
YDH - El-Ahbar gazetesi Firas eş-Şufi, Lübnan’da imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından Velid Canbolat’ın, İsrail’in Lübnan ve Suriye’deki nüfuz arayışlarına karşı duyduğu derin varoluşsal endişeyi ele alıyor. Şufi'ye göre Süveyda’da yaşanan katliamlar ve bölgesel boşluklar Dürzi cemaatini İsrail’in etki alanına iterken, Canbolat topluluğun tarihi kimliğini korumak adına ortak bir Arap-İslam mutabakatına sığınıyor. Bu doğrultuda Ankara-Beyrut hattındaki yeni dengeleri gözeten Canbolat, mevcut anlaşma yerine 1949 ateşkesine dönülmesini savunarak Meclis Başkanı Nebih Berri ile ortak bir direniş hattı inşa etmeye çalışıyor.
Son günlerde, Sosyalist İlerici Parti’nin eski lideri Velid Canbolat’ı hedef alan medya kampanyaları, Lübnan yönetiminin Washington’da işgalci İsrail rejimiyle imzaladığı çerçeve anlaşmasına karşı takındığı tavır nedeniyle ivme kazandı.
Canbolat’ın anlaşmaya yönelik eleştirilerinin dozu; Türkiye-İsrail hattındaki gerilim, Suriye Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani’nin Ankara’nın taleplerini taşıdığı düşünülen Beyrut ziyareti ve Meclis Başkanı Nebih Berri ile yürütülen kesintisiz koordinasyonun etkisiyle daha da arttı.
Canbolat, Sayda kıyılarından Suriye’nin güney derinliklerine uzanan coğrafyayı büyük bir endişeyle izliyor. Bu endişenin kaynağında; İsrail’in Lübnan ve Suriye’nin güneyindeki tahakkümünün yaratacağı artçı sarsıntılar, bölgede bir "Dürzi kuşağı" oluşturmaya yönelik eski fakat her dönem tazeleyen planlar yatıyor.
Ayrıca işgal altındaki Filistin’de Dürzi cemaatinin ruhani lideri Muvaffak Tarif’in, işgal ordusundaki Dürzi subaylar ve siyasi figürlerle çevrili olarak kazandığı yeni rol ile Suriye’deki Dürzi lider Hikmet el-Haceri'nin İsrail’e Süveyda’yı ilhak etme çağrısı yapmaya meyletmesi de bu kaygıları besliyor.
Şam’da yönetimi ele geçirmesinin hemen ardından, eski Suriye rejimiyle hesaplaşma arzusu ve yeni iktidarla ittifak kurma güdüsüyle geçiş dönemi başkanı Ahmed el-Şara’yı ziyaret eden ilk Lübnanlı lider Canbolat olmuştu.
Canbolat’ın buradaki bir diğer amacı, Şam’daki çöküşün ardından İsrail’in Süveyda üzerindeki emellerinin önüne geçmekti.
Ancak bugün Canbolat, İsrail’in Lübnan’daki yayılma tehlikesiyle karşı karşıya. İşgal gücünün Şeyh Dağı (Cebel-i Şeyh) ile Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgeleri kontrol altında tutması, çerçeve anlaşmasının İsrail’e sunduğu siyasi nüfuz ve Şara yönetimine bağlı silahlı grupların Süveyda, Sahnaya ve Caramana’da gerçekleştirdiği katliamların halkta yarattığı infial, Dürzi sokaklarında İsrail etkisinin zemin bulmasına yol açıyor.
Canbolat, İsrail yayılmacılığına karşı Dürzi muhalefetini genişletmeye çalışırken, çerçeve anlaşması Lübnan’daki bu nüfuzu daha da pekiştiriyor.
Süveyda’daki kriz sürerken, Arap dünyası kurtarıcı bir rol üstlenmekten kaçınıyor ve gelişmeleri kendi akışına bırakıyor.
Suriye’de Şara ile Haceri'nin uzlaşmaz tavırları, Şam yönetiminin faillerden hesap sorma konusundaki acziyeti Dürzileri İsrail karşısında korumasız bırakırken, Lübnan kamuoyu da çerçeve anlaşması ve diğer temel meseleler etrafında derin bir bölünme yaşıyor.
Canbolat’ın Şam’daki yeni yönetime yönelik hesaplarının isabeti tartışmaya açık olsa da -ki kendisi yaşanan katliamlardan bu yönetimi sorumlu tutuyor- Haceri'nin katliamlardan önce adımlarını İsrail ile koordine ettiğine inanıyor. Ona göre yaşanan pek çok güvenlik ve siyaset krizi, Şara yönetimini bir kıyıma sürüklemek isteyen İsrail bağlantılı odaklarca kışkırtıldı.
Canbolat’ı harekete geçiren asıl unsur ise İslam ve Arap dünyasında Dürzileri hedef alan "medya üzerinden şeytanlaştırma" kampanyasının başarıya ulaşması kaygısıdır.
Zira son dönemde Arap medyasında ve sosyal ağlarda Dürzilerin "işgalcinin işbirlikçisi" olarak resmedilmesi, bölgedeki mezhebi çılgınlığın ortasında, sayıca az olan bu topluluk için varoluşsal bir tehdit barındırıyor. (Aynı medyanın, çoğu Arap ve İslam ülkesinin İsrail ile kurduğu fiili temasları ve işgal ordusundaki Filistin kökenli Müslümanların varlığını görmezden gelmesi ise madalyonun diğer yüzünü oluşturuyor.)
Canbolat, gerekçesi ne olursa olsun Dürzilerin bu İsrail tuzağına düşmemesi gerektiği fikrinden hareket ediyor. Ona göre cemaatin bekasını korumak ve Arap dünyasıyla olan bağlarını muhafaza etmek için Lübnan, Suriye ve Filistin’deki Dürzilerin duruşu "ortak İslami mutabakatın" sınırları içinde kalmalıdır.
Bu da ancak İsrail işgaline ve Tel Aviv’in zemin hazırladığı kantonlaşma (küçük devletçikler) mantığına karşı net bir duruş sergilemekle mümkündür.
Canbolat’ın çerçeve anlaşmasına yönelik sert muhalefeti ve doğrudan müzakere seçeneğini tamamen dışlamadan, çıkış yolu olarak 1949 tarihli ateşkes antlaşmasına dönülmesini önermesi bu arka planla anlam kazanıyor.
Bu süreçte Arap dünyasının, özellikle de Lübnan’daki dengelerin geleneksel aktörü Suudi Arabistan’ın bıraktığı boşluğu Türkiye’nin doldurmaya başlaması dikkat çekiyor.
Canbolat bu denge stratejisini Berri ile yakın işbirliği içinde yürütüyor. Bu ortaklık sadece tarihsel bir ittifaka değil, Berri’nin Lübnan’ın siyasi ve mezhebi yapısında temsil ettiği ağırlığa dayanıyor.
Zira Canbolat’ın bu aşamada Hizbullah ile doğrudan bir teması bulunmadığı gibi, başta çerçeve anlaşmasını destekleyenler olmak üzere Lübnan’daki diğer siyasi aktörlerle ilişkileri de oldukça gergin bir seyir izliyor.
Çeviri: YDH