurmaktı ancak Umman üzerindeki baskılar nedeniyle bu girişim sonuca ulaşamadı" bilgisini paylaştı.
ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda 20 ticari gemiye askeri refakat sağladığı yönündeki iddiaları da değerlendiren Bekai, yabancı güçlerin bölgedeki askeri varlığının güvenliği artırmak bir yana, istikrarsızlığı körüklediğini belirtti.
Bölge güvenliğinin ancak bölge ülkelerinin ortak istişare mekanizmalarıyla sağlanabileceğini söyleyen Sözcü, Hürmüz Boğazı'nın İran'ın ulusal çıkarlarına yönelik bir tehdit sahasına dönüştürülmesine asla müsaade etmeyeceklerini sözlerine ekledi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi'nin, denetçilerin İran'a dönmesi ve zarar gören nükleer tesislere erişim sağlanması yönündeki talebine İran'ın nasıl yaklaşacağı sorulan Bekai, bu talebe olumsuz yanıt verdiklerini kesin bir dille ifade etti.
Sözcü, nükleer tesislerin askeri amaçlarla yeniden inşa edildiğine dair iddialara ilişkin ise bu yöndeki uydu fotoğraflarını bizzat incelemediği için somut bir yorum yapamayacağını belirtti.
Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Yardımcısı Celalzade'nin Kabil ziyaretine değinen Bekai, iki ülke arasında 900 kilometreyi aşan ortak sınır hattı bulunduğunu ve köklü tarihi ilişkilerin mevcut olduğunu hatırlattı.
İran'da çok sayıda Afgan göçmenin yaşaması, geniş ticari ilişkiler ve sınır güvenliği gibi başlıkların farklı düzeylerde temasları zorunlu kıldığını anlatan Sözcü, "Kabil'deki yönetimi resmi olarak tanıma meselesini, iki halkın çıkarları için elzem olan pratik işbirliklerimizin önüne bir şart olarak koymadık. Tanıma konusu tamamen hukuki bir süreçtir ve zamanı geldiğinde değerlendirilecektir" dedi.
İran'ın Lübnan ve Umman'ın iç işlerine müdahale ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Bekai, Tahran'ın hiçbir müttefiki adına karar alma yetkisini kendinde görmediğini paylaştı.
Mutabakat metninde Lübnan'a atıfta bulunulmasının, İran'ın bölgesel barışa olan sorumlu yaklaşımının bir göstergesi olduğunu belirten Sözcü, Lübnan'ın geleceğine ve Hizbullah'ın silah varlığına yalnızca Lübnan halkının karar verebileceğini söyledi.
Umman ile ilişkiler konusunda ise 28 Şubat saldırılarının ardından şartların değiştiğini belirten Bekai, "Biz ülkemize yönelik yeni bir saldırı dalgasını önlemek adına gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlüyüz.
Mutabakat metninde de belirtildiği üzere, seyrüsefer güvenliğinin korunması için Umman ile istişare halinde adımlar atıyoruz. Dost Umman yönetiminden beklentimiz, ortak güvenliğimizi tahkim edecek şekilde işbirliğini sürdürmesidir" dedi.
ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın ölümüne dair soru üzerine Bekai, Graham'ın siyasi hayatı boyunca savaş, işgal, baskı ve soykırım savunuculuğu yaptığını ifade etti.
Graham'ın arkasında oldukça karanlık bir miras bıraktığını belirten Sözcü, "Bu saldırgan şahsiyetin ölümü, bölgede ve dünyada barışı savunan hiçbir özgür insanın yüreğini sızlatmayacaktır" değerlendirmesinde bulundu.