
YDH- İngiliz The Guardian gazetesi yazarı Nesrin Malik, İsrail toplama kamplarında Filistinli tutsaklara yönelik işkence, kötü muamele, “idari tutukluluk” ve zorla kaybetme uygulamalarının sistematik bir yapıya dönüştüğünü belirterek, ortaya çıkan bazı görüntülerin ABD'nin Irak'taki Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki işkence ve aşağılama görüntülerini hatırlattığını yazdı.
Malik, makalesine, Gazze'nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesinin müdürü Filistinli doktor Hüsam Ebu Safiye'nin bu ayın başlarında avukatına söylediği sözlerle başladı:
"Bu son. Hayatta kalacağımı düşünmüyorum. Beni öldürmek için buraya getirdiler."
Ebu Safiye'nin 18 ay önce İsrail güçleri tarafından alıkonulduğunu ve o tarihten bu yana herhangi bir suçlama yöneltilmeden veya yargılanmadan tutulduğunu belirten Malik, Filistinli doktorun çekiç ve coplarla dövüldüğünü, her gün şiddete maruz bırakıldığını ve bilincini kaybettiğini bildirdiğini aktardı.
Yazar, Ebu Safiye'nin son görüntülerinde, Gazze'de kuşatma altındaki sağlık çalışanlarının imkânsız koşullarda yürüttüğü çalışmaların sesi olduğu döneme kıyasla çok daha zayıflamış halde görüldüğüne dikkat çekti.
"Beni öldürmek için buraya getirdiler"
Ebu Safiye'nin haziran ayında, başlangıçta organize suç örgütlerinin üst düzey üyelerini tutmak amacıyla inşa edilen ancak daha sonra "insanlık dışı" olduğu gerekçesiyle kapatılan yer altındaki Rakefet toplama kampına nakledildiği belirtildi.
Söz konusu tesisin, aşırı sağcı İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir tarafından 2023'ün sonlarında yeniden açıldığı kaydedildi.
Malik, Ebu Safiye ve burada tutulan diğer Filistinli tutsakların hiçbir zaman gün ışığı görmediğini ve bunun Cenevre Sözleşmelerinin ihlali olduğunu belirtti.
Filistin toprakları ve İsrail genelinde Ebu Safiye gibi yaklaşık 3 bin 500 Filistinlinin, her altı ayda bir süresiz olarak yenilenebilen "idari tutukluluk" kapsamında tutulduğunu aktaran Malik, bunların yaklaşık 200'ünün çocuk olduğuna dikkat çekti.
Yazar, "Bir Filistinli bu kurallar kapsamında gözaltına alındığında, esasen devlet tarafından kaçırılmış oluyor." ifadelerini kullandı.
Malik, İsrail tarafından alıkonulan Filistinlilerin karşılaştığı koşulları "gerçek cehennem" olarak nitelendirerek, bu yılın başlarında serbest bırakılan Filistinli gazeteci Ali es-Semudi'nin durumuna dikkat çekti.
Yaklaşık vücut ağırlığının yarısına denk gelen 60 kilogram kaybeden Semudi'nin serbest bırakıldığında tanınmaz halde olduğunu belirten Malik, Filistinli gazetecinin CNN'e yaptığı şu açıklamayı aktardı:
"Bugün hapishane, kelimenin tam anlamıyla cehennemdir. Bize yaptıkları her şey ceza ve intikamdı."
Ebu Gureyb'i hatırlatan görüntüler
Malik, İsrail toplama kamplarındaki kötü muamele, işkence ve ölümlerin boyutlarının geniş çapta belgelendiğini ancak zaman zaman ortaya çıkan bazı görüntülerin, şiddetten duyulan haz ve pervasızlık bakımından Ebu Gureyb'i hatırlattığını belirtti.
Yazar, bu ayın başlarında bir İsrail askeri tarafından sosyal medyada yayımlanan bir fotoğrafa dikkat çekti.
Fotoğrafta, Gazze'den bir Filistinlinin yüzüstü yatırıldığı, iç çamaşırına kadar soyulduğu ve halatlarla bir tahta ile demir çubuğa bağlandığı görüldü.
İsrail askerinin fotoğrafı İbranice "Günaydın" notuyla paylaştığını belirten Malik, görüntüde Ebu Gureyb'in bütün izlerinin bulunduğunu ifade etti.
Yazar, fotoğrafın "uğursuz bir böbürlenmeyi, soyulmuş tutsakların cinselleştirilmiş biçimde aşağılanmasını ve görüntülerin bir tür ganimet gibi sergilenmesini" yansıttığını kaydetti.
Malik, bunların münferit vakalar olmadığını ve mevcut savaş sırasında ortaya çıkmadığını, ancak savaşla birlikte hız kazandığını vurguladı.
“İdari tutukluluk” ve kötü muamelenin, Filistinlileri insan haklarından koparan, korkutmayı, morallerini kırmayı ve toplu biçimde cezalandırmayı amaçlayan daha geniş ve uzun süredir var olan bir sistemin parçası olduğunu belirtti.
Naaşlar alıkonuluyor, binlerce Filistinli kayıp
Malik, İsrail'in onlarca yıldır Filistinlilerin naaşlarını ailelerine teslim etmeyi reddederek alıkoyma politikası izlediğine dikkat çekti.
Bazı naaşların kapalı askeri bölgelerdeki numaralı mezarlara gömüldüğünü, bazılarının ise soğutucularda tutulduğunu belirten yazar, İsrail gözetiminde hayatını kaybeden 100 Filistinlinin naaşının da bunlar arasında olduğunu kaydetti.
Malik, söz konusu Filistinlilerin nasıl öldüğüne ilişkin hiçbir bilgi verilmediğini vurguladı.
Yazar ayrıca, görgü tanıklarına göre İsrail makamları tarafından gözaltına alınmasına rağmen resmi olarak kayda geçirilmeyen Gazzelilerin durumuna dikkat çekti.
İsrail merkezli insan hakları örgütü HaMoked'in bu vakaları "zorla kaybetme" olarak nitelendirdiğini belirten Malik, örgütün yaklaşık 2 bin kişinin nerede olduğunu belirlemeye çalıştığını aktardı.
Yazar, bütün bunların Filistinlilerin sürekli bir eziyet düzeni altında yaşadığı gerçekliğin yalnızca bazı kesitleri olduğunu ifade etti.
Malik'e göre bunun sonucunda, Filistinlilere hayatlarının ve hatta naaşlarının dahi İsrail devletine ait olduğu mesajını veren, katmanlı ve karmaşık travmalar oluşuyor.
Yazar, kötü muamelenin somut altyapısının tek başına dehşet verici olduğunu ancak sistemin aynı zamanda Filistinlilerin özerklik fikrini sürekli biçimde boğmaya yönelik önemli bir psikolojik boyut taşıdığını belirtti.
"Amaç, Filistin toplumunun dokusunu parçalamak"
Malik, tutsak alınanlar arasında gazeteciler, doktorlar ve sivil toplum mensupları gibi toplum içinde liderlik rolü üstlenen veya toplumsal değerleri temsil eden çok sayıda kişinin bulunduğuna dikkat çekti.
Bu kişilerin herhangi bir devletin veya toplumun temelini oluşturan ağın parçası olduğunu belirten yazar, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu ağın, Filistin veya Filistin halkı diye bir şey olmadığı mesajını vermek için parçalanması gerekiyor."
Malik, bütün bunların dünyanın gözü önünde gerçekleşmesinin dikkat çekici olduğunu vurguladı.
Filistinli bir tutsağın cinsel saldırıya uğradığını gösteren görüntülerden iç çamaşırıyla bir demir çubuğa bağlanan Filistinlinin fotoğrafına kadar birçok ihlalin açıkça görülebildiğini belirten yazar, bunların insan hakları kuruluşlarınca belgelendiğini, İsrail askerlerince paylaşıldığını ve İsrailli siyasetçiler tarafından övünç konusu yapıldığını kaydetti.
Buna rağmen İsrail içinde bu uygulamalara karşı çok az protesto yapıldığına ve İsrail'in Batılı müttefiklerinin nadiren gerçek bir öfke göstererek somut adım talep ettiğine dikkat çekti.
Malik, İngiltere'de yerleşimci şiddetine, yerleşimcilere yaptırım uygulanmasına ve Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın kısa süre önce önerdiği gibi yasa dışı yerleşimlerle ticaretin yasaklanmasına odaklanıldığını belirtti.
Ancak yazar, bunun "asıl sorunu İsrail devletinin merkezinden uzak bir yere konumlandırma çabası" gibi göründüğünü ifade etti.
"Ebu Gureyb dünyayı sarstı, peki şimdi nerede bu tepki?"
Malik, İsrail'in yer altı toplama kamplarında giderek eriyen ve ölümleri önceden haber verilmişçesine dünyanın gözleri önüne çıkan Filistinli tutsakların görüntülerinin kendisine Ebu Gureyb'i hatırlattığını belirtti.
Ebu Gureyb'den çıkan fotoğrafların dünyayı sarstığını, skandala yol açtığını ve dizginsiz güç, ırkçılık ve zulümle özdeşleşen bütün bir dönemin sembolüne dönüştüğünü hatırlatan Malik, bunun gerçekleşebilmesi için soruşturma ve hesap verebilirlik talep eden bir medya ve siyaset sınıfının var olması gerektiğini kaydetti.
Yazar, "Bugün böyle bir tutum gerek İsrail içinde gerekse dışarıdan baskı uygulayabilecek çevreler arasında nerede bulunabilir?" diye sordu.
Malik, İngiltere'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısının kısa süre önce ülkesinin "İsrail güçlerinin Filistinli tutsaklara karşı gerçekleştirdiği belgelenmiş cinsel şiddetten" endişe duyduğunu açıklamasının ve İsrail'e bu ihlalleri soruşturma çağrısı yapmasının bir ölçüde umut verdiğini belirtti.
Ancak yazar, İsrail'in gerçekten soruşturma yürüteceği ihtimaline ilişkin makalesini şu sözlerle tamamladı:
"Fakat sanırım herkes bunun gerçekleşmeyeceğini biliyor."